Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin Hayat-ı Saadetlerinden İnciler ve Hatıralar (180) - Bazı Kadın Kocası, Bazı Erkek Hanımı Yüzünden Erer - Ömer Öngüt
Bazı Kadın Kocası, Bazı Erkek Hanımı Yüzünden Erer
Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin Hayat-ı Saadetlerinden İnciler ve Hatıralar (180)
Dizi Yazı - İnciler ve Hatıralar
1 Mayıs 2026

 

Muhterem Ömer Öngüt
-kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin
Hayat-ı Saadetlerinden İnciler ve Hatıralar (180)

 

Bazı Kadın Kocası,

Bazı Erkek Hanımı Yüzünden Erer:

"Bazı kadın kocası yüzünden, bazı erkek de hanımı yüzünden erer. Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bir hikâyesini anlatalım.

Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri'nin evine iki misafir gelmiş. Kapıya hanımı çıkmış "Kimi arıyorsunuz?" demiş.

"Efendi Hazretleri'ni arıyoruz!" diyen misafirlere hitaben hanımı:

"Defolun oradan be, Efendi Hazretleri diye diye onun da burnunu büyüttünüz!" demiş.

Misafirler, Efendi Hazretleri'nin nerede olduklarını tekrardan sorunca hanımı; "Ormana odun almaya gitti." demiş.

Misafirler ormana doğru gidince bakıyorlar ki Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri odunları aslana yüklemiş, kamçı olarak da yılanı kullanıyormuş. Misafirlerini görünce "Bizim kelp sizi daladı mı?" demiş.

Misafirler hiç sesini çıkarmamışlar. Eve gelmişler yatsı namazını kılmadan önce, Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri dolabın kapağını açmış, bir de bakmışlar ki Kâbe-i Muazzama karşılarında. O geceye hayran kalmışlar ve sabahleyin oradan ayrılmışlar.

Uzun bir zaman geçtikten sonra aynı misafirler Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri'ni tekrar ziyarete gelmişler. Kapıyı bu kez başka bir hanım açmış.

"Efendi Hazretleri evde mi?" diye sorduklarında, "Yok fakat siz buyurun şimdi gelecek!" demiş.

Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri gelmiş ve misafirleri ile görüşmüş. Fakat misafirlerin gönlü geçen seferki gibi Kâbe-i Muazzama'yı görmek istiyormuş. Yalnız bu sefer hiçbir şey görmemişler.

Bu durumu sezen Ahmet Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri misafirlerine:

"Öteki hanım sertti, ibtilâ idi. Ben onun bu haline sabrediyordum. Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretleri bu harikulade halleri bana veriyordu. Şimdiki hanım melek gibi, bendeki olanları da aldı, bende hiçbirşey kalmadı ki!" demiş.

Onun için bazı kadın var erkeğin üzerindeki hassaları alıyor. Bazı kadın da var ki ibtilâsı ile kocasını erdiriyor. Bu hikâye sizin için çok mühim."

 

Benlikten Kurtulmak İçin:

"Yaparım!" demekle olmuyor efendim.

"'Yaparım!' dediği zaman kırıyor kırıyor. Lütuf O'ndan, ikram O'ndan, ihsan O'ndan. Başkasını bilmiyorum."

Herkes: "Yaparım!" diyor.

"Bu Fenâfillâh'ta olur. Fenâfillâh'ta bizzat Allah-u Teâlâ'nın tasarrufu husule gelir. İntisap niçin lâzım? Benlikten kurtulmak için.

Şimdi bir kul bulabilir misiniz kendisini beğenmesin? Herkes beğeniyor. Demek ki herkes helâkta. Meğer O kurtarsın.

Birisi Hakk'a dayanır, Hakk'tan konuşur; birisi de nefisten konuşur."

Kul olmayı kabul etmeyenleri, demek ki Cenâb-ı Allah kendi hâline bırakıveriyor.

"Kim ki Mevlâ'ya gönül verirse Mevlâ onu kendisine çeker, vermezse çektiği yerde bırakır."

"Şu Hadis-i şerif'i göz önüne almak kâfidir:

"Bir insanın kendini beğenmesi yetmiş senelik ibadeti yok eder." (Câmius'Sağîr)

Bu yol Allah yoludur. Binaenaleyh kişinin kendisini beğenmesi, yetmiş senelik sevabını yakar.

Kişi, "Ben çalışıyorum!" der. Kişiyi ibadeti yanıltabilir, perde olur. Fakat ilâhi lütuf onu çekerse kurtarır. Bu kadar ince bir noktadır. İnsan ancak O'nun lütuf rahmeti ile süzülebilir, ibadeti ile bunu yapamaz. İbadetinde riyâ olur, gösteriş olur, varlık olur, benlik olur, her şey girer, orada kalır. Varlık girince Var'a perde olur. "Ben yapıyorum!" demesi perdedir. Çalışmasıyla Allah-u Teâlâ'dan uzaklaşır, yaklaşayım derken uzaklaşmış olur. Varlığı ve benliği perde olur. Bu kadar ince bir yoldur. Bazı insan var namaz kılar, o namaz ile Cenâb-ı Hakk'ın nefretini kazanır ve O'ndan uzaklaşır. "Bak ben sana ibadet ediyorum!" diyor, O da ondan ikrah ediyor. Sevmediği için onu huzurunda görmek istemiyor. Nefsini gaye edinmiş, Yaratıcısı'nı edinmemiş.

Bunun mânâsı; çalışmıştır, fakat kendini beğendiği ve nefisle hareket ettiği için gayesi başkadır, bunun için de yalancıdır. Hakikat ehlinin nazarında yaptıkları boştur. Bilmedikleri için böyledirler.

Nefis role giriyor, role girince benlik giriyor, nefsin yaptığını o da kabul ediyor, onu doğru zannediyor, zannettiği için de yanılıyor.

Muhyiddîn İbn-ül Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri buyuruyor ki;

"Hadi onu göremedin! Ona ihsan edileni de mi göremedin!"

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri de;

"Ona karşı körlük içindeyken ne diye bu kapıdan içeriye girip saf ve temiz olan suyu bulandırıyorsun!" buyuruyor.

Kardeş! Hakikaten kalbin itminan değilse, kapıdan içeri girme ve suyu bulandırma!

Bu yol Allah ve Resul'ünün yoludur. Bu yolun şakası yoktur. Kişi niyetini değiştirdiği anda gider. Çünkü plan çevirmeye kalkarken Cenâb-ı Hakk da kalbini çeviriyor.

Öz kardeş ihvanı kabul ediyorlar. Allah'ım daire-i saadet, merkez-i selâmetin içine koyduklarından, bulundurduklarından eylesin. Bizi de onlardan etsin. İhvan muhabbetle yol bulur. Dalâlet ehli nasıl birbirine yapışıyor! Hakikat ehli sizsiniz niye Allah için yapışmıyor sunuz?

Bediüzzaman Hazretleri; "Onlar az kişiler amma çok kıymetli!" buyuruyorlar. Bunu bilseniz itimad edin gecenizi, gündüzünüzü bu yola feda edersiniz."

"Zâhirî hastalıklar insanı çok şeylerden alıkoyduğu gibi, mânevî hastalıklar da insanı çok şeylerden alıkoyar. Onun için hem dünyevî hem uhrevî hastalıkların tedavisine gayret edelim. Allah'ım şifâ ihsan buyursun."