
Sınıf öğretmeni, eğitmen Ayşe Hanım'a Emir'in evde yoğun agresyon (hiddet ve saldırganlık) yaşadığını ve zaman zaman öfke patlamaları gösterdiğini söylemişti.
Ayşe Hanım Emir'le seans yapmaya karar verdi. Seans sırasında dikkatini çeken şeylerden birisi de Emir'in dudaklarındaki uçuklardı… Çünkü bazen çocukların bastırdığı stres ve duygusal yük, beden üzerinden kendini gösterebilmekteydi.
Konuşma becerisi sınırlı olan Emir, seans boyunca sürekli "Ali… Ali…" diyerek bir isim tekrar etti. Beden diliyle de bu kişiden rahatsızlık duyduğunu ifade ediyordu. Aile ile yapılan görüşmeler sonrası Ali'nin Emir'in kardeşi olduğu anlaşıldı. Süreç derinleştirilince, Emir'in kardeşiyle sık sık kıyaslandığı fark edildi:
"Bak kardeşin böyle yapıyor…", "Ali senden daha uslu…" gibi ifadeler, zamanla Emir'in içinde yoğun bir yetersizlik ve değersizlik duygusuna dönüşmüştü.
Bir çocuk için başkasıyla kıyaslanmak; yalnızca birkaç cümle değildir. Kıyaslanan çocuk, zamanla sevgiyi koşullu hissetmeye başlayabilir. "Ben olduğum halimle yeterli değilim…" duygusu çocuğun içine sessizce yerleşebilir. Burada olduğu gibi şiddet eğilimi doğurabilir.
Günümüz ebeveynliğin en sessiz ama en yaygın sorunlarından birisidir bu durum.
"Bak kuzenin ne güzel konuşuyor…"
"Abin senin yaşındayken daha sakindi…"
"Kız çocukları daha uslu olur…"
Belki iyi niyetle söylenen bu cümleler, bir çocuğun iç dünyasında derin izler bırakabiliyor.
Oysa bilim bize uzun zamandır şunu söylüyor:
Her çocuk dünyaya farklı bir mizaç, farklı bir sinir sistemi ve farklı bir gelişim ritmiyle geliyor. Bazı çocuklar daha hareketli, bazıları daha gözlemci… Kimi hızlı adapte oluyor, kimi daha fazla güven ve zamana ihtiyaç duyuyor.
Kız ve erkek çocukların gelişim süreçlerinde de bazı biyolojik farklılıklar vardır. Erkek çocuklar hem anne karnında hem de doğum sonrası süreçte çoğu zaman daha hassas olabiliyor. Kız çocukları çevresel uyaranlara daha dengeli tepkiler verebildiği halde erkek çocuklar ise duygusal ve fiziksel stres karşısında daha yoğun reaksiyonlar gösterebiliyor.
Yani nasıl ki her insanın parmak izi benzersiz ve farklı ise; her çocuk da mizacıyla, enerjisiyle, hassasiyetiyle ve gelişim ritmiyle kendine özgü bir yaratılış taşıyor.
Fakat günümüzde sosyal medya, okul ortamı ve yoğun başarı baskısı; çocukları oldukları gibi görmek yerine onları sürekli bir yarışın içine itiyor. Çocuk artık "kendisi" olmaktan çok, başkalarıyla karşılaştırılan bir performansa dönüşüyor.
Kıyaslanan çocuk zamanla şu duygularla büyüyebiliyor: "Ben yetersizim…", "Olduğum halim yetmiyor…", "Sevilmek için değişmeliyim…"
Burada örnek almak, teşvik etmek ile kıyaslamak arasındaki ayrıma dikkat etmek lazımdır. Başkalarında görülen güzel hasletlere haset etmemek, tebrik ve takdir etmek başka şeydir; "Onda var sende yok", "Sen onun gibi değilsin" gibi yargı ve yaklaşımlar başka şeydir. Allah-u Teâlâ kimine bir fazilet verir, kimine başka bir fazilet verir, kimine zenginlik verir, kimine fakirlik verir. Mühim olan imandır, imanlı nesiller yetiştirebilmektir.
Hazret-i Âdem'e secde etmesi emredildiğinde şeytan:
"Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın!" (A'râf: 12)
Diyerek kendisini üstün gördü. Kıyas, kibri doğurdu…
Binaenaleyh Allah-u Teâlâ'nın kime ne verdiğini, kimi üstün kıldığını bilemeyiz. Bizim gözümüzdeki üstünlükler veya yetersizlikler kendi nefsimizin öne sürdüğü şeyler olabilir. Bu yüzden çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmeli, onları başkaları ile kıyaslamak yerine, her bir çocuğun ayrı bir yaratılışla geldiğini bilerek şefkat ve merhametle, madden ve manen yetiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Meselâ Allah-u Teâlâ fiziksel engel vermiş olabilir ancak onun karşılığında ne verdiğini bilemeyiz.
Diğer türlüsü Allah'ın yaratışını, verdiğini beğenmemek olur ki, bu da; kalbi daraltan, sevgiyi azaltan ve insanın özünü görmesini engelleyen şeytani bir bakış açısına dönüşebilir.
Oysa her çocuk, kendine özgü bir yaratılışla dünyaya gelir.
"O'nun âyetlerinden (varlığının delillerinden) birisi de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizi ve renklerinizi değişik yapmasıdır." (Rûm: 22)
Allah-u Teâlâ dillerimizi ve renklerimizi değişik yaratmış olduğu gibi; her bir insanın mizacını, duygularını, yeteneklerini ve gelişim farklılıklarını da çeşit çeşit yaratmıştır.
Belki de çocuk yetiştirirken en büyük görevimiz; onları başka çocuklara benzetmeye çalışmak değil, onların kim olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Çünkü bazı çocuklar sessizce büyür… Bazıları koşarak… Bazıları hemen açılır… Bazıları güvenince çiçeklenir… Ama hepsi görülmek, anlaşılmak ve kabul edilmek ister.
Ve bazen bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey yalnızca şu cümledir:
"Sen, Hazret-i Allah'ın seni yarattığı halinle değerlisin…"