
Fâtiha-i şerif’te:
“Hamd, âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur.” buyuruluyor. (Fâtiha: 1)
Sen âlemlerin içinde bulunduğun halde bu sözü söylersen, sözden ibaret kalır.
Hakikat şudur:
“Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn” O âlemlerin Rabb’idir.
“Ey bütün bu âlemleri yoktan var eden, nimetlere gark eden!” dediğin zaman, sen şimdi âlemlerin içinde kaldın, O ayrıldı. O ayrı, sen ayrı, âlemler ayrı.
“Yaratıcı yalnız sensin, kâinat; kâinatı da böyle yarattın. Bu mahlukatın içinde ben de varım.” diyorsun.
Siz bu hakikati anlamıyorsunuz, anlasanız bile zâhirini anlıyorsunuz. Fakat tatbikata geçtiği zaman okuyamazsınız, ancak tariflerini okursunuz. Biz Cenâb-ı Hakk’ın izniyle bunun kendisini okuruz.
“Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn” O öyle bir Allah ki, âlemlerin yaratıcısı ve mürebbisidir. Âlemler maske gibi hükümsüzdür. Çünkü “Ol!” emriyle oluyor, “Öl!” emriyle ölüyor.
Allah-u Teâlâ bu Âyet-i kerime’lerin sırrına kimi mazhar ederse, o bilir ve görür.
O, “Rabbü’l-âlemîn”dir. Âlemleri O yaratıyor. İçte O. İnsanoğlu zannediyor ki kendisi var, O’na bakmaya çalışıyor. Ne kadar ters bir durum!
Hâlbuki gerek insan gerek kâinât yalnız bir perdeden ibarettir. Perdeyi kaldır O var. Perdeye “Ol!” diyor, perde oluyor. Yaratan O’dur. Yani O içte, sen dışta... Sen dıştasın, içtekini aramaya, perdede O’nu görmeye çalışıyorsun. Bu mümkün değildir. Sen bir perdeden ibaretsin, kâinât da bir perdedir. Perdeyi kaldır O var. En ince sır ilmi, sırların sırlarının özü bu üç noktadadır, marifetullah ilminin hülâsasıdır. Bu noktayı kavradığınız zaman ilimlerin anahtarını kavramış olacaksınız.
İhlâs Sûre-i şerif’i de böyledir.
“De ki: Allah bir tektir.” (İhlâs: 1)
Allah-u Teâlâ müstakil bir vücuddur. O’ndan başka hiçbir mevcud yoktur.
Fakir “Kul hüvallahu ehad.” dediğim zaman O’nu zikrediyorum, ismini zikretmiyorum. Ehad dediğim zaman Ehad’ı görmem lâzım.
O “Ehad”dır. Hem Ehad diyorsun, hem de sen varsın O yok. Ehad diyorsun amma senden başkası yok. İşte insanların Allah-u Teâlâ ile durumu budur. Marifetullah ilmi ile diğer ilimleri buradan ayırın.
Nitekim Sıddîk-ı Ekber -radiyallahu anh- Hazretleri:
“Ben Allah’ı gördüm, başka bir şey görmedim.” buyurmuştur.
O Ehad’ı görmüş, başka bir şey görmemiş.
Ne kendini görür, ne de yaratılmışları görür. Kendisi çıktı aradan. Yoksa kendisi var iken görebilir mi? Göremez. Zira aslı zaten bir damla kerih su. O kerih suyu Allah-u Teâlâ bir maske haline getirmiş. O’nu görür, O’ndan görür, başka bir şey görmez. Kendisini bir maskeden ibaret olarak gördüğü gibi, kâinatın da bir maskeden ibaret olduğunu o zaman görür. En mühimi ise, o zaman Yaratan ile yaratılmış olanların ayrı olduğu görülür. Çünkü yaratılanlar bir “Kün feyekün”den ibarettir. “Ol!” der, hemen oluverir.