
Hüseyin bin Abdullah el-Abbâsî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin;
"Bu öyle bir ilimdir ki, resuller onu gönderilmiş peygamberler olmaları nedeniyle göremezler, ancak velîlerden olmaları sebebiyle görürler." ("el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs", İ.Ü. Ktp., AY, no: 4480, vr. 53b-54b)
Beyanını izâh etmeye devam ediyoruz:
O öyle murat etmiş. İlimleri ve sırları oraya koyacak ki, orada olsun, oradan alınsın.
Abdülgânî Nablusî -kuddise sırruh- Hazretleri "Cevâhirü'n-Nusûs" adlı eserinde, velâyet ilimlerinin alındığı asıl kaynak olan Hâtemü'l-velâyet kandili ile ilgili olarak şu malûmatı vermiştir:
"Kıyamet gününe kadar her devirdeki veliler bu ilmi ancak Hâtem-i veli'nin, o zamandaki velâyet kandilinin nûrundan görebilirler." (Cevâhirü'n-Nusûs, s: 36)
Bunlar hep ezeli tecelliyat, o zaman koymuş, gün geçtikçe perdeyi açıyor, O yapmış yani. Mahlûka âit bir şey yok, O yapmış.
Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri, "Nûrun alâ Nûr"un ve "Sır üstüne sır"rın ona verileceğini beyan buyurmuştur:
"O, gayb âleminde, Rabb'inden verilmiş bir nûr üzerindedir. Onda artakalan şey ise O'nun toprağının nûrudur.
'Nûr üstüne nûrdur.' (Nûr: 35)
Ve sırlar üstüne gelen sırlar onun olur." ("Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ"; sh. 15, Bas.: Mısır, 1954)
İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri, Hâtem-i veli'den şöyle bahsetmişlerdir:
"Onun hidayet ve irşad nurları bütün âleme yayılır.
Tâ arşın çevresinden yerin zeminine kadar; kendisine irşad, hidayet, iman ve mârifet gelen herkes, elde edeceğini ancak onun yolu ile elde eder, ondan istifadesini yapar, herkes ondan feyz alır. Arada o olmadan, onun tavassutu olmadan kimse bu nimete kavuşamaz, böyle bir devlet kimseye müyesser olmaz. Onun hidayetinin nurları bahr-ı muhid gibi bütün âlemi sarmıştır." ("Mektûbât" 260. Mektup)
Onun hidayetinin ve irşadının nuru güneş ışıkları gibi o istese de istemese de herkese gelmektedir.
Güneş her meyveyi olgunlaştırır. Bazı meyveler var ki güneşi görmediği halde, güneş onu da olgunlaştırır. Fakat bu olgunlaşmadan o meyvelerin haberi olmaz. Güneş vuruyor, nasipdar olan gıda alıyor, gölgede kalan ışığını alamıyor.
İbn-i Atâullah el-İskenderî -kuddise sırruh- Hazretleri "Letâifü'l-Minen" isimli eserinde; Hâtem-i veli'nin nurundan şöyle bahsediyor:
"Bil ki o, açık ve gizli eminlerden başkadır. Sıddîk ve velinin fesad devrinde de nurları kirlenmez; onların değeri de düşmez. Çünkü onlar devirlerle birlikte değil, devrin Sâhib'i ile birliktedirler." ("Letâifü'l-Minen"; Cârullah Ef: no. 1620, 11b yaprağı)
Muhyiddîn-i İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri, Nisâ Sûre-i şerif'inde geçen bir Âyet-i kerime'de onun hakkında;
"Onun kendi zâtında Nur'a ve temizliğe sahip olduğunun ifade edildiği"ni belirtmiştir.
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri onun mânevî seyrini ve ulaşacağı göz kamaştırıcı hisseyi ise, kâmil ve mükemmel üslûbu ile şöyle beyan buyurmuştur:
"Onun payı, Allah-u Teâlâ'nın kulunun kalbini açması ve tâ ki şehvetlerinin perdesini yırtıp gönlünü aydınlatıncaya kadar, gönlünün içine Nur'u akıtmasıdır. O, Rabb'inden verilen bir nur üzerindedir. O, ona kendisine varan bir yol kurar. Burada başlayan mânevî hissesi O'na doğru seyredinceye ve tâ ki O'na vâsıl oluncaya kadar devam eder. O'nun kalbinin üzerinde O'nun celâli, azâmeti, cemâli ve bahâsı zuhur eder. (O'nun mânevî hissesi) burada da son bulmaz, tâ ki O'nun Ferdiyet'ine vâsıl oluncaya kadar... Artık onlar O'nunla olur, O'nunla hayrete düşer ve O'nun vahdâniyet'inde yokolurlar. Göz kamaştıran en bol hisse işte budur." ("Nevâdirü'l-Usûl fî Ma'rifeti Ehâdîsü'r-Resul"; c. 1, s. 621-622)
Bu durum her ne kadar dünya işleri içinse de; gerçek mânâda ahiret yolculuğunun içyüzüdür.
Müeyyedüddîn el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri "Şerhü'l-Fusûs" isimli eserinde:
"İlâhî vergiler hususunda herkes onun kandilinden istimdâd eder." buyuruyorlar. ("Kitâbu Şerhü'l-Fusûs li'ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî"; Şehid Ali Paşa, no.: 1240, 146a-146b yaprağı)
Niçin?
Oraya koyduğu için. O kandile ne koyduysa o oluyor.
Bâlî-i Sofyavî -kuddise sırruh- Hazretleri de;
"Hatmü'r-rusül'ün böyle oluşu, mahlûk hakkında mevcut bulunan bütün mertebeleri kendisinde topladığı içindir. O imkân dâhilindeki mertebelerin hepsini kuşatmıştır. Dolayısıyla Hâtemü'l-evliyâ da, Hatmü'r-rusül'ün mertebelerinden bir mertebe olur." buyuruyor. ("Şerh-i Fusûsu'l-Hikem li'l-Bâlî es-Sofyevî"; s. 52-54)
Hazret; şerhinin başka bir noktasında:
"O bunu, hakikat ve rütbesi yönünden bildi." buyuruyor. ("Şerh-i Fusûsu'l-Hikem li'l-Bâlî es-Sofyevî"; s. 61, 57)
Allah-u Teâlâ'nın bildirmesiyle bilinir, başka türlü bilinmez.
Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin Kur'an-ı kerim âyetlerinden çıkardığı mânâlara bakarak Nisâ sûre-i şerif'inde; "Onun mertebesinin ve yerinin selim akıllılar için apaçık ortada olduğuna dâir dört yer vardır." buyuruyor.
Bütün Evliyâullah Hazerâtı onun mertebe ve rütbesinden bahsetmişler, eserlerini, cihadını tarif etmişlerdir.
Seyyîd Ali el-Hemedânî -kuddise sırruh- Hazretleri; "Çünkü o, velîlerin derecelerinin en mükemmelidir." buyuruyor. (Şerh-i Fusûsu'l-Hikem)
O öyle murad etmiş.
Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:
"Bu Allah'ın fazl-u ikramıdır, kime dilerse ona verir. Allah büyük lütuf sahibidir." (Cum'a: 4)