
“Benim gözüm edep sofrasındaki nimetlerden asla doymaz. Her ne kadar cihanda edebin birçok ihsânlarını görmüş ise de.
Hızır’dan ölümsüzlük âleminin hayat suyunu isteyen insanın edep menbaından bir kaç yudum içmesi lâzımdır.
Övünmek, kibir ve cehalet illetlerinin def’i için edep ilâcı gibi hiçbir ilâç görmedim.
Akıllı insan edep eteğine sıkı sıkı sarılırsa kâdir kıymet tahtını ve itibar sadrını elde etmiş demektir.
Sülûk mumunun ışığı, cânı cânâna ulaştırır. Edebin parlak ayı ise gözü aydınlatır.
Eğer edep çeşnisinden dudaklarına bir zerre bulaştırmamış iseler, dostların sözünde ve dudağında güzellik neşesi bulunmaz.
Ey Es’ad, seferden vatanına dönünce edep ummânından (dostlarına hediye olarak) bir kaç inci getir.” (Divân-ı Es’ad)
Efendimiz edebi ne güzel tarif buyurmuşlar. Allah râzı olsun. İzâhı:
“Benim gözüm edep sofrasındaki nimetlerden asla doymaz. Her ne kadar cihanda edebin birçok ihsânlarını görmüş ise de.”
Her ne kadar edebin maddi ve mânevi faydalarını telâkki etmiş ise de, gönlüm edebden bir an bile hâlî kalmak istemez. Edep öyle bir hazinedir ki sonu menzili yoktur.
“Hızır’dan ölümsüzlük âleminin hayat suyunu isteyen insanın edep menbaından bir kaç yudum içmesi lâzımdır.”
Dünya aleminde vuslata ermek dileyen, ölmeden evvel ölmek isteyen ve bunun vesilesini isteyen talibin edep kaynağını bulması, Hatem kaynağına tabi ve muti olması gerektir.
“Övünmek, kibir ve cehalet illetlerinin def’i için edep ilâcı gibi hiçbir ilâç görmedim.”
En büyük kalp hastalıklarından olan kendini beğenme, kibir ve cahillikten kurtulmak için yegâne kurtuluş vesilesi edeptir. Hazret-i Allah’a karşı kâmil bir mürşid eliyle mânevi edep halinin husule gelmesi, yegâne var olan Hazret-i Allah iken kendini var zannedip beğenerek helâk olmamasının tek çaresidir.
“Akıllı insan edep eteğine sıkı sıkı sarılırsa kâdir kıymet tahtını ve itibar sadrını elde etmiş demektir.”
Akıllı insan odur ki dünyaya niçin geldiğini, nereye gideceğini düşünüp nefsini hesaba çeken ve ahiret için hazırlanan kimsedir. Böyle bir kimse kâmil bir mürşide tam bir teslimiyet ve muhabbetle tâbi olup bağlanırsa o mânevi gönülde, o mânevi arşta kadir kıymet ve itibar bulur. Manen değerlenir.
“Sülûk mumunun ışığı, cânı cânâna ulaştırır. Edebin parlak ayı ise gözü aydınlatır.”
Tasavvufun, Tarikât-ı âliye’nin en kâmil mürşidinin, hâl ve ahvali, düstur ve prensipleri, kitapları kişiye vuslat yolunu açar. O zatın edebiyle ve ahlâkıyla ahlaklananlar ise Cemâl-i bakemâl’ine vasıl olur.
“Eğer edep çeşnisinden dudaklarına bir zerre bulaştırmamış iseler, dostların sözünde ve dudağında güzellik neşesi bulunmaz.”
Eğer Evliyâullah Hazerâtı Hatem-i veli’nin mânevi edebinden, mânevi halinden nasipdar olmazlarsa, kalleri halleri ve fiilleri mânevi nakısa taşır. Visal Hâtem’le hemhal olmaya tâbidir.
“Ey Es’ad, seferden vatanına dönünce edep ummânından (dostlarına hediye olarak) bir kaç inci getir.”
Ey Es’ad, mânevi miraçtan vücud elbisesine rücu ettiğinde, o ilâhi karşılaşma, temaşa ve hallenmeden mânen dostluğunu kazananlara hakikat ve marifetullah hediyeleri saç.