Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:
"Dünya hayatında onların maişetlerini kendi aralarında biz taksim ettik." (Zuhruf: 32)
Kullarının geçim işini kendilerine bırakmayıp bizzat üzerine almıştır.
Hadis-i şerif'te de şöyle buyuruluyor:
"İnsanoğlu ecelinden kaçtığı gibi rızıktan da kaçsa; ecel, her nerede olsa onu bulduğu gibi rızık da kendisini arar bulur." (Câmiü's-sağir)
Böyle olunca "Biz taksim ettik." fermanına inanan bir kimse, hırstan, tamahtan ve buna bağlı kötü huylardan kurtulmuş, huzur ile ömrünü geçirmiş olur. Çünkü taksimatta ayrılmış olan rızkın kişiye ulaşmasını dünyadaki bütün insanlar birleşip mâni olmaya kalksalar mâni olamazlar. Bütün insanlar bir araya gelseler, taksimatta ayrılmamış olan rızkı veremezler.
Mümin; rızkının Allah-u Teâlâ'nın takdiri ve tedbiriyle olduğunu bildiği için, ilâhi taksime râzı olur, rızkı ne kadar az da olsa kalbi rahat eder. Kâfirin ise kanaatı olmadığından, rızkı ne kadar çok ve zengin de olsa kalp darlığından kurtulamaz.
Resul-i Ekrem -s.a.v.- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Cenâb-ı Hakk'ın verdiği rızka kanaat eden mümin cennete dahil olur." (Münâvi)
Hadis-i şerif'te öyle bir müjde var ki, kanaatkâr olan kimse dünyada iken cennete girmiş oluyor. Çünkü o sahibinden râzı, Mevlâ da o kulundan râzı.