
Âlem-i ervah’ta “Elest” bezminde ilk defa ahid ve misak alınan, “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” hitâb-ı izzetine ilk cevap veren odur.
Peygamberliği her ne kadar surette diğer peygamberlerden sonra ise de, hakikatte onlardan öncedir. Âlem-i şehâdette son peygamber, Âlem-i misâl’de ilk peygamber.
Hadis-i şerif’lerinde:
“Âdem ruh ile ceset arasında iken ben peygamberdim.” buyurmuşlardır. (Ahmed bin Hanbel)
Allah-u Teâlâ’nın kendi nûrundan ilk olarak yarattığı varlık odur. Resulullah Aleyhisselâm’ın o zamanın peygamberi olduğu, peygamber olarak halkedildiği beyan ediliyor:
“Ben yaratılış bakımından peygamberlerin ilki olduğum halde, onların hepsinden sonra gönderildim.”
Bunun içindir ki bütün peygamberlere ve ümmetlere şahit olacaktır.
Öyle yüce bir peygamberdir ki, ümmet-i muhteremesi kabirde az kalacaklar ve kıyamet gününde en önce dirileceklerdir.
“Mevcud idi zâtın yoğ iken âlem ü âdem
Sen evvel idin hem de nihayetsin efendim.”
Peygamber oluşunu ispat eden mucizeler o kadar çoktur ki, kesinlikle hiçbir şüphe bırakmamıştır. Bu mucizeleri sayıp sıraya koymak mümkün değildir.
Bu sebeple Allah-u Teâlâ onu, seçtiği diğer peygamberlerden öne almıştır:
“Hatırla o zamanı ki, biz peygamberlerden kesin söz almıştık. Resul’üm! Senden de, Nuh’dan da, İbrahim’den de, Musa’dan da, Meryem oğlu İsâ’dan da...” (Ahzâb: 7)
Çünkü o, bütün peygamberlerden önce anılıp en son gönderilen peygamberdir.
•
Âdem Aleyhisselâm’a verilen kitap, bazı hak kelimelerden ibaretti. İbrahim Aleyhisselâm’a verilen kitap da bazı kelimelerden ibaretti.
“Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde de vardı.” (Â’lâ: 18-19)
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğuna göre, Musa Aleyhisselâm’ın kitabı da sahifelerden ibaretti.
Muhammed Aleyhisselâm’ın kitabına gelince, o hepsine hâkim olan bir kitaptır.
Hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Resul’üm! Sana da, kendinden önceki kitapları tasdik edip doğrulayıcı ve üzerlerine şahit olarak bu kitabı hak ile indirdik.” buyurmuştur. (Mâide: 48)
Allah-u Teâlâ önceki kitapların güzelliklerini Kur’an-ı kerim’inde toplamıştır. Ayrıca ona diğer kitaplarda bulunmayan yüce vasıflar vermiştir.
•
Allah-u Teâlâ Âdem Aleyhisselâm’ı kudret eliyle yarattı. Muhammed Aleyhisselâm’ın ise kâlb-i şeriflerini şerhederek tathir buyurdu.
Nûr-i Muhammedî, ebu’l-beşer Âdem Aleyhisselâm’ın alnında parlıyordu. O da o nûrdan nasip almıştı. Melâike-i kiram’ın ona tâzim ve tekrim secdesi yapması, Nûr-i Muhammedî sebebi iledir. Tevbesi de o nûru vesile yaptığı için kabul olundu.
•
Hazret-i Allah Nuh Aleyhisselâm’ın gemisini suda yüzdürdü, batmaktan korudu. Muhammed Aleyhisselâm’a ise ondan daha büyük ikrâmda bulunmuştur. Bir su kenarında bulundukları bir sırada, Ebu Cehil’in oğlu İkrime “Karşı sahildeki kayayı çağır, gelirse sana inanacağım.” der. Kayaya işaret edince; kaya yerinden kopar, yüzerek Resulullah Aleyhisselâm’ın huzuruna gelir, risaletine şehadet eder ve yüzerek eski yerine döner.
•
İbrahim Aleyhisselâm için Nemrud’un ateşi gülzar oldu. Hazret-i Allah ateşi onun için selâmet ve serinlik kılmıştı. Muhammed Aleyhisselâm’a ise daha büyük lütuflarda bulunmuştur.
Doğduğu gece İran’ın eski merkezinde mecusilerin bin yıldan beri yanmakta olan ateşleri sönmüştü.
Miraç gecesinde ateş denizinden geçtiği halde selâmet ve emniyetteydi. Zira nar, nûru etkileyemezdi.
Asr-ı saâdet’te küçük bir çocuğun üzerine kaynar tencere dökülmüştü, derisi bütünüyle yandı. Annesi alıp Resulullah Aleyhisselâm’a götürdü. Yanan yerlere üfleyip mübarek elleriyle sıvazladığında, ağrı ve yaralar derhal geçti ve çocuk eski haline döndü.
Enes -radiyallahu anh- Hazretleri yanan tandıra kirli bir mendil atmıştı. Kirden arındığı, bembeyaz olduğu halde yanmadı. Hikmeti sorulduğunda “Resulullah Aleyhisselâm bu mendille yüzlerini silerlerdi. Yüzüne değen nesneyi ateş yakmaz.” buyurdu.
•
Allah-u Teâlâ Musa Aleyhisselâm’a ikrâmda bulunup yeryüzünde onun için Kızıldeniz’i yardı. Muhammed Aleyhisselâm’a ise ikrâmda bulunup gökyüzündeki ayı yardı. Birisi yeryüzünde diğeri ise gökyüzünde. Aradaki fark ne kadar büyük!
Musa Aleyhisselâm ve İsrailoğulları için taştan sular fışkırttıran Hazret-i Allah, Muhammed Aleyhisselâm’ın parmaklarını da çeşme haline getirdi. Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- kana kana içtiler. Taştan suyun fışkırması tabiatının gereği, ya etten suyun fışkırması!
Allah-u Teâlâ Musa Aleyhisselâm’a Yed-i beyzâ’yı vermişti, eli parıl parıl parlıyordu. Muhammed Aleyhisselâm’a ise öyle bir lütufta bulundu ki; Âdem Aleyhisselâm’dan, babası Abdullah’a gelinceye kadar cedlerinin alnına nûrunu iras etti.
Ashâb-ı kiram’dan iki zât Resulullah Aleyhisselâm’ın yanında bulunuyorlardı. Vakit geceydi ve çok karanlıktı. Evlerine gidecekleri sırada ellerine birer çubuk verdi. Çubuklar ışık saçıyordu. Yollarını rahatlıkla görerek evlerine gittiler.
Musa Aleyhisselâm için kelâm mahalli Tûr dağı idi. Muhammed Aleyhisselâm ise mekânsızlık âleminde hem de rüyetle birlikte bu lütfa mazhar oldu.
•
Süleyman Aleyhisselâm için Allah-u Teâlâ bir defasında güneşi geri döndürmüştü. Aynı lütfu Muhammed Aleyhisselâm’a da ihsan buyurdu. Hazret-i Ali -radiyallahu anh-ın dizine başını koyup uyumuştu. Uyandığında güneş batmıştı. Hazret-i Allah güneşi geri döndürdü ve namazını kıldı.
Cinler Süleyman Aleyhisselâm’ın emrine bağlandıkları gibi, Muhammed Aleyhisselâm’a da bağlanmışlardı.
İsâ Aleyhisselâm’ı ref’ettikleri yerin çok yükseğine Muhammed Aleyhisselâm’ı ref’ettiler.