
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin geçen ayki mevzusunun devamı olarak "Hatmü'l-Evliyâ" kitabından açıklama ve ifşaatlarına devam ediyoruz:
"Bu kimse, Allah'a yönelmeleriyle hidâyete erenler sınıfından değil, O'nun bizzat kendi dilemesi ile seçtiği kimseler sınıfındandır.
Buyuranların en yücesi olan Allah, Kitap'ta onları zikrederken haklarında şöyle buyurmuştur:
"Allah dilediği kimseyi zâtına seçer, kendisine yönelen kimseye de hidâyet eder." (Şûrâ: 13)
Allah-u Teâlâ cezbesine erdirdiği bu kulun kalbini, gayret ve çaba yolundan yardım görmeksizin kendisine çeker. Peygamberleri seçtiği yolla kendisine cezbeder. Çünkü O'nun bu hâli ancak O'nun dilemesinden çıkabilir.
İlâhî minnet hazineleriyle onu gerçekleştirir; sonra da onun kalbini alır, onu kendisine doğru çeker ve seçer. Onun kalben ve nefsen terbiyesiyle meşgul olmakla da kalmaz, ilâhî huzurdaki peygamberler mahalli'nin hemen aşağısında bulunan, evliyâ derecelerinin en yücesine yükseltir.
Şu kadar var ki, O'na yönelmekle hidayete eren kimse de çalışma sıdkını gaye edinerek Allah-u Teâlâ'ya yönelen, hatta O'na vâsıl dahi olabilen bir kuldur. Çalışma ve gayret hususundaki sıdkını sona erdirmesiyle, kendisine yönelmiş olduğu için onu da kendisine meylettirir. Ancak bu kul, her iki gözünü de kendi çaba ve gayretine diker ve bu da kendisini Azîz ve Celîl olan Rabb'inden perdeler. Kendisinindir zannettiği bu ilâhî minneti gözönünde tutar, o dilden konuşur ve gayretiyle kendisini uzaklara düşürür. Nefsinden bunu bilme hissini bir türlü çıkartamayıp, gözlerini kendi gayretine diker.
Meczub ise bu şekilde herhangi bir yardıma uğramaz. O peygamberlerin seçildiği şekilde Allah'a yürür ve onu Allah yürütür. O herhangi bir şey için yolundan da dönmez. Zira o ilâhî mükâleme, müjde ve mânevî idare sahibidir. Dolayısıyla onun hakkında bu sözler, pek de büyük bir şey değildir."
"O kendisine "Hatmü'l-velâye" verilmesi nedeniyle, hatemiyeti ile onların önüne geçer ve velileri üzerine Allah'ın bir hücceti olur. Kitabın başında sana "Hatm"in sebebinden bahsetmiştim. Enbiyâ Aleyhimüsselâm'a ancak nübüvvet verilmiş olup, onlara "Hatm" verilmemiştir. Dolayısıyla da onlar, nefsin kötü sıfatlarından kaynaklanan bu zevklerden ve onun kendisine ortak oluşundan uzak değildir. İşte bu ancak Peygamber'imiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e verilmiş ve nübüvveti de onunla hatmedilip mühürlenmiştir. Tıpkı bir anlaşmanın yazılıp mühürlenmesi gibi; ki, artık hiç kimse ona bir ilâve ve noksanlık yapamaz. Nitekim onun diğerlerinden öne geçmesi hususundaki durumunu da anlatmıştım.
İşte Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in yolu üzerinde yürütülerek tasfiye edilen, sonra temizlenen, sonra velâyet verilen ve daha sonra velâyeti hatmedilen bu veli de böyledir. Nefis ve şeytan, ona ikram edilen şeye musallat olamaz. Onun nübüvvetiyle ve Allah'ın mührü ile mühürleyici olduğu kıyamet gününde ortaya çıkar. İşte bu nedenledir ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- peygamberlere bir hüccet olduğu gibi, bu veli de Allah-u Teâlâ'nın kendilerine:
"Ey biraraya toplanmış veliler! Ben size velâyet'imi verdim, fakat siz onu nefsin ortaklığından geri çekmediniz. Öyle ki, velâyet'i kirletip örttünüz ve bana bu kirli sıfatlarla geldiniz. Velâyet'in bütünüyle ilgili sıdkın yerine gelmemesi, zayıflığınız ve ömrünüzün azlığının da buna sebebiyet vermesi nedeniyle, nefse onun hakkında herhangi bir nasip verilmedi ve dolayısıyla kusurlarınızı da örtmedi." buyuracağı bütün velilere bir hüccet olur.
Allah-u Teâlâ'nın işte bu kula minnetinden dolayıdır ki, kendisine "Hatm" verilmesi nedeniyle, mahşerde Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- de onu aynen ikrar edeceği için, bu bir gizlilik içinde olacaktır. Öyle ki; onun şeytanı zillete, nefsi de mahcup bir şekilde kahra sevkedilir. Peygamberler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in üstünlüğünü tasdik ettikleri gibi, veliler de işte o an onun kendilerinden daha üstün olduğunu kabul ve tasdik ederler. Bu muhteşemlikler meydana geldiğinde de artık kusur diye bir şey aranmaz. Zira bu muhteşemliğe eriştirilen kimsenin kusuru, kusur çokluğuna nisbet edilmeyecek kadar azdır. Nihayet Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- "Hatm" ile gelerek, bu muhteşemlikle onlara bir emniyet olur. İşte bu velî de onun "Hatm"i ile gelerek, evliyânın dahi ihtiyaç duyduğu "Velâyet sıdkı"nın muhteşemliğiyle onlara bir emniyet olur.
Hatm'in durumu son derece muhteşemdir! Allah âdemoğlu içinde bir muhteşemlik kılmış ve onları çok büyük bir iş için yaratmıştır. Aklı başında olan, Allah'ın Âdem'i kudret eliyle veli olarak yarattığını öğrendiği vakit, bu suçları üzerinden kaldırmasının içinde de çok büyük birtakım işler bulunacağını bilir. Onun yaratılış yüzünü bildiği zaman, burada bir muhteşemlik olduğunu da farkeder. Zira onun halifeliği de Halifelik Sahibi'nin hükümdarlığından bir şûbedir."