"Birbiri peşinden gönderilenlere andolsun ki!
Estikçe eserek (zararlıları) savurup atanlara andolsun ki!
(Hakikat) tohumlarını yaydıkça yayanlara andolsun ki!
(Hak ile bâtılın, hakikat ile dalâletin, doğru ile eğrinin) arasını ayırdıkça ayıranlara andolsun ki!
(Kalplerde) Allah'ın zikrini uyandıranlara andolsun ki!
Gerek (Allah'a yönelenleri) arıtmak, gerek (kötüleri) sakındırmak için olsun.
Bilin ki size vaad olunan şeyler mutlaka olacaktır.
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman. Gök yarıldığı zaman. Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman. Peygamberlerin belirli vakti geldiği zaman. Hangi güne ertelenmişti? Hüküm gününe. Hüküm gününün ne olduğunu bilir misin?
O gün, (hakikatleri) yalanlayanların vay haline!
Biz öncekileri helâk etmedik mi? Sonra geridekileri de onların arkasına takacağız. İşte biz günahkârlara böyle yaparız.
O gün, (hakikatleri) yalanlayanların vay haline!
Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı? Sonra o suyu belli bir süreye kadar sağlam bir karargâh olan rahime yerleştirdik. Biz buna güç yetirmişizdir. Biz ne mükemmel kudret sahibiyiz!
O gün, (hakikatleri) yalanlayanların vay haline!
Biz yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı? Diriler ve ölüler için. Yeryüzünde haşmetli dağlar meydana getirdik. Size tatlı sular içirdik.
O gün, (hakikatleri) yalanlayanların vay haline!" (Mürselât: 1-28)