
Eğitmen Ayşe Hanım anaokuluna giden Mustafa ile yaptığı seansta küçük ama düşündürücü bir an yaşadı:
Mustafa, sohbetin bir yerinde Ayşe Hanım'dan telefon istedi, "Öğretmenim bir şarkı açacağım" dedi. Nedenini sorduğunda hiç tereddüt etmeden "Sevdiğim müziği size dinletmek istiyorum." diye ısrar etti. Onun bu isteğinin gelişimsel sürecine etkisini görmek isteyen Ayşe Hanım izin verdi. Ama o an, yalnızca bir şarkı açılmadı, bir çocuğun dünyasına hangi seslerin, hangi sözlerin ve hangi duyguların dolduğuna dair derin bir farkındalık başladı.
Çünkü çocukların sevdikleri, dinledikleri müzikler, sosyal medya vb. internet ortamlarında edindiği arkadaşlıklar, örnek aldığı, etkilendiği kişiler, izlediği film ve diziler, oynadıkları oyunlar ... bunların hepsi çocukların ahlâkına, karakter oluşumuna birebir etkisi olan şeylerdir. Bugün çocuklar anne-babasından, öğretmeninden değerler eğitimini değil, bu tür ortamlardan sakıncalı değerler alır hâle gelmiştir. Bunların en kötü sonucu; bugün 14 yaşında bir çocuğun hiçbir günahı ve zararı olmayan 9 kişiyi öldürebilecek hâle gelmesidir. Alarm zillerinin çalması için başka bir şeyin yaşanmasına gerek var mıdır?
Müzik diye ortaya çıkan şarkılar çocuklarımıza, gençlerimize kültürümüzü ve ahlakımızı teşvik etmek bir tarafa tam tersini özendirebilmekte; çocukların algısında şiddeti, cinselliği, haksız kazancı, zorbalığı, yasaklı madde kullanımını normalleştirebilmektedir. Yine çocukların vurdulu kırdılı oyunlara ilgi duymasından daha önemli olan husus; bu oyunların çocukların zihnine neyi empoze ettiğidir. Hırsızlığı, haksızlığı, erdemsizliği özendiren bir içeriğe sahip olan, bunları yapanları tur atlatan, ödüllendiren, dini, kültürel, tarihi değerlerimizi aşağılayan bir oyunu sürekli oynayan bir çocuğun bu içeriklerden etkilenmemesi mümkün müdür? Dizilerde, filmlerde, sosyal medyada üretilen içeriklerde şiddet uygulayan, zarar veren, sınırını aşan karakterler "kahraman" olarak öne çıkarılırsa, bu kurgu ve anlatılar, çocukların ve gençlerin zihninde kahramanlık algısını tamamen tersine çevirmez mi? Oysa gerçek kahramanlık; paylaşmak, yardım etmek, merhamet göstermek ve iyilik üretmektir. Bir ihtiyara yardım eden, ihtiyaç sahibine destek olan, doğayı koruyan, bir canlıya şefkat gösteren bireylerin hikâyelerde değer görmesi, öne çıkarılması ve hatta ödüllendirilmesi gerekirken tam tersi içerikler daha çok öne çıkmaktadır. Çocuklar ve gençler, en çok görünür olan ve ödüllendirilen davranışları model alır. Bu durum, zamanla yanlış ve zararlı birçok davranışın "normal" hatta "çekici" olarak algılanmasına; doğru ve güzel olan davranışların sıradan, değersiz gibi görülmesine sebep olabilmektedir. Üzücü ve tehlikeli olan nokta tam da burasıdır.
Bu nedenle dijital oyunlardan müziğe, dizilerden filmlere kadar tüm içeriklerde sunulan kahramanlık gibi tanımların, ödüllendirilen davranışların toplumsal ve insani değerlerle, dinî inancımız ve ahlâkla uyumlu hâle getirilmesi çok önemlidir.
İnsanoğlunun beyni, metaforik olarak düşünüldüğünde iki pedala benzetilebilir: biri gaz pedalı, diğeri fren pedalıdır. Özellikle 15 ile 25 yaş aralığında "gaz pedalı" daha baskındır; yani genç bireyler bu dönemde risk alma eğilimindedir, kendini gösterme ihtiyacı duyar ve sınırları keşfetmek ister. "Delikanlı" kavramı da kültürümüzde bu dönemin doğasını ifade eder.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: "Gençlik delilikten bir şubedir." buyurmuşlardır. (Camiü's-sağir)
Bu Hadis-i şerif'te gençlere akıllarına itimat etmemelerine, daha yaşlı, olgun kimselerle istişare etmelerine bir işaret olduğu gibi, ebeveynlerin ve eğitimcilerin de gençlere nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair de işaret vardır.
Gençlerde ani hareketler, ani kararlar sık sık doğar. Eğer bu doğal gelişimsel ihtiyaçlar sağlıklı alanlarda karşılanmazsa, gençler yanlış alanlara yönelebilirler. Bu nedenle çocuklara ve gençlere sportif aktiviteler, ata binme, okçuluk, yüzme ve geleneksel değerlerle uyumlu fiziksel etkinlikler gibi güvenli alternatifler sunmak büyük önem taşır. Çünkü her çocuk risk alacaktır; önemli olan bu riskin nerede ve nasıl alındığıdır.
Ebeveynlerin ve eğitimcilerin görevi, çocuktaki olumsuz gelişmeleri erken fark etmek, zararlı davranışa dönüşmeden önce sinyalleri okuyabilmektir. Erken fark etme yalnızca bir gözlem değil, aynı zamanda koruyucu ve önleyici bir sorumluluktur. Anne-baba olsun, öğretmenler olsun, emanet üzerinde olan herkes büyük bir teyakkuz ve dikkatle etkileşim bombardımanı altında olan her bir çocuğumuzu takip etmeli, lüzumu halinde çözüm yolları bulmaya çalışmalıdır. Küçük bir "şarkı açma isteği" çok daha büyük bir sorunun işareti olabilir. Gerekli tedbirler zamanında alınmaz, çocukların zararlı içeriklerle etkileşimi kontrolsüz şekilde devam ederse; ne yazık ki üzücü olaylar yaşanmaya devam eder.
Bu mesele yalnızca bireysel değil; toplumsal ve çevresel etkenlerle birlikte değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir sorundur. Meselâ; "Baskıcı" olmayalım derken neredeyse bütün yaptırım enstrümanlarının eğitimcilerin elinden alınmış olması büyük zafiyetler doğurmaktadır. Yine din ve ahlâk eğitiminin daha etkin bir içerikle verilmesi de çok önemlidir. Ahlâk; Resulullah Aleyhisselâm'ın ahlâkı olarak, onun sevgisiyle, onun örnekleriyle verilmelidir ki evlâtlarımızın gönüllerinde yer etsin.
Son yıllarda çocukların ve ergenlerin maruz kaldığı dijital içeriklerin niteliği giderek daha fazla tartışılmaktadır. Hatta bu konuda bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli yasa tasarıları hazırlanmaya çalışılmaktadır.
Eğer geleceğimizi düşünüyorsak pansuman tedbirlerle değil, topyekün bir seferberlikle konuya eğilmemiz ve çözüm yolları bulmamız lâzım. Çünkü dijital iletişim teknolojileri şeytanın ve şeytanlaşmış insanların necis zihniyetlerini yaymalarını kolaylaştıran ve bağımlı kılan bir zemin oluşturmuş durumda maalesef.
Rabb'im şeytandan ve şeytanlaşmış insanların tuzaklarından başta çocuklarımız olmak üzere cümlemizi korusun inşallah.