Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin Hayat-ı Saadetlerinden İnciler ve Hatıralar (181) - Sözlerin En Güzeli - Ömer Öngüt
Sözlerin En Güzeli
Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin Hayat-ı Saadetlerinden İnciler ve Hatıralar (181)
Dizi Yazı - İnciler ve Hatıralar
1 Haziran 2026

 

Muhterem Ömer Öngüt
-kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin
Hayat-ı Saadetlerinden İnciler ve Hatıralar (181)

 

Güzeli ve Güzelliği Görmek:

"Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Şekil verenlerin en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir." (Müminûn: 14)

Bu beyan, Allah-u Teâlâ'nın yaratıcılığındaki mutlak güzelliği ifade etmektedir.

Yarattığı her bir şeyde güzellik ve eşsiz sağlamlık tecelli etmektedir.

Her şeyi nizam ve intizam içinde yoktan var eden O'dur. Her güzelliğin, her tekâmülün ilk numunesi O'nundur.

Açık bir göz, uyanık bir kalp bütün bu varlık âleminde güzeli ve güzelliği görür. Gördüklerinin güzelliğini şuurla kavrar.

O ne güzel şekil veren, O ne güzel yaratan... O ne güzel! O kelimeyi hiç unutmayın. O ne güzel şekil veren. Çünkü seni güzel gösterdi. Aslın senin bir damla kerih suydu. Ama O seni güzel gösterdi. Bir damla sudan ki seni güzel gösteriyor, artık O'nun güzelliğini sen tefekkür et. Onun için güzel Allah güzel gösteriyor, güzel yaratıcı Allah her şeyi güzel yaratıyor. Yeri ne güzel yaratmış, göğü ne güzel yaratmış. Hep ne güzel yaratmış.

Her şey O değil, hiçbir şey O'nsuz değil. Elbiseyi kaldır O var. Elbiseyi giy sen varsın. Senin üzerindeki elbisenin ne hükmü varsa vücut dediğin, kâinat dediğin elbisenin Hazret-i Allah'ın yanındaki hükmü budur.

 

Sözlerin En Güzeli:

"Sözlerin en güzeli, Allah-u Teâlâ'ya uluhiyet ve vahdâniyeti anlatan; 'Lâ ilâhe illâllah' kelime-i tevhid'idir. Allah-u Teâlâ bütün insanlar için bir uyanma vesilesi olmak üzere Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Görmedin mi ki Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir." (İbrâhim: 24)

Allah-u Teâlâ bir kulunun hayrını dilerse, onu dilediği bir rehbere ulaştırır. O vasıta ile kalbine tevhid tohumu düşürür. Tevhid tohumunun her şeyden evvel kemâl bulmuş bir elden kalbe düşmesi gerekir. Ancak kemâle ermiş bir tohum filiz verir. O incecik filiz büyüdükçe toprağı deler geçer, neşvünema bulur, ağaç olur.

Kökü derinlerde sabit olduğu için yerinden kopması ve devrilmesi mümkün değildir. Dallarının genişleyip yükselmesi, kökünün ve gövdesinin gücünü göstermektedir. Bu kadar sağlam, yüksek ve verimli bir ağacın şüphesiz ki meyvesi de o nispette olur.

"O güzel ağaç Rabb'inin izniyle her zaman meyvesini verir." (İbrâhim: 25)

Uhuvvet bağlarını kuvvetlendirir, insanları birbirine daha iyi kaynaştırıp bütünleştirir. Ruhlara serinlik, gönüllere itminan verir. Her türlü huzursuzlukları da bertaraf eder. Kötü düşünceleri iyiye ve güzele doğru çevirir.

"Allah böylece insanlara misaller getirir ki, düşünüp öğüt alsınlar." (İbrâhim: 25)

 

Hakk Ehli İle Sahtelerinin Ayırım Noktaları:

"Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Ey iman edenler! Allah'tan korkunuz ve sâdıklarla beraber olunuz!" diye emir buyuruyor. (Tevbe: 119)

Allah-u Teâlâ irşad vazifesini; gönderdiği peygamberlerine ve onun vekillerine vermiştir. Her yüz senede bir irşad memuru göndereceğini Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyuruyor:

"Allah-u Teâlâ bu ümmete, her yüzyıl başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderir." (Ebu Dâvud)

Kişi eğer gerçekten vazifeli olan bir Mürşid-i kâmil'i bulamadıysa, bir sahtekâra kapıldıysa işi çok zordur. Hiç incelemeden, istihare yapmadan, uzun uzun tetkik etmeden bir şeytan şeyhe bağlanırsan ebedi helâkına vesile olur. 'Ha sahte peygamber çıkmış, ha sahte şeyh çıkmış' bunlar farksızdır.

Şimdi onlara sesleniyorum:

Ey sahtekârlar!

Sahtekâr olduğunuzu bilmeniz için size ölçü veriyorum.

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim'inde buyuruyor ki:

"İçinizde... Görmüyor musunuz?" (Zâriyat: 21)

Eğer O'nu içinde göremiyorsan, bil ki sen nefsini ilâh edinmişsin. Bunların hepsinin şirke düştüğünü Allah-u Teâlâ buyuruyor:

"Resul'üm! Gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın? (Onu şirkten sen mi koruyacaksın?)" (Furkan: 43)

Yine Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Biz ona sizden yakınız, fakat siz görmezsiniz." buyuruyor. (Vâkıa: 85)

Kendisine, kendisinden yakın olduğunu beyan ediyor.

Bunu hissedebiliyor musun?

"Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nur: 35)

Âyet-i kerime'sinin tecelliyatına mazhar mısın?

'Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn' dediğin zaman âlemlerin Rabb'ini mi görüyorsun? Âlemleri mi görüyorsun?

Ve diğer Âyet'lerin tecelliyatlarına mazhar olmadıkça, sahte olduğunuzu buradan bilin."

"Bizim kendimizi kitaplardaki tarifimiz şöyledir:

Var ile övünürüm, varlığımdan utanırım.

Varlık için Hazret-i Allah ve Resul'ü yeter, ziynet için Hazret-i Kur'an yeter, şeref için İslâm dini'nin şerefi yeter.

Hükümsüz ve değersiz bir mahlûkum, hüküm ve değer Sahib'ime aittir.

Bize bu gerek efendim. Varlık, varlık satanların olsun. Çünkü onlar o varlık putu ile ayakta duruyor. O varlık putunu indirirlerse zaten bir şeyleri kalmayacak. Allah'ım bizleri varlığını ifna edip kendi varlığı ile yaşattığı kullardan etsin..."