
Muhammed Aleyhisselâm’ın risaleti; “Kâffeten linnas = Tüm insanlara” olduğundan, bütün peygamberler onun ümmetinin birer ferdidirler.
Bütün peygamberlerin mucizeleri kendi zamanlarına ve mekânlarına aitti. Kur’an-ı Azimüşşan mucizesi ise kıyamete kadar ve her yer için geçerli ve süreklidir.
•
Ashâb-ı kiram’dan Mikdad -radiyallahu anh- buyururlar ki:
“Ben ve iki arkadaşım yoldan geldik. Açlıktan gözlerimiz ve kulaklarımız gitmişti. Kendimizi Resulullah Aleyhisselâm’ın ashâbına arz etmeye başladık. (Onlar da ihtiyaç içinde oldukları için) Hiçbiri bizi kabul etmiyordu. Derken Resulullah Aleyhisselâm’a geldik, bizi hanesine götürdü. Bir de baktık ki üç keçi var.
Resulullah Aleyhisselâm; “Şu sütü aramızda (paylaşmak üzere) sağın!” buyurdu.
Artık sütü sağıyor ve bizden her birimiz nasibini içiyordu. Resulullah Aleyhisselâm’a da nasibini takdim ediyorduk. Geceleyin gelerek öyle bir selâm veriyordu ki, uyuyanı uyandırmaz, fakat uyanık olana işittirirdi. Sonra mescide gelir, namaz kılar, sonra sütünün başına gelerek içerdi.
Derken bir gece bana şeytan geldi. Tam nasibimi içmiştim. (Dedi ki:)
“Muhammed ensara geliyor, ona hediye veriyorlar, onların yanında hissedar oluyor. Onun bu bir yudum süte ihtiyacı yoktur.”
Bunun üzerine sütün başına gelerek onu içtim. Karnıma yerleştiği ve onu çıkarmaya bir çare olmadığını anladığım vakit şeytan bana pişmanlık verdi ve;
“Yazık sana! Ne yaptın sen! Muhammed’in sütünü mü içtin?
Bir gelir de onu bulamaz ve sana beddua ederse helâk olursun. Dünyan da gider ahiretin de gider.” dedi.
Üzerimde bir örtü vardı. Onu ayaklarıma koyarsam başım meydana çıkar, başıma koyarsam ayaklarım meydana çıkardı. Uykum gelmemeye başladı, iki arkadaşım ise uyudular, onlar benim yaptığımı yapmadılar.
Derken Resulullah Aleyhisselâm gelerek eskiden verdiği gibi selâm verdi. Sonra mescide geldi ve namaz kıldı. Sonra sütün başına gelerek onu açtı, amma kabın içinde bir şey bulamadı. Bunun üzerine başını semaya kaldırdı. Ben içimden;
“Şimdi bana beddua ediyor ve helâk oluyorum.” dedim.
Halbuki o; “Allah’ım! Bana yiyecek verene sen de yiyecek ver! Su verene sen de su ver!” diyordu.
Ben örtüyü üzerime bağladım ve bıçağı alarak keçilerin yanına gittim. Hangisi semiz ise onu Resulullah Aleyhisselâm’a kesecektim. Bir de baktım ki keçinin sütü toplanmış, baktım hepsinin sütleri toplanmış. Bunun üzerine Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in ailesinin bir kabını ele geçirdim. Onun içine süt sağmaya tama etmezlerdi. İçine sağdım, hatta sütün üzerine köpük çıktı. Sonra Resulullah Aleyhisselâm’a geldim.
Bana; “Bu akşam sütünüzü içtiniz mi?” dedi.
Ben; “Yâ Resulellah iç!” dedim.
İçti, sonra bana vedi.
Ben yine; “Yâ Resulellah iç” dedim.
İçti, sonra bana verdi.
Resulullah Aleyhisselâm’ın kandığını ve duâsına nâil olduğumu anlayınca güldüm. Hatta yere düştüm. Bunun üzerine bana; “Bu senin yaramazlıklarından biri (olsa gerek) yâ Mikdad!” dedi.
Ben de; “Yâ Resulellah! Halim şöyle idi, ben de şöyle yaptım.” dedim.
Resulullah Aleyhisselâm;
“Bu Allah’ın rahmetinden başka bir şey değildir. Sen benden izin istesen de arkadaşlarımızı uyandırsak, onlar da bu sütten nasibdar olsalardı ya!” buyurdu.
Ben; “Seni hak dinle gönderen Allah’a yemin olsun ki, ondan sen ve seninle beraber ben de nasibdar olduktan sonra, insanlardan kimin ondan nasibdar olacağına aldırış etmem.” dedim.” (Müslim: 2055)
•
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in tarihî hicret yolculuğu esnasında sıkıntılar ve zahmetlerle karşılaşıldığı gibi, beşaretle ve rahmetlerle de karşılaşılıyordu.
Kudeyt’ten geçerlerken Ümmü Mâbed’e uğradılar. Şahsiyet sahibi olan bu yaşlı kadın, kuraklık yıllarında çadırının önüne oturup, gelen geçenlerin su ve yiyecek ihtiyacını karşılamaya çalışır, kendisine uğrayanları ağırlardı.
Ondan hurma, et, süt gibi herhangi bir yiyecek satın almak istediler, o bölgede kıtlık ve açlık vardı.
Kadın; “Vallâhi yanımızda herhangi bir şey olsaydı, sizi ağırlamaktan çekinmezdim.” dedi.
Resulullah Aleyhisselâm ileride zayıf bir keçi gördü.
“Yâ Ümmü Mâbed! Keçiye ne diyorsun?” buyurdu.
“Bu zavallı keçi sürüden geri kaldı, onda süt verecek derman nerede?” dedi.
“Onu sağmama izin verir misin?” diye sordu.
“Anam babam size feda olsun, eğer onda birazcık süt bile varsa sağabilirsiniz!” cevabını verdi.
Resulullah Aleyhisselâm keçiyi yanına getirtti, mübarek eliyle belini ve memelerini sığadı. Bolca süt ihsan etmesi için Allah-u Teâlâ’ya niyazda bulundu ve Allah’ın adıyla sağmaya başladı. Herkes şaşakalmıştı, zira keçiden fışkırırcasına süt geliyordu. Oradakiler doyasıya ondan içtiler, en sonunda Resulullah Aleyhisselâm içti, kovayı tekrar doldurarak;
“Bu sütü kocan gelince verirsin.” buyurdu ve tekrar yola koyuldular.
•
İyâs bin Seleme -radiyallahu anhümâ- babasından rivayet etmiştir:
“Hudeybiye’ye Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-le beraber geldik. 1400 kişi idik. Kuyunun başında elli koyun vardı. Kuyu bunları bile sulayamıyordu. Derken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuyunun kenarına oturdu da ya duâ etti yahut tükrüğünü sürdü. Bunun üzerine kuyu coştu, biz de hem su içtik hem hayvan suladık.
Sonra Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizi ağacın altında beyata dâvet etti. Ona cemaatten evvelâ ben beyat ettim. Sonra birer birer herkes beyat etti.” (Müslim: 1807)