Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ - Fâtiha Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (81) - Ömer Öngüt
Fâtiha Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (81)
KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ
Dizi Yazı - Tefsir
1 Haziran 2026

 

Fâtiha Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (81)

 

Zerreyi Zirveye Çıkaran ve Yine Murat Ettiğinde Denize Düşüren Hazret-i Allah:

O damla denize düştüğünde ne olur? Hiç olur. Denizden çıkmıştı yine denize düştü. O zerrenin denizin yanında ne hükmü var? Var mı? Yok tabi. Hakk Celle ve Alâ Hazretleri buhar vasıtasıyla o damlayı çıkarıyor, o zerreyi buharlaştırıp çıkarıyor. O zerre, damla oldu. Halbuki o da denizden alınma, o da denizden alınma. Düşen damla denize düşüyor, o damlanın ne hükmü var?

İşte bunu bilen, gerçek manada hiç olur. Var olan Hazret-i Allah'tır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz;

"Allah var idi ve Allah'tan başka bir şey mevcut değildi." (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 1317)

Onlar, "Elhamdü Lillâhi Rabbil-âlemin" dedikleri zaman kendilerinden zerre kalmaz. "Rabbül-âlemin" husule gelir.

Bir kar tanesi denize düştüğü zaman eriyip hiç olduğu gibi, onlar da "Elhamdü Lillâhi Rabbil-âlemin" dedikleri zaman, Allah-u Teâlâ'nın tecellisi ile hiç oldukları zaman "Âlem" olurlar. Fakat demir parçası denize düştüğü zaman erimez. Ene kabuğunu delemeyen bir âlim de bunları bilemez. Yumurtanın kendisini dahi atsan yine erimez. Bozulur, fakat erimez.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Onlar o kimselerdir ki, Allah imanı kalplerine yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir." (Mücâdele: 22)

Herkeste bir ruh var, onlarda iki ruh var. Sun'î mutasavvıflar bunlardan nasıl haberdar olur? Bu ilâhi bir lütuftur.

Kudsî ruhla desteklenen, ene kabuğunu delen, denize düşen kar tanesine benzer, onun cinsi ayrıdır. Çünkü o, "Rahmeten lil-âlemin"den geliyor. O, Nûr'unun nûru, kehribarın tozu, daha doğrusu "El-fakru fahrî" nin sırrına mazhar.

Cenâb-ı Hakk sevdi de seçti, kendisine çekti, yüzüne yüzü ile tecellî etti, dilediğini lütfetti.

Bir Hadis-i kudsî'de Hakk Celle ve Alâ Hazretleri şöyle buyuruyor:

"Sonra ben, yüzümle onlara yönelirim. Yüzümle yöneldiğim bir kimseye neyi vermek istediğimi, herhangi bir kimsenin bileceğini mi sanırsınız?"

(Allah-u Teâlâ devamla şöyle buyurdu:)

"Onlara ilk vereceğim şey, nûru kalplerine akıtmaktır. İşte o zaman ben onlardan haber verdiğim gibi, onlar da benden haber verirler." (Hâkim)

İşte burada görün ki, verilene böyle veriliyor.

Yine de öyledir.

"Allah'a ulaşan yollar mahlûkatın nefesleri adedincedir."

Bunun mânâsı; bütün yarattıkları, O'nun izniyle O'nunla nefes almaktadırlar. Çünkü bütün mahlûkatı O yarattı. Hepsinin de tesbihi vardır. İnsanların, meleklerin, cinlerin, hayvanların, dağların ve taşların tesbihleri ayrı ayrıdır. Nefesi O'nunla aldığı zaman, O'nu bilerek O'nu tesbih ederse, Hazret-i Allah'a ulaşan yoldadır. Hazret-i Allah ile alınan nefes; Hazret-i Allah ile aldığını biliyorsa Tevhid'le alır.