Osmanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Orhan Gâzi, babası Osman Gâzi'nin açtığı "İ'lâ-yı Kelimetullâh" uğrunda küffârla mücâdele yolundan yürümüş ve Osmanoğulları Beyliği'ni kısa sürede beylikten hanlığa dönüştürmüştür.
Orhan Gâzi, hükümdarlığın debdebe ve ihtişam dolu yaşantısından uzak tutan, son derece sâde ve mütevâzı bir pâdişahtı.
Orhan Gâzi Han vefâtı yaklaşınca, yerine geçecek olan oğlu Murad Hüdâvendigâr'a şöyle vasiyette bulunmuştu:
"Oğul!.. Saltanatının ihtişâmına mağrur olma... Unutma ki dünya, Süleyman Aleyhisselâm'a dahî kalmamıştır; onun bile tahtı âkıbet-vîrân olmuştur. Dünya saltanatı zaten hep fânîdîr. Şunu da unutmayasın ki; dünya saltanatı geçicidir, lâkin büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz'in şefâatine mazhariyyet için, bu fırsatı iyi değerlendiresin! Dünyaya âhiret ölçüsüyle baktığında, ebedî saâdeti fedâ etmeye değmediğini göreceksin!... Osmanlı'ya iki kıt'a üzerinde hükmetmek yetmez!.. Zira i'lâ-yı Kelimetullâh dâvâsı, iki kıt'aya sığmayacak kadar ulu bir dâvâdır! ...
Oğul!.. Kur'ân-ı Kerîm'in hükmünden ayrılma! Adâletle hükmet!.. Gâzileri gözet... Dine hizmet edenlere hizmet etmeyi kendin için şeref bil!.. Zâlimleri cezalandırmakta sakın ola tereddüt göstermeyesin! Adâletin en kötüsü geç tecellî edenidir. Sonunda hüküm isâbetli dahî olsa, geciken adâlet de bir bakıma zulümdür!" (Hoca Sa'deddin Efendi, "Tâcü't-Tevârîh", c. 1, s. 64-65)