Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm - NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (35) - Ömer Öngüt
NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (35)
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm
Dizi Yazı - Resulullah Aleyhisselâm'ın Hayat-ı Saâdetleri
1 Mayıs 2026

 

HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (35)

 

Hakikat Ruhu

Allah-u Teâlâ tarafından indirilen Tevrat ve İncil'in asılları, daha sonraları insan sözü ile karıştırılıp tahrif edilmesine rağmen; şu anda mevcut olan nüshalarda bile Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in geleceği ile ilgili bazı işaretlere rastlanmaktadır.

Tevrat'ta şöyle emrolunmuştur:

"Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim, her şeyi onlara söyleyecek." (Tevrat-Tesniye: 18/18)

İncil'de şöyle beyan edilmiştir:

"Bununla beraber ben size hakikatı söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem Tecellici size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman günah için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir." (Yuhanna İncil'i: 16/7-8)

"Size söyleyecek daha çok şeyim var, fakat şimdi dayanamazsınız. Ama o Hakikat ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek, çünkü kendiliğinden söylemeyecektir. Fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir." (Yuhanna İncil'i: 16/12-13)

Bu İsâ Aleyhisselâm'ın hıristiyanların bugün ellerinde bulunan İncil'deki bizzat kendi ifadesidir. İsâ Aleyhisselâm yakınlarına kendinden çok daha faziletli bir peygamberin geleceğini ve ona iman etmeleri gerektiğini bildiriyor. Aynı zamanda onun fazilet ve meziyetinin yüksek olduğunu haber veriyor.

İsâ Aleyhisselâm onun hakkında böyle buyururken, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de onun hakkında şöyle buyuruyorlar:

"İnsanlar arasında Meryem oğlu İsâ'ya dünyada ve âhirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlatları gibidir. Dinleri birdir." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)

Yani birbirlerini tasdik eden, birbirlerini doğrulayan, birbirlerini metheden ve Hazret-i Allah'ın yanındaki yüksek âli derecelerini belirten bir hitaptır. İsâ Aleyhisselâm Hazret-i Allah'ın indinde çok âlî bir peygamberdir. Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri onları çok sevdirdiği için onlar da seviyorlar. Yani bizim Enbiyâ-i İzam Hazerâtı'na sonsuz bir sevgi ile bağlılığımız ve onların fazilet ve meziyetini ortaya koymada kuvve-i beşeriyenin haricinde durumumuz var. Zira o peygamberdir.

İşte buradan da anlaşılıyor ki birbirlerine karşı bağlılıkları, muhabbetleri, kaynaşmaları artmış, kardeşliğin özü husule gelmiştir. Aynı zamanda Muhammed Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâm'ın bütün sır ve esrarını Hazret-i Allah'ın izni ve emri ile hiç kimseden çekinmeden açık açık arz edecektir.

"O beni taziz edecektir. Çünkü benimkinden alacak ve size bildirecektir." (Yuhanna İncil'i: 16/14)

Gerçekten demek istiyor ki:

"Allah-u Teâlâ'nın bana bahşettiği birçok fazilet ve meziyetler var. Ben size bunları açıklamayacağım. Amma benim size duyurmadığımı, benim içyüzümü size olduğu gibi arz edecek. Allah-u Teâlâ'nın bana bahşettiklerini o size ifşa edecek."

İsâ Aleyhisselâm'ın ümmeti İsâ Aleyhisselam'ı anlayacak, sözünü dinleyip kavrayacak kemaliyete ermiş değil. Resulullah Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ'nın nûrudur. O nûr Ashâb-ı kiram'a tecelli ettiği için onları da nûr yapmıştır. O nûr sayesinde ilhamı, tecelliyatı iniyor. Çünkü kalp büyümüş oluyor. Bunun için derler ki "Üzüm üzüme baka baka kararır." İyi kimseye bakarsan kalbin parlar. Kötü kimseye bakarsan gözün ve kalbin kararır.

O Allah-u Teâlâ'nın nûru olduğundandır. Mübarek kalb-i nebevîlerinin içi de nûrdur. O mübarek sözleri de çok fasih olduğundan gerek İsâ Aleyhisselâm hakkında olsun, gerek bütün mahlukat hakkında olsun çok rahat anlaşılır. Anlayan anlar. İşte İsâ Aleyhisselâm bunu dile getiriyor. "Siz beni anlayacak durumda değilsiniz. Ama o, ümmetine beni anlatacak." buyuruyor.

Bu sebepledir ki, ehl-i kitap âlimlerinden bazıları, beklenen peygamber geliverince hemen iman ettiler.

Her peygamber güzeldir. Fakat Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- en güzelidir. Her ümmet güzeldir, fakat Resulullah Aleyhisselâm'ın ümmeti hepsinden güzeldir. Çünkü onun nûru efdaldir. Efdal peygamberin de efdal ümmeti olur.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız ve Allah'a inanırsınız." (Âl-i imran: 110)

 

Yahudiler ve Hıristiyanlar:

Allah-u Teâlâ Yahudi ve Hıristiyanlardan teşekkül eden ehl-i kitaba seslenerek, kendilerine Muhammed Aleyhisselâm'ı peygamber olarak gönderdiğini haber veriyor, dâvette bir nezaket olmak üzere iltifat yoluyla şöyle buyuruyor:

"Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size PEYGAMBER'imiz gelmiştir. Gerçekleri size açıklıyor ki, 'Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi.' demeyesiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi.

Allah'ın her şeye gücü yeter." (Mâide: 19)

Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri'nin ehl-i kitaba açık bir ferman-ı ilâhisi var.

Ey yahudi ve hıristiyanlar!

Siz bugün de Allah'ın huzurunda bulunduğunuzu düşününüz. Elinizi vicdanınıza koyup bir düşünürseniz o peygamber henüz bize gelmedi diyemezsiniz. Fetret devrinde kalanlar gibi bir mazeret göstermeye de kalkışamazsınız.

Size bütün hakikatları açıklayan bir peygamber gönderdim. Siz bunu duydunuz ve bildiniz. Şimdi ne yüzle itiraz ediyorsunuz? Siz ilâhî hükmü arkaya attınız, nefsinizin arzusunu ilâh edindiniz. Kendi azabınızı kendi eliniz ve kendi isteğinizle bile bile hazırlamış oldunuz. Bu Âyet-i kerime mucibince Resulullah Aleyhisselâm geldiği halde inanmayan hiçbir ehl-i kitabın kurtulması mümkün değildir.

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri onu peygamberlerin arkasının kesildiği bir dönemde; dinlerin değiştirildiği, Hakk ve hakikatten uzaklaşıldığı, yolların çıkmaza girdiği, putperestlerin çoğaldığı bir devirde gönderdi.

Onun gönderilişindeki nimet, nimetlerin en büyüğüdür.

Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur." (Müslim: 153)

Bunların hepsi onu duyduğu halde inkâr etti, itiraz etti. Bunların hepsinin cehennemlik olduğunu bu Hadis-i şerif beyan eder.

Bir de "Onların da dini hak." diyenler var. Hayır! Aslâ doğru değildir!

"Allah katında din İslâm'dır." (Âl-i imran: 19)

Bir kimse Hazret-i Allah'a ve Muhammed Aleyhisselâm'a iman etmedikçe cennete giremez. Bu Âyet-i kerime ve bu Hadis-i şerif'e dikkat ederseniz muhakkak onların hepsinin cehennemde olduğunu görürsünüz.

Gerçek mânâda Hazret-i Allah'a ve İsâ Aleyhisselâm'a iman eden âlimler Resulullah Aleyhisselâm'ın gönderildiğini duyar duymaz, hemen kalben iman ettiler. Hatta şu gördüğünüz papazların içinde gizli iman sahibi olanların mevcut olduğundan hiç şüphe etmeyin.

Size iki temsil arz edelim:

Ramazan-ı şerif'te herkes pide almak için yarışıyor. Bu arada bir papaz da pide almak için uğraşıyor. Orada bulunanlardan biri papaza hitaben:

"Hadi biz oruç tuttuk, pide almaya çalışıyoruz. Sen niye aramıza giriyorsun?" diyor. O kişinin bu sözü papaza ağır geliyor ve ona "Seni bu akşam bir yere götüreyim gelir misin?" diyor. O da "Gidelim." diyor. Papaz onu evine götürüyor. Aşağı bodruma indiriyor. Kapıyı açıyor. Bir de bakıyor ki, bir mescid, her şey içinde. Çoluğu-çocuğu ile namazını orada kılıyor. Fakat hiç kimsenin haberi yok.

Bir diğer hadiseyi de tanıdığımız bir arkadaş anlattı. Bir aralık işim bozuldu, değirmencilik yapıyordum. Bu arada bir papaz bana gelip giderdi. Bir gün bana "Ben sana gelip gidiyorum, sen de bizim toplantımıza gelsene." dedi. "Peki geleyim." dedim toplantılarına gittim. Baktım ki, konuşma arasında ikide bir İslâmiyet'i metheden bir havası var. Amma çok inceden inceye konuşuyor, içlerinden birisi, "Aramızda yabancı var, müslüman var." dedi. O da bu sözü söyleyene, "O misafirdir, seni atarım dışarı." dedi. Oda, başkaları da sustular. Sonra o papazla yine karşılaştık. Ona "Senin orada İslamiyet'i inceden inceye medh hallerin vardı." dedim. "Evet ben Fransa'da şu kadar papazlık yaptım, Elhamdülillahirabbilâlemin ben müslümanım." dedi. "Peki öyleyse müslümanlığı ilan etsene!" dedim. "Öyle diyorsun, fakat bir kişinin ilanının ne hükmü var? Belki birkaç kişiyi kurtarırım diye çalışıyorum." Karşılığını verdi.

Onun için hiç şüphe etmeyin ki gerçek mânâda Hazret-i Allah'a ve Muhammed Aleyhisselâm'a gönül verenlerin içinde gizli iman taşıyan papazlar var, bunu bilin. Bu hususta fakir şöyle der "Herkesi hoş kendini boş bil." Çünkü ummadığına, kime ne verdiğini bilemezsin ki. Hepimiz huzur-u ilâhi'ye çıkacağız, başka gidecek yerimiz yok.