
İslâm dini ilk insan ve ilk peygamber Hazret-i Âdem Aleyhisselâm ile başlamış, zamanın akışı içerisinde ve her peygamber gelişinde en mükemmele doğru daima bir gelişme kaydetmiştir. Hazret-i Musâ Aleyhisselâm'a indirilen İslâm, Hazret-i Nuh Aleyhisselâm'a indirilen İslâm'dan daha geniş ve daha mükemmeldi. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm'a gönderilen İslâm, Hazret-i Musa Aleyhisselâm'a indirilen İslâm'dan daha şümullü ve daha mükemmeldi. Muhammed Aleyhisselâm'a gelince de kemâlini buldu ve son şeklini aldı.
Artık İslâm'dan sonra kıyamete kadar yeni bir din, yeni bir peygamber gelmeyecektir.
Çağlar boyunca insanlığın maddî mânevî bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir özelliğe sahiptir.
İslâm dururken eski dinlere uymak, gündüz gökte yıldız aramak gibidir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"Allah katında din İslâm'dır." (Âl-i imran: 19)
Bu ilâhi bir hüküm ve ferman-ı ilâhiyedir. Binaenaleyh Allah katında hiçbir dinin, hiçbir ismin hükmü yoktur. Gerek yahudilerin, gerek hıristiyanların, gerekse bölücülerin kurdukları din hükümsüzdür, Allah katında kabul değildir.
Âyet-i kerime'de:
"Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğendim." buyuruluyor. (Mâide: 3)
Yani İslâm'dan gayrı bütün dinler bâtıldır.
"Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Rum: 30)
Bu din Allah tarafından gönderilmiş bir dindir ve bütün heybetiyle, azametiyle ayaktadır. Kâfirler ağızlarıyla söndürmek isteseler de hiçbir zaman Allah'ın nûrunu söndüremezler. Ancak ayakta dimdik duran bu dine uyanlar saâdete ererler. Bu nûru ağızlarıyla söndürmek isteyenler de ebedi azaba düçar olurlar.
"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır." (Âl-i imran: 85)
Bu Âyet-i kerime Allah-u Teâlâ'nın İslâm'dan başka bir din arayanın dininin kabul edilmeyeceğine dair açık ferman-ı ilâhisidir. Artık kişilerin din seçmesi, din kurması ancak nefsini ilâh edinmelerinden ötürüdür. Bunlar Hazret-i Allah'a ve Resul'üne iman etmiş değillerdir. Onların yolu dalâlet, gidecekleri yer de cehennemdir. Çünkü yaptıkları iş Allah katında kabul ve makbul değildir.
Allah-u Teâlâ kendi peygamberine ve dinine yardımını değişik biçimlerde, değişik tezahürlerle sürdürecektir. İslâmiyet kıyamete kadar pâyidar olacaktır.
•
Allah-u Teâlâ'nın açık bir ferman-ı ilâhi'si var. Küffar ne kadar İslâm'ı söndürmeye çalışırsa çalışsın Allah-u Teâlâ'nın o bir fırkayı kıyamete kadar payidar edeceğine ve nihayet muzafferiyeti de İslâm'a bahşedeceğine vaad-i sübhânisi var.
Allah-u Teâlâ'nın gerek Mehdi Resul Hazretleri zamanında, gerek İsâ Aleyhisselâm'ın nüzulü zamanında ve gerekse Cehcah adındaki kumandan zamanında hükmü İslâm'a vereceğini Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerden anlamış oluyoruz.
Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:
"O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile âmel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar." (Ebu Davud: 4286)
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"O vakit Allah şöyle buyurdu. 'Yâ İsâ! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden temizleyeceğim. Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar o inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim." (Âl-i imran: 55)
Hadis-i şerif'lerde şöyle buyuruluyor:
"Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürecek, sevk edecek biri çıkmadan kıyamet kopmayacaktır." (Buhârî)
"Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez." (Müslim: 1911)
•
Allah-u Teâlâ'nın kendi dinini kendisinin koruyacağına dair açık bir fermanı var.
Âyet-i kerime'de:
"Onlar Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nûrunu tamamlayacaktır." buyuruluyor. (Saff: 8)
O zaman tamamladığı gibi bu gün de nûrunu tamamlayacak ve onu kıyamete kadar muhafaza edecektir.
"Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber'ini hidayet ve hak din ile gönderen Allah'tır. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar." (Tevbe: 33)
Yahudiler ve hıristiyanlar bu gelecek peygamberin kendi içlerinden gelmesini ve arzu ettikleri biçim ve şekilde olmasını istemişlerdi. Fakat bu istekleri Allah-u Teâlâ'nın katında hükümsüzdür. Ancak Allah-u Teâlâ hükmünü yürütür. Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen Hazret-i Allah'tır. Binaenaleyh her türlü bâtıl fikir hükümsüzdür.
İslâm dininin diğer dinlerden üstün olması sadece Asr-ı saâdet'e mahsus olmayıp, kıyamete kadar bu hüküm bâkidir.
Hâlen de hak dini bütün dinlere üstündür ve bütün dinlere hâkimdir.
İslâm dini nazil olduğu zaman nasıl taptaze idiyse, kıyamete kadar da bu tazeliğini ve ciddiliğini muhafaza edecektir. O Allah'ın dinidir ve dimdik ayakta kalacaktır. Kur'an-ı kerim'in bir harfi bile değişmez, bir tek Âyet-i kerime'si inkâr edilmez.
Bir tek Âyet-i kerime'sini inkâr eden veya değiştirmek isteyen kim olursa olsun alenen kâfir olur. Onun kâfir olduğunu buradan tanırsınız. Zira ilâhi hükmü değiştirmek ve bozmak istediği için bu hale düşmüş ve kâfir olmuştur.
Bu gibilerin bütün gayesi İslâm'ın, Kur'an'ın aslını bozmak, halkı sapıtıp, şaşırtmaktır.
•
Her zaman ve mekânda İslâm'ın geleceği gece değil gündüzdür, sönük değil parlaktır.
Arasıra basan gece zulmetleri, İslâm'ı dinlendirip tekrar uyandırmak içindir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Allah içinizden iman edip de sâlih âmel işleyenlere vâdetti ki, kendilerinden evvel gelenleri nasıl yeryüzüne hükümran kıldıysa, onları da yeryüzüne hükümran kılacak." (Nûr: 55)
Allah-u Teâlâ Saff Sûre-i şerif'inin 8. Âyet-i kerime'sinde: Kâfirler istemese de nûrunu tamamlayacağını beyan buyurmaktadır. Bu nûr kıyamete kadar bakidir, asla söndürülemez. Allah-u Teâlâ nihayetinde muzafferiyeti İslâm'a bahşedecektir.
Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:
"Ve onlar için seçip beğendiği dinlerini kuvvetlendirecek, korkularını üzerlerinden kaldırdıktan sonra muhakkak emniyete kavuşturacak." (Nûr: 55)
Günümüzde İslâm'ı zayıf düşürmeye çalışıyorlar.
İslâm bir zaman için büsbütün boğulmaya çalışılacak, büyük sıkıntılara maruz kalınacak. Şimdi böyle gidiyor, ancak kötü gidiyor. Deccal'in devrinde ise çok büyük sıkıntılar olacak. Müslümanlar büyük bir ezginlik, büyük bir kahır altında inledikleri bir zamanda Allah-u Teâlâ sevdiği, seçtiği bu salih kullarının korkularını kaldıracak ve onları felâha erdirecek. Onlar için bu bir imtihan ve ibtilâdır. Allah-u Teâlâ'nın bu has kulları kendisi için yarattığı kullarıdır.
"Öyle ki, bana ibâdet etsinler, bana hiçbir şeyi ortak koşmasınlar." (Nûr: 55)
Bunlar az bir zümredir, fakat halis bir ümmettir. Hazret-i Allah'a ve Resul'üne gönülden bağlı olmuş, Hazret-i Allah'ın sevdiği seçtiği kimselerdir. Sayıları azdır, fakat çok seçkindirler.
Bunlar İsâ Aleyhisselâm ile Mehdi Resul Hazretleri'nin maiyetine girecek olan az bir fırkadır. Ve bu fırka Allah-u Teâlâ tarafından korunacak, hiçbir kimse bunlara hiçbir zarar veremeyecektir.
Bütün bu beyan ve açıklamalardan sonra, kim ki bu hakikatları inkâr ederse, yoldan saparsa, artık o kendi kendisini helâk etmiş olur.
"Kim de bundan sonra inkâr eder, nankörlük ederse; işte onlar yoldan çıkmış olanlardır." (Nûr: 55)