
Akıllı kimse kalbiyle konuşur, kalbiyle görüşür. Kalben söylenenleri duyar, bilir.
Hakikat yolundaki yakınlık kalbendir. Bu gönül yakınlığıdır, kalıp yakınlığı değildir. Bizim yolumuz Allah yoludur, kalp yoludur. Kalpten kalbe yol vardır ama kalıptan kalıba yoktur.
İnsanı insan yapan, onun her türlü faaliyetlerine mânâ kazandıran ve ilâhi emirler karşısında insanın yükümlülük ve sorumluluk altına girmesini sağlayan akıldır.
Akıl ancak; İslâm dinine uymakla, Allah-u Teâlâ’nın emirlerini yapıp nehiylerinden kaçınmakla, Resulullah Aleyhisselâm’ın emir ve izinden yürümekle Hakk’ın sevgisini kazanır.
“O kullarım ki, sözü işitip de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allah’ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. İşte bunlar öz akıl sahiplerinin tâ kendileridir.” (Zümer: 18)
Akıllar derece derecedir. Biz daha evvel kitaplarımızda Meaş akıl, Mead akıl, Akl-ı nûrani ve Akl-ı kül’ü açıklamış, aklın nihayeti ve en üstünü olan Ulül-elbâb’dan bahsetmiştik. Akılların derecelerine göre ilimlerin ve kalplerdeki durumlarını etraflıca izâh etmiştik.
Öz olarak şöyle arz edelim:
Akl-ı meaş olanların yalnız dünya işlerine akılları çok erer.
Bu akıl sahipleri baygındır. Kısa görüşlüdür. Sadece görünüşe göre hüküm yürütür.
Âyet-i kerime’de:
“Onlardan kimi nefsine zulmedendir.” buyuruluyor. (Fâtır: 32)
Allah-u Teâlâ bizi kendisini bilmemiz ve kendisine ibâdet etmemiz için yarattığı halde, nefs-i emmâre’deki bu insanlar; emanet-i ilâhi olan aklı kötüye kullanmış, gönderiliş sebebini bilememiş, lütuf ve ihsanları vereni unutmuş, şeytana uymuş, dünyaya tapmış ve böylece yolunu değiştirmiştir.
Akl-ı meaş’da olanların kimi para hırsındadır, kimi lezzetler peşindedir. Kimisi çocuğunu düşünür, kimisi şehvet yolundadır.
Ve fakat gün gelir, ömür sona erer. Tûl-i emel bitmiştir. Herkes sorguya çekilmiştir. Kimisi saâdet-i ebediyeye varmıştır, kimisi de kendisini helâk etmiştir. Zira o, niçin yollandığını bilmedi, dünyaya o kadar tapmıştı ki, onun için gönderildiğini sanmıştı.
Akl-ı mead olanların hem dünyaya hem ahirete aklı erer.
Bu akıl sahipleri yarı aygın, yarı baygındır. Hakk’a giden bir rehber bulursa ayılır, bulamazsa bayılır.
Âyet-i kerime’de:
“Kimi mutedildir.” buyuruluyor. (Fâtır: 32)
Bunlar orta yolu tutanlardır. Allah-u Teâlâ’nın emirlerine riâyet etmeye gayret göstermelerine rağmen, gevşek davranırlar ve günah işlerler. İyilikle kötülüğü birbirine karıştırırlar.
Akl-ı mead olanlar hem dünya hayatını hem de ahireti düşündükleri için sayıları Akl-ı meaş’da olanlar kadar çok değildir, nispeten ayıklanmışlardır. İbadet de ederler, kabahat da ederler.
Mead akla sahip olanlar; zahidler sınıfına dahildirler, iyiliği ve kötülüğü tefrik etmek suretiyle hareket ederler, ibadet ve taata devam ederler. Fakat yaptıkları her hayırlı işlerde nefis karışır ve müdahale eder ve payını alır.
İyi arkadaş bulursa iyiliğinde devam eder, ibadet ve taatını artırır. Fakat kötüsü ile olursa onu oradan çabuk saptırabilir. Çünkü mânen kuvvet bulmuş değildir...