
Nur'un alâ nur'u biraz açalım:
İman, taat ve takvâ nurunu ihsan ettiği, kalbine akıttığı kulunu, mârifetullah nuru ile kudsî ruhun nuru ile destekler.
Bu üç nur kişide birleştimi "Nûrun alâ nûr" olur.
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri:
"Onun Hatemiyyet'i 'Nûrun alâ Nûr'; yani 'Nûr üstüne Nûr'dur." buyuruyorlar. (Hatmü'l-Evliyâ s.15-16)
Bunlar vâris-i enbiya oldukları içindir ki, Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerin tecelliyâtına mazhar olmuşlardır.
Yani bildirdiği kadar bilir, gösterdiği kadar görür. Hakk'ta fâni olduğu zaman bunlar husule gelir.
Cenâb-ı Hakk'ı görür, kendisini görmez; zira âyân-ı sâbite ile Hakk'ı tesbih eder, O'nunla ibadet eder.
Azamet-i ilâhî'nin karşısında bir zerre olarak Allah-u Teâlâ'ya ibadet, taat ve secdesini yapar.
"Kulhüvallahü Ehad" dediği zaman azamet-i ilâhîyi görür.
"Allahüssamed" dediği zaman, yarattığı varlıkların O'na muhtaç olduğunu bilir.
Bu esrâr-ı ilâhiye ne zaman tecellî eder ki; âyân-ı sâbite, bütün âyân-ı sâbite'lerin Hazret-i Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu görür. Ve her şeyin Hakk ile kâim olduğunu gördüğü zaman Âyet'ül-kürsî'nin sırrına mazhar olur.
Fâtiha-i şerif'te; "Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn" derken bu sırra mazhardır.
Bu ise ancak Hazret-i Allah'ın boyası ile boyandığı zaman husule gelir.
"Allah'ın boyası ile (boyanın)! Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?" (Bakara: 138)
Bir zerre olarak Hakk ile Hakk'ı tesbih eder.
Ruh, Cenâb-ı Hakk'ın lütuf tecelliyatıyla nurlanır. Nefsi ruha tâbi olur ve de nurlanmış olur, dolayısıyla vücudu da nurlanır.
Bunların hepsi husule geldiği zaman "Sirâc-ı münîr" olur. Her tecelliyat-ı ilâhi ile "Nûrun alâ nûr" olur. O artık Hakk iledir. En hoşlandığı şey Allah-u Teâlâ'nın hükmü olur. Onlarda arzu yaşamaz. Hayat ve vefat arasında hiç fark olmaz. Çıkacak hükm-ü ilâhîye peşinen teslim olmuşlardır. Bu, onlara ihsan edilen lütuflardır. Allah-u Teâlâ'ya râm olmuştur. Bütün iradesini Allah-u Teâlâ'ya teslim etmiştir.
Ebediyet yurdu olan cennetleri rahmeti ile kuşatan Allah-u Telâlâ'nın selâm ve esenlik nuru altında hayat sürmek, müminler için tasavvurun fevkinde bir nimettir.
Oradaki hâl, ilâhi nur, feyiz insana indikçe mest olur. Zevkten mest haline gelir. Bu mestlik içinde sarhoşken selâm gelir.
"Çok merhametli bir Rabb olan Allah'tan onlara söz olarak selâm gelir." (Yâsin: 58)
"Nur üstüne nur" buna denir.
Gönül cennetinde yaşayanlar için de durum aynen böyledir.