Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
Başyazı - Kâfi̇r İslâm'ı Ve İslâm Dünyasını Yıkmak İstiyor. Sırayla Gi̇di̇yor, Saldırıyor. Ateş Bi̇ze Doğru Geli̇yor. Küffarın Hedefi̇; İslâm'ın Kalesi̇ Ve Muhafızı Türki̇ye! - Ömer Öngüt
Kâfi̇r İslâm'ı Ve İslâm Dünyasını Yıkmak İstiyor. Sırayla Gi̇di̇yor, Saldırıyor. Ateş Bi̇ze Doğru Geli̇yor. Küffarın Hedefi̇; İslâm'ın Kalesi̇ Ve Muhafızı Türki̇ye!
Başyazı
İsmail Yavuz
1 Nisan 2026

 

"Eğer Allah Size Yardım Ederse Artık Sizi Yenip Mağlup Edecek Yoktur. Eğer Sizi Yardımsız Bırakıverirse, O'ndan Başka Size Yardım Edecek Kimdir? Müminler Yalnız Allah'a Güvensinler."
(Âl-i İmran: 160)

"İnsanlar İçerisinde, Müminlere En Şiddetli Düşman Olarak Yahudileri Bulursun."
(Mâide: 82)

"Onlar Bir Mümin Hakkında Ne Bir Yemin Gözetirler Ne de Bir Antlaşma Gözetirler. Çünkü Onlar Saldırganların Tâ Kendileridir."
(Tevbe: 10)

"Eğer Onların Güçleri Yetse, Sizi Dininizden Döndürünceye Kadar Size Karşı Savaşa Devam Ederler."
(Bakara: 217)

"Şüphesiz ki Kâfirler Sizin Apaçık Bir Düşmanınızdır."
(Nisa: 101)

KÂFİR İSLÂM'I VE İSLÂM DÜNYASINI YIKMAK İSTİYOR.
SIRAYLA GİDİYOR, SALDIRIYOR. ATEŞ BİZE DOĞRU GELİYOR.
KÜFFARIN HEDEFİ; İSLÂM'IN KALESİ VE MUHAFIZI TÜRKİYE!

 

Türkiye'nin de hedefte olduğunu unutmamamız lâzım. İran'da zâfiyet gördüler hemen saldırdılar. Türkiye'de bir zâfiyet görseler bize de saldırırlar.

İsrail'de "Türkiye on yıl savaşa girmezse başımıza belâ olur." minvalinde yorumlar yapılıyor. Anlaşılıyor ki bu süre zarfında, iyice kendimize gelmeden, silahlarımızı tamamlamadan bize saldırmak niyetindeler.

Allah-u Teâlâ İslâm düşmanlarını bize ne kadar güzel tanıtıyor, iç durumlarını ortaya koyuyor:

"Onların nasıl antlaşmaları olabilir? Onlar size galip gelselerdi (sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçseydi), hakkınızda ne yemin ne de antlaşma gözetirlerdi." (Tevbe: 8)

"Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir antlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir." (Tevbe: 10)

"Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan kimselerdir. Umulur ki vazgeçerler (küfre son verirler)." (Tevbe: 12)

 

Yahudi iyice kontrolden çıktı. Kendisinde bir güç buldu, Amerika'yı da yedeğine aldı sırayla her yere, her bir İslâm ülkesine saldırıyorlar.

Afganistan ve Irak'la başladılar. Libya, Sudan, Somali... Kimi ülkeyi karıştırdılar, kimi ülkeyi işgal ettiler, kimisini bombaladılar. O günlerde yahudi meydanda görünmüyordu. Şimdi Amerika ile beraber kendisi de saldırıyor. Filistin, Gazze, Lübnan, Suriye, Yemen derken İran.

Hedefleri hem petrol, doğal gaz gibi yer altı zenginliklerine çökmek, hem de İslâm'ı yeryüzünden silmek.

"Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler." (Bakara: 217)

Durmaya niyetleri yok. Büyük ateş geliyor, büyük tehlike geliyor. Ellerinden gelse sadece Ortadoğu'yu değil, bütün dünyayı, her ülkeyi yakacaklar; dünya savaşı, nükleer harp çıkartacaklar. Bunun için çalışıyorlar, bu yolda ilerliyorlar. Yeter ki meydan kendilerine kalsın, istediği gibi katliam yapsın, istediği yeri işgal etsin ve kimse bunlara dur demesin. Amacı bu.

"Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir antlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir." (Tevbe: 10)

Kâfirler azgınlıkta haddi aştılar. Hiç kimseyi hiçbir şeyi dinlemiyorlar. Uluslararası hukukmuş, insanlıkmış, vicdanmış, umurlarında değil.

Bu ateşi daha da yayacaklar, bu iyice aşikâr oldu.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin:

"İran'la beraber Türkiye hedefte."

"Onlar bütün güçleri ile Türkiye'yi yıkmak istiyorlar. Rabb'im korusun. Fakat Rabb'im dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Düşmana kalsa bir yudumda boğacak. Türkiye'yi imha etmek için plan kuruyorlar."

Beyanları bugün aşikâr oldu.

Türkiye'yi açıkça tehdit etmeye başladılar. Netanyahu "Aşırılıkçı İslâm, hem Sünni hem de Şii, tüm dünya için bir tehdittir. Bunun kendi kendine çözüleceğini söyleyemeyiz." gibi sözlerle Türkiye'yi isim vermeden sürekli hedef gösteriyor. Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett "Yeni İran Türkiye" diye konuşuyor, İsrail'de haber yapan bir Türk gazeteciye, bir İsrailli yaklaşarak "Bundan sonra siz bizim bir sonraki düşmanımızsınız. Bunu biliyor musunuz?" diyor.

Anlaşılıyor ki; bunların eceli yaklaştı, Allah-u Teâlâ bizi vesile kılacak inşaallah.

"Verilmiş bir ruhsat var, bir gün alınacak."

"Firavun da böyle azmıştı, bir düşün, Hitler ne idi, dünyayı zaptediyordu, ruhsatı çekince işi bitti."

Kibirlerinden burunlarının önünü göremiyorlar. Türkiye gibi bir ülkeyi hedefe koyuyorlar. Çünkü bunlar düşmandırlar:

"İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun." (Mâide: 82)

Onlar İslâm'ın ve müslümanların düşmanıdırlar, müslümanların başına daima bir gaile çıkarmaktan ve kötülük etmekten başka bir şey düşünmezler. Dinini terk edip kendilerine tâbi olmadıkça, hiçbir müslümandan memnun olmazlar.

Bunlara sormak lâzım: "Peki Türkiye İsrail'i hedefe koyup harekete geçerse ne yapacaksınız?"

Bu aziz millet Allah yolunda çok cihad etti, çok kâfir tepeledi. Çok şehitler verdi. Bu sebeple bu milletin ordusuna "Allah'ın ordusu", "Muhammed'in ordusu" diye isimler verildi. Resulullah Aleyhisselâm "Ne güzel ordu" buyurdu.

İslâm çok merhametlidir ama kâfirin küfrü ve zulmüne karşı çok şiddetlidir.

"Kâfirlere karşı çok çetin ve sert, birbirlerine karşı çok merhametlidirler." (Fetih: 29)

Bu kâfirlerin zulmü, bu soykırımcı çocuk katillerinin İslâm ve Türkiye düşmanlığı; imanımızı, cihad ruhumuzu, azmimizi, şevkimizi artırıyor, İslâmiyeti ve vatanımızı koruma vazifemizi tazeliyor, dünyanın bütün mazlumlarına yardım etme arzumuzu ateşliyor. Bir şehidimizin okuduğu "Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm." mısralarındaki gibi Allah'a kavuşma, ölümsüzlüğe ulaşma, şehadet şerbetini içme arzumuzu pekiştiriyor.

"Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah'a vermiş oldukları ahde sadakat gösterirler, onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu dâveti beklemektedir. Ahidlerini hiç değiştirmemişlerdir." (Ahzab: 23)

Üzerimize gelmek için hazırlanıyorlar, biz de hazırlanıyoruz. Sultan Alparslan'ın kalabalık düşmanın yaklaştığını heyecanla aktaran haberciye verdiği cevaptaki gibi büyük bir soğukkanlılık ve dirayetle "Biz de onlara yaklaşıyoruz."

Bu şevk, bu azim, bu kararlılık kimde var? İmanlı olanda var. İmansız olanda var mı? Yok.

Bu millete bahşedilen bu ilâhî lütuf, bu iman ve cihad tavrı, bu şehadet aşkı Çanakkale Harbi'nde de, Medine Müdafaası'nda da, İstanbul'un Fethi'nde de, Malazgirt'te de, Niğbolu'da da, Çaldıran ve Ridaniye'de de böyleydi, bugün de böyledir.

Allah-u Teâlâ bu necip milleti uzun asırlar boyunca, İslâm dini'nin, bu son ve mübarek dinin muhafızı ve müdafisi kılmıştır hamdolsun.

Nice asırlar sonra İslâm'ın ve imanın kaldırılmaya çalışıldığı bu son âhir zamanda da aynı lütfun, aynı muhafızlık vazifesinin devam etmesinin delili ve sebebi Allah-u Teâlâ'nın Hatem-i Veli'yi İslâm'ın muhafızı ve müdafii olarak Türk'e göndermesidir.

Allah-u Teâlâ bu ilâhî gönderilişin ve takdir-i ilâhî'nin bir tecellisi olarak Türkiye'yi ve Türk ordusunu bu zamanda tekrar bu son ve mübarek dinin muhafızı ve müdafii kılmıştır.

Nitekim yaklaşık on bir asır önce kaleme aldığı "Hatmü'l-Evliyâ" adlı eserinde, âhir zamanda Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın geleceğini haber veren Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri (v. 932), yaşadığı mânevî tecellîleri anlattığı "Büdüvv-ü Şe'n" risâlesinde de, kırkların zuhûrundan sonra kâim olacak olan bu zâtın, halkın fesada düştüğü bir devirde Türk'e gönderileceğini keşfetmiş, ifşaatının bir noktasında halkı içinde bulundukları çalkantı ve karışıklıktan kurtaran bir de ordu bulunduğunu müşâhade ederek; "Halkın, mâ'iyyeti Türk olan bir orduya mürâcaat ettiklerini gördüm, Türk onlara yoldaşlık ediyordu." buyurmuştur.

Ve geleceği haber verilen bu Zât-ı âli geldi, vazifesini bihakkın yaptı. Hazret-i Allah öyle murad etti. Türkiye'yi ve Türk ordusunu mânen onunla ayakta tutmak istedi. Onun mücadelesi ve ordumuzu desteklemesi bugünler içindir, İslâm içindir, bu vatan içindir, ümmet-i Muhammed içindir.

Din-i İslâm'ın, bu vatanın, bu devletin ayakta durması için gönderilen Hatem-i veli eserleri ile, din ve vatan bölücüleri ile yaptığı cihadıyla, manevî tasarrufları ve duâları ile Türkiye'yi ve Türk ordusunu desteklemiştir.

Müslümanları Hazret-i Allah'a, Resulullah'a, İlâhî Görüş Birliği'ne davet ederek; İslâm'ın bölünmesine, parçalanmasına mani olmuş, devletimiz payidar olsun, ordumuz muzaffer olsun diye gayret etmiştir.

Bu kadar bozulmaya, bu kadar dinden uzaklaşmaya, küfür topluluklarının içine girmek için, kâfir Batı'ya benzemek için yapılan onca icraata rağmen Türkiye'nin bugün de İslâm'ın kalesi ve muhafızı olma sebebi budur, Hatem-i Veli'nin bu millete gönderilmesidir.

Bunun da nedeni atalarımızın yüzyıllar boyu İslâm yolunda, iman uğrunda her şeylerinden, canlarından ve cananlarından da geçerek küffara karşı yapmış oldukları büyük cihaddır.

Nitekim imanlı bir kumandan ve sultan olan Sultan Alparslan, 26 Ağustos 1071'de, Malazgirt'te, kılınan cuma namazından sonra birazdan kâfir Bizans ordusu ile savaşa girecek ordusunun karşısına beyaz bir elbise ile geçmiş, atının üzerinde şu tarihi konuşmayı yapmıştı:

"Ya Rabb'i! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabb'i! Niyetim halistir, bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret.

Ey askerlerim!

Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. .... Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların minberlerde bizim için duâ ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya şehit olarak cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zira bugün ancak ben de sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan gaziyim..." (26 Ağustos 1071)

Ve Sultan Alparslan komutası altındaki Türk ordusu kendisinden kat kat büyük Bizans ordusunu yenerek şu ilâhî beyanın tecellisine mazhar olmuştu:

"Nice az bir topluluk Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara: 249)

Osman Gazi oğlu Orhan Gazi'ye şöyle vasiyette bulunmuştu:

"Bizim maksadımız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Yolumuz Allah yoludur. Maksadımız Allah'ın dinini yaymaktır."

Osmanlı'nın maksadını Fatih Sultan Mehmed Han şöyle ifade etmiştir:

"Bu hânedânın yüce maksadı 'İ'lâ-yı Kelimetullâh'tır!" ("Bedâyi'ü'l-Vekâyi'", vr. 197b)

Türk tarihi nice az askerle kalabalık düşman ordularına, Haçlı topluluklarına Allah-u Teâlâ'nın yardım ve desteği ile galebe çalındığının örnekleri ile doludur.

Ve fakat Osmanlı Devleti'nin bu fazîleti, bu izzet ve şevketi sona erdi; âhir zaman geldi, fesad devri başladı ve bu necip millet bozuldu, fesad hâline düştü. Öyle bir fesad ki, artık îmân ile küfür birbirine karıştı!..

Böyle bir zamanda, bu necip milletin hâlâ necip olanlarını kurtarmak için, Allah-u Teâlâ bu beldeye Hâtemü'l-velî'yi gönderdi. Bu milleti seviyor, neciplerini ayırıyor ve onları desteklemek için bir lütuf veriyor!

Şeyh Şerâfeddîn ed-Dağıstânî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin talebelerinden Ali Usta'nın anlattığına göre; Hazret Yunan harbi esnâsında Geyve'de bulunduğu sırada, kendisine harbin sonundan, memleketin ve İslâmiyet'in durumundan endişe ederek: "Hazret! Müslümanların ve memleketin sonu ne olacak?" diye sorduğu zaman ona şöyle buyurmuştu:

"Bir gün Hazret-i Ali -radiyallahu anh-e, kendisiyle birlikte muhârebe edenlerden biri muhârebe esnâsında: 'Böyle bir fitnenin içinde bu işin sonu ne olacak?' diye sormuş. O da: 'Din kıyâmete kadar bâkîdir.' dedikten sonra bir müddet başını önüne eğmiş, öylece kalmış. Hatta etrâfındakiler uyudu zannetmişler. Sonra Hazret-i Ali -radiyallahu anh- başını kaldırıp üç defâ: 'Ni'mel Etrâk, ni'mel Etrâk, ni'mel Etrâk!': 'Türkler ne güzeldir! Türkler ne güzeldir! Türkler ne güzeldir!' dedikten sonra: 'Din Türkler elinde kalacak, Türkler ile yücelecek ve kıyâmete kadar bâkî kalacak!' buyurmuş." ("Menâkıb-ı Şerefiyye")

"Daha evvel de arzetmiştik ki; bu vazife birinci basamaktır. Bu gönderilme vazifesi; Türk milletinin ıslâhı, ordunun mânevî desteği içindir."

Binaenaleyh bugün de yeniden büyük bir Haçlı ordusu yahudinin yedeğinde üzerimize gelmek için hazırlanıyor. Açıkça bir din savaşı yürütüyorlar, Özellikle Amerikan ve İsrail yönetimi bu sapkın ve azgınların elinde. Kendilerini Mesih'in ordusu, Türkiye'yi Deccal'in ordusu görüyorlar. Bazıları bunları açık açık söylüyor. Ve bütün İslâm dünyası bizden ümit besliyor.

Küfür orduları küfür ve sapkınlıklarında, Allah'ın dini'ni yok etmek arzusunda bu derece kararlı iken; bizim Allah'ın dini'nde kararsız olmamız, iman zâfiyeti içinde olmamız, küffarla dost olmaya, küffarın birliğine dahil olmaya çalışmamız, Allah'ın dinini yüceltmek, yaşatmak azim ve gayreti içinde olmamamız çok büyük bir zâfiyettir.

İlâhî yardım ve destekten mahrum kalırsak bu kadar kalabalık, bu kadar silahlı bir düşman karşısında muvaffak olmamız nasıl mümkün olacak?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Eğer Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz (sarılırsanız), Allah da sizi muvaffak eder ve ayaklarınızı sâbit kılar." (Muhammed: 7)

Hatem-i veli'nin Türkiye'ye gelme sebebi, gönderilme hikmeti budur. Yani bir taraftan ıslahat, bir taraftan destek.

Allah-u Teâlâ onunla ayakta tutuyor. Hazret-i Allah Türkiye'yi ayakta tutmak istedi, öyle murad etti, Türk ordusunu destekliyor. Hatem-i veli mücadele etsin istedi.

"Benim ümidim Allah-u Teâlâ bu gemiyi batırmayacak. Bunun sebebi; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i iki defa Türk kıyafetiyle gördüm. Anladım ki Allah-u Teâlâ'nın Türkiye'ye bir nazarı, bir lütfu var; onun hürmetine Allah-u Teâlâ bu gemiyi batırmayacak. Her ne kadar batırmak istedilerse de Allah-u Teâlâ bu gemiyi batırmayacak, yüzdürecek. Denizaltı batıyor amma dilediği zaman su yüzeyine çıkıyor. Biz bunlarla çok meşgul olmak zorundayız."

"Yâ Rabb'i! Halilullah Mekke için duâ etti,

Yâ Rabb'i! Resulullah Medine için duâ etti,

Yâ Rabb'i! Fakir bu devlet için duâ ediyor, bu devlete zevâl verme!"

Manen Hatem-i veli var, sahada da Türk ordusu var,

"Allah'ım! Ümmet-i Muhammed'i affet! Vatanımızı muhafaza et! Ordumuzu muzaffer et!" (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

Osmanlı'dan gelen mirasıyla öyle bir ordu ki, İslâm'a hizmet etmiş, canlarını vermiş, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in övdüğü, methettiği ordu.

"Bu öyle güzel bir vatan ki, Osmanlılar harbe giderken "Allah'ım bu vatan sana emanet!" diyerek giderlermiş. Bu vatanın içten, dıştan yıkılmayışı emanet oluşundandır." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu ve buna mümasil beyanları; İslâm'ın, imanın yanında vatanın, devletin, ordunun manen desteği için gayret edip duâlar etmesi; birçok din ve vatan bölücüsünün kendisine iftira atmasına sebep olmuştur.

Oysa bugün iyice zâhir olmuştur ki; bu Zât-ı âli ne kadar doğru söylemiş, ne kadar güzel söylemiş; âdeta kendisinden sonraki zamana bu milleti hazırlamak için, bu vatanın selâmeti için insanların kınaması pahasına hakikati ortaya sermiş ve müdafaa etmiş. O bu mücadelesi ile bu âhir zamanın zorluklarla, savaşlarla dolu bugünlerine hazırlanmak, bu devirleri selametle aşmak, imanla göçmek için yapılması gerekenleri, bu zamanın reçetesini bizzat yaşayarak, yazarak, yayarak ortaya koydu ve bizlere miras olarak bıraktı.

O hâlde nasıl ki Allah-u Teâlâ bu millete bir ihsan ve ikram olarak bu Zât-ı âli'yi bu memlekete göndermiş ise; bizim de çok iyi bilmemiz lâzımdır ki bu müzayakalı günleri aşabilmemiz; bu Zât-ı âli'nin getirmiş olduğu hakikatlere, iman ve İslâm davasına, vatan sevgisine sahip çıkmakla mümkündür. Bunun için önce iman lâzımdır.

Peki bu hakikatler nelerdir?

Birincisi;

Küffarın amacı İslâm'ı yok etmektir. Bu sebeple Türkiye'yi yıkmak küffarın en büyük hedefidir. Küfür ehli hasımdır, düşmandır, asla dost değildir, Onlara meyletmek hem imanda, hem vatanda büyük zararlara sebep olmuştur, olmaya devam etmektedir. İman tavrı bunu bilmek, kâfirlerden kalben kendimizi ayırmaktır. Nitekim artık küffarın bu düşmanlığını ve İslâm'ı ve müslümanları yok etme niyetini aşikâr bir şekilde görüyoruz.

"Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık bir düşmanınızdır." (Nisa: 101)

İkincisi;

Bugünkü harp silahlarını düşündüğümüzde; üzerimize gelen bu ateşe karşı duracak olan Türk ordusunun her türlü desteğini, maddi-manevî hazırlığını elimizden geldiğince hatta daha da öte bir gayretle yapmamız lâzım. En modern harp silah ve araçlarını yapmak kadar, imanlı bir ordu yetiştirmek de en az onun kadar mühimdir.

"Ey iman edenler! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın." (Enfâl: 60)

Üçüncüsü;

İman tavrının bir neticesi ve vatanın selâmeti için din ve vatan bülücülerini, iç düşmanlarımızı tanımamız, müsamaha göstermememiz, İslâm'da ve vatanda yaptıkları zararları görmezden gelmememiz lâzımdır.

"Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. Allah kahretsin onları! Hakk'tan nasıl çevriliyorlar?" (Münâfikûn: 4)

Zira dikkat ederseniz yahudi ve küffar önce içten yıkmaya , dıştan vurmadan önce içeriden destek almaya çalışıyor. Senelerdir Türkiye'de bunun için çok büyük çalışmalar yaptılar. En büyük zaaf işte bu fitnelere gösterilen müsamahadan, bu fitneleri çıkartanlara verilen tavizlerden doğmuştur. PKK ve FETÖ bu durumun en bariz örnekleridir.

Unutulmasın ki; imansız din ve vatan bölücüleri yeri geldi mi vatanını da dinini de satar.

Onun için önce iman diyoruz. İmanlı olan kimse canını verir, imanını vermez, vatanını satmaz. İman bu kadar mühimdir. Hem dünya, hem ahiret için. Vatanını satanın, küffara peşkeş çekmeye kalkanın dünyası da yoktur, ahireti de yoktur, cehennemdedir.

Bütün bu saydıklarımızın özünde ve temelinde "İman" vardır.

Allah-u Teâlâ'nın hükmüne iman eden bir müslüman küffara meyletmez, onlarla dostluk kurup onlardan medet ummaz.

Allah-u Teâlâ'nın hükmüne iman eden bir müslüman bu küfür ehlinin, "din savaşı yürütüyorum" diyen bu Haçlı güruhunun karşısına ancak imanlı bir ordu ile çıkılabileceğini bilir.

Allah-u Teâlâ'ya iman eden bir müslüman din ve vatan bölücülerine asla merhamet nazarı ile bakmaz; küffara ajan yetiştiren, vatanımızı pay-ı mal etmeye çalışan bu bölücülere fırsat vermez, onları bertaraf etmek için elinden geleni yapar.

Âyet-i kerime'de:

"Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!" buyurulmaktadır. (Tevbe: 73)

 

Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü:

"Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü" isimli eseri Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin ilk baskısı bundan 26 yıl önce 2000 yılında yapılmış olan bir kitabıdır.

Bu ve buna mümasil eserleri Zât-ı âli'lerinin kalemle yapmış oldukları "İman kurtarma" mücadelesinin, cihadının bir belgesi, müslümanlara Allah-u Teâlâ'nın emir buyurduğu iman hakikatlerini, küfrün ve küffarın gerçek yüzünü anlatan, ortaya seren bir İslâm eseridir.

Küfrün hoşgörüldüğü, iman-küfür berzahının kaldırılmaya çalışıldığı, küffar birliğine girmek için adımlar atıldığı yıllarda yazdıkları bu kitap, FETÖ'nün küfrü hoşgörü, kâfirle diyalog toplantılarına karşı Cenâb-ı Hakk'ın emir ve nehiylerini ümmet-i Muhammed'e duyurmuş, hakikat ile dalâletin arasına bir set çekmiş, iman-küfür arasına bir berzah olmuştur.

"İman ile küfür birbirinden kesin olarak ayrılmıştır." (Bakara: 256)

Küfrün hoş görülmesi, beğenilmesi, özenilmesi fitnesinin üzerine büyük bir azimle giden Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bu küfür, dalâlet fitnesini söndürdüler. Çünkü onun gayesi iman idi, vatan idi. Bu yaptıkları cihad bugün daha iyi anlaşılıyor.

Türkiye bu Zât-ı âli'nin duyurmaya çalıştığı bu hakikatleri zamanında kabul etmiş ve buna göre hareket etmiş olsa, küffara karşı gösterilmesi gereken iman tavrını gösterip buna göre hareket etmiş olsa idi; sonraki yıllarda ortaya çıkan birçok zâfiyet ve kayıp yaşanmazdı. Ve fakat bu Zât-ı âli'nin bu kalemle cihadı olmamış olsaydı, bu millet uyanmamış olsaydı, bugün FETÖ marifetiyle bu memleket küffara çoktan peşkeş çekilmiş olacak, kâfirler zahmetsizce amaçlarına ulaşmış olacaktı.

Küffar en sonunda muhakkak kapımıza dayanacak, çünkü Türkiye'yi İslâm'ın koruyucusu olarak görüyor ve tarihten gelen intikam duyguları var. Bu yüzden ellerinden gelse Türkleri Anadolu'dan sürmek yahut soykırımdan geçirmek isterler, tıpkı Endülüs'te yaptıkları gibi, Sevr'de yapmayı denedikleri gibi.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bize hem yahudilerin, hem hıristiyanların, hem de münafıkların içyüzünü tanıttı, iman-küfür berzahını koydu ve bu kitabını yazdı, bugünler için ikaz ve irşad etti.

Ezcümle;

Küfür ehli, yahudiler ve hıristiyanlar İslâm'a ve müslümanlara düşmandır, bu düşmanlara meyledemeyiz, meyledersek hem imanımız zarar görür, hem vatanda büyük zâfiyetler olur.

"Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?" (Nisâ: 144)

İmanımızı muhafaza için öncelikle kendimizi kalben, imanen bunlardan ayırmamız gerekir.

"Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile bir dostluğu kalmaz." (Âl-i İmran: 28)

Bugün ortaya çıkan soykırımlar, çocuk katliamları, Epstein davası gibi rezillikler ile iyice aşikâr olan küfür ehlinin rezaletleri, ahlaksızlıkları, dinsizlikleri, Allah düşmanlıkları, dünyaya medeniyet adı altında yaymaya çalıştıkları küfür ve kaos ortada iken hâlâ bunlara meyledenlerin, birliklerine girmek için iştiyak duyanların olması ne kadar acı bir durumdur.

Bunlar münafıklık alâmetidir. Bugün bu küffarla bir mücadele halindeyiz, bir gün bu mücadele fiili bir savaşa dönüşecek Allah'u-âlem. Bu gibi küfre ve küffara meyledenlerin azımsanmayacak sayıda olması, aramızda bulunması içimizde bir zâfiyete sebep oluyor.

Saflar ayrışıyor. Kâfire bu kadar meyletmek helâk eder. Çünkü kâfirin zinciri boşalmış, saldırıyor.

Türkiye'ye en büyük zararı bu iç düşmanlar veriyor.

 

Ordunun Hazırlığı:

Türk ordusunun ayakta durması lâzım.

Resulullah Aleyhisselâm'ın "Ne güzel asker, ne güzel kumandan" buyurduğu ordu bu ordu.

"Kostantiniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!" (Ahmed bin Hanbel)

Türk'ün ordusunun üzerinde Allah-u Teâlâ'nın nazarı vardır. Çünkü tarih boyu İslâm'ın ve müslümanların müdafii olmuştur.

"Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yâ Rabb'i.

Senin uğrunda ölen ordu budur Yâ Rabb'i.

Tâ ki yükselsin ezanlarda müeyyed namın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın."

(Yahya Kemâl Beyatlı)

İşte bu ordunun ayakta durması; İslâm içindir, İslâm'ın, vatanın, İslâm dünyasının müdafaası, muhafazası içindir.

Âlem-i İslâm'ın ümidi ve gönülleri bu vatandadır. Çünkü Türkiye İslâm'ın kalesi, İslâm'ın muhafızıdır. Bu vazifeyi bin yıldır yapmaktadır.

Bu necip millet, bu necip milletin ordusu şu Âyet-i kerime'nin tecellisine mazhar olmuştur:

"Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdürler. Allah yolunda cihad ederler. hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, her şeyi bilendir." (Mâide: 54)

İşte bugün yeniden bu tarihi vazifenin, İslâm'ın ve İslâm dünyasının muhafızı ve müdafii olma şerefinin tekrar yaşanacağı günlerin arifesindeyiz.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bugünleri görüyordu ve haber veriyordu, "Harp ve harabiyat devri" buyuruyordu.

Bunu gördüğü için, kendisine bildirildiği için, Türk ordusunun dâima muzafferiyeti için duâ etti, manen destekledi.

Din ve vatan bölücülerinin hepsinin devlet ve ordu düşmanı olduğu bir zamanda bunu yaptı.

Bu manevî destekle bu ordu bugünlere geldi. Bugün İslâm dünyasının birçok yerinde askerimiz var, müslümanlar Türk ordusunun varlığı ile teselli ve güvence buluyor. Her müslüman Türkiye için, Türk ordusunun muzafferiyeti için duâ ediyor.

Burada güçlü bir devlet, güçlü bir ordu olmasa idi bugün Suriye, Irak, Somali, Libya, Sudan, Bosna, Kosova, Kıbrıs, Karabağ ne olurdu? Küffar bütün İslâm dünyasını çok rahat işgal etmez miydi? Bu ordunun burada duruyor olması bile küffarı çekindiren bir kuvvet değil mi?

İşte bu yüzden küffarın en büyük hedefi Türkiye'dir. Türkiye'yi yıkarsa her yeri yıkacak, ele geçirecek. Türkiye'yi engel görüyor, bize karşı planlarını yapıyorlar, sonunda bize de saldırmak niyetindeler.

Bunu bilerek iman ve şehadet aşkı ile hazırlanmamız lâzım.

"Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın." (Tevbe: 14)

Onun için ordumuzun her türlü silah araç ve gerecine sahip olması için ne gerekiyorsa yapmamız lâzım.

"Allah korusun bir harp çıksa en önde savaşmak isterim, ordumuza her türlü yardımda bulunmak için bütün imkânlarımı seferber ederim." (Hâin Tezgah, s. 103)

Tarih boyu atalarımız en büyük güç ve kuvveti "İman"larından, Allah yolunda nizam-ı âlem düsturundan aldılar. Bizim de bunun gibi; en büyük güç ve kuvvetin "İman"la olduğunu, ancak bu takdirde Allah'ın yardımının bizimle beraber olduğunu görmemiz ve bunun için çalışmamız, bunun altyapısını hazırlayıp pekiştirmemiz lâzım. Kâfir bu kadar düşman iken onlara meyletmek hem büyük zâfiyet doğurur hem de Allah-u Teâlâ'nın gadabını celbeder, insanı helâk eder. Artık saflar iyice ayrışıyor.

"Birbirine hasım iki zümre." (Hacc: 19)

Âyet-i kerime'si iyice zahir oluyor.

AB olsun, NATO olsun küffar bizi almamak için, atmak için fırsat kolluyor, Rusya vs. düşmanların korkusuna seslerini çıkartmıyorlar. Biz hâlâ bunlardan medet umuyoruz, bunların içinde olmaktan şeref duyanlar bile var. Oysa tek tük itirazlar hariç hepsi İsrail'in vahşetini, işgalini destekliyor, ses çıkartmıyor. Çünkü özünde İslâm düşmanı, Haçlı. Bunların durumunu anlamak için Muhterem Ömer Öngüt'ün -kuddise sırruh- "Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü" isimli eserinin okunması gerekir. Bunlar İslâm'a düşmandır. Türkiye'nin ve İslâm dünyasının kalkınmasını istemezler, kendi kurmuş oldukları sahte medeniyete, vahşet medeniyetine düşman görürler.

 

Din ve Vatan Bölücüleri:

Hâtem-i veli hem necip milletin imanının şuurlanmasına, hem de âhir zamanda türeyen bölücülerden dinimizin, vatanımızın korunmasına gayret etti. Bölücüleri bertaraf etti, dinimizi, vatanımızı, Türkiye'yi ayakta tuttu.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri içte birliği sağlamaya çalışmış, iç düşmanın dış düşmandan daha tehlikeli olduğunu beyan buyurmuşlardı.

En büyük arzusu müslümanların Allah ve Resul'ünde birlik olması idi. Bu maksatla "İlâhî Görüş Birliği'ne Dâvet" isimli eserlerini çıkartmışlar, müslümanları ahmette, mehmette değil Allah ve Resul'ünde birlik olmaya davet etmişlerdi.

"Biz "İlâhî Görüş Birliği"ne dâvet ederiz. Gelenlerin gönüllerine Hazret-i Allah ve Resul'ünün -sallallahu aleyhi ve sellem- muhabbetini ve emirlerini koymaya, her türlü bölücülükten arındırmakla yalnız Hazret-i Allah ve Resul'ünde -sallallahu aleyhi ve sellem- birleştirmeye, aralarında gerçek bir kardeşliğin tesisine gayret ederiz."

"Devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan" buyurarak din ve vatan bölücüleri ile büyük mücadele etmişti.

"Muhakkak iç ve dış din ve vatan düşmanlarına karşı yekvücut olmamız lâzım, tefrika bir millete iyilik getirmez."

İçeride birlik olacak ki iç ve dış düşmana karşı savaşalım. Bu da imanla oluyor. İman olacak ki din ve vatan için canını verecek, iman olacak ki vatanını satmayacak. İman olacak ki para ile onu satın alamayacak. İman olacak ki, bölücülük yapmayacak.

İşte bu Zât-ı âli bunu verdi. İman kurtarma cihadı yaptı.

Dinde ve vatanda birlik Hazret-i Allah'ın hoşnutluğunu ve desteğini celbeder, hiç umulmadık yerlerden ilâhî yardım gelir.

"Bundan başka, seveceğiniz bir şey daha var. Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele!" (Saff: 13)

Bölücülük olursa zaaf olur, kuvvetimiz kaybolur:

"Allah'a ve Resul'üne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfâl: 46)

Birlik olduğu zaman küffar çekinir. Bugün Türkiye birlik görüntüsü vermediği için küffar içeriden karıştırırım ümidiyle sürekli çalışıyor, türlü gaileler açmaya çalışıyor, açıyor da.

İslâm'daki ilk bölücü ayrılıkçı fırkalardan birisi şiilerdir. Tarih boyu küffarla işbirliği yapmışlar ve en büyük zararı müslümanlara vermişlerdir.

Sultan Alparslan bunu bildiği için, İslâm dünyasında ikilik ve fitne çıkartan şii Fatimi Devleti'ni ortadan kaldırmak için ordusunu toplamış Mısır'a doğru harekete geçmişti, Ancak bunu fırsat bilen kâfir Bizans'ın sefere çıktığını haber alınca geri dönmek zorunda kalmış ve Malazgirt Savaşı cereyan etmiştir.

Nitekim Sultan Alparslan'ın öngörüsü doğru çıkmış, Fatimiler 1096 yılındaki Birinci Haçlı Seferi'nde Selçuklu'yu desteklemek yerine bu durumu fırsat bilip Kudüs'ü işgal etmişler, bu işgalden bir yıl sonra da Haçlılar Kudüs'e girmişlerdir.

Kudüs'ün tekrar alınması da ancak Selahaddin Eyyübi'nin Fatimilere son verip İslâm birliğini sağlamasından sonra mümkün oldu.

Bugünkü zaafın en büyük sebebi de şiilerin bu ayrılıkçı tavır ve siyasetleri, yıllar yılı Türkiye'ye karşı küffarla el altından zımnî bir işbirliği içinde hareket etmesidir. Amerika ve İsrail ile bir oldular, yıllardır kendi ayrılıkçı gündemleri için çalıştılar.

Küffar şiileri kullandı, oluşan boşluğu kendisi doldurdu, sonunda da tepelerine bindi.

Kendi yaptıklarının cezasını çekiyorlar.

Bugün İran'ın İsrail ve Amerika'ya verdiği zarar bizi memnun ediyor, kalben seviniyoruz ancak bu demek değildir şiiliği tasvip edip destekleyelim. Bunların bölücülüğünden İslâm dünyası çok zarar gördü. Bugün olduğu gibi. Hem İslâm dini'ne zarar verdiler, hem İslâm dünyasını böldüler parçaladılar, hem de kendilerini bugünkü zor duruma düşürdüler.

 

Küffarın Karşısındaki En Büyük Silah "İman"dır:

Her türlü silahımızı yapmamız, sebeplere sarılmamız lâzım. Ve fakat bu hazırlıklarımızı "İman"la taçlandırmazsak muvaffak olamayız.

Dikkat ederseniz terörle savaşta bile gönlünde iman olan Mehmetçik en ön safta çarpışıyor, "Kalırsam gazi, ölürsem şehid" şuuruyla küfrün üzerine yürüyor.

Bugün;

"İmansız vatan, vatansız iman muhafaza edilmez." buyuran Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu beyanındaki hikmet gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Bihikmeti ilâhî son yayınlanan "İman ve Vatan" isimli eserleri böyle bir zamanda büyük bir ihtiyacı karşılamakta, bu harp ve harabiyat devirlerine milletimizi manen hazırlama vazifesini deruhte etmektedir.

İman olacak ki vatan olsun; o imanla vatanı koruyacaksın. İmanın yok vatanda yaşıyorsun, yarın küffar saldırdığı zaman ya kaçarsın, ya ihanet edersin.

Vatan olacak ki iman olsun; imanın muhafazası için, imanla yaşamak için, küfür istila etmemesi için.

Vatanı vücuda benzetirsek iman da ruhudur. Ruhsuz beden ölü olduğu gibi; imansız vatan olmaz, vatansız iman olmaz.

Vatan İslâm milletinin varlığını ve imanını muhafaza eden bir sığınaktır. Vatan sadece topla, silahla olmaz, imanla olur, kültürle olur, örf-adetle, ahlak-faziletle olur. Bunlar olmazsa aile yıkılır, aile yıkılırsa toplum yıkılır, toplum yıkılırsa millet de kalmaz vatan da kalmaz. Bu milletin varlığının devamı, imanına ve öz benliğine sahip çıkması ile mümkündür. Bu da kâfire benzemeden, kâfir adetlerini benimsemeden olur. Yoksa ruhen ölmüş, ne faydası var? Kâfiri dost bildin, bu vatanda gözüküyorsun ne anlamı var? Kâfiri benimseyen kâfire dost olan yarın kâfirle işbirliği yapar, hâin olur. İman olmazsa seni satın alır, o zaman vatanını satar; İran'da olduğu gibi, FETÖ gibi.

"Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hâinlik etmeyin." (Enfâl: 27)

"Şüphesiz ki Allah hâinlik yapanları sevmez." (Enfâl: 58)

Bunlar iç düşmandır, din ve vatan için çok tehlikelidir. Her müslüman bunlara karşı tedbir almalıdır.

Küffarın bu memleket aleyhindeki siyasi, iktisadî, askerî hareketlerine zemin hazırlayanlara "Vatan hâini" denir. Dikkat ederseniz bu gibiler her sahada küffara zemin hazırlamaktan çekinmezler. Hatta bu yaptıklarından iftihar ederler. "Çok iyi bir iş yaptık!" diye caka satarlar.

Tehlikenin en büyüğü; en büyük düşmanı dost bilmek. Bunlar kimdir?

Yahudi ve Amerika başta gelir.

"Sen onların dinlerine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar aslâ senden hoşnut olmazlar.." (Bakara: 120)

En büyük düşmanları dost bilmek, işte o zaman en büyük vatan ihâneti olur.

İmanı olan ise canını verir ama vatanını satmaz, imanını vermez.

Bu necip milletin necip olanları, imanlı her ferdi bu iman ve cihad şuurunu taşıyor ve yaşıyor.

Bu imanı bu cihad ruhunu artırmak için gayret etmemiz lâzım.

İç düşman, dış düşmanın yapamadığı zararı yapar. Dış düşmanın cephesi var, iç düşmanın cephesi yok. İçteki din ve vatan bölücüleri dış düşmandan daha tehlikelidir. Görüyorsunuz İran'da İsrail her yere nüfuz etmiş, istediği adamı buluyor öldürüyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri Türkiye de İran gibi olmasın, FETÖ gibiler bu aziz vatanımızı yahudiye satamasın, küffara peşkeş çekemesin, bu devlete, bu millete zarar veremesin diye onları bize seneler senesi tanıttı, kitaplar yazdı. Din ve vatan hainlerinin tehlikesini anlattı.

"Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar cehennemliktirler ve orada ebedî kalacaklardır." (Bakara: 217)

Binaenaleyh İran savaşı küffarın savaş çıkartmakta, harp ateşini yaymakta ne kadar pervasız olduğunu; Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin seneler önce bu ve bundan sonra olacak hadiseler hakkındaki ifşaatlarının, yaşanacak harpler ve zor günler için hazırlık yapılmasını nasihat buyurmasının, irşad ve nasihatlerinin; hikmetini, kıymetini, nimetini bir kez daha bizlere göstermiş oldu.

Ve biz defaatle dergilerimizde ahir zamanda olduğumuzu, harplerin, afatların geleceğini, ona göre hazırlık yapılmasını hatırlatıyoruz ve hatırlatmaya devam edeceğiz.

Silahlarımızı yapıyoruz, zahiri hazırlıklarımızı tamamlamaya çalışıyoruz, ancak yapmamız gereken daha büyük bir hazırlık var. O da manevî hazırlıktır. Manevî hazırlığın özü "iman"dır. Küffara meyletmekle, sevgi beslemekle, Küffarın ittifakına girmek için can atmakla, Allah'ın dininde, vatanda bölücülük yapanları hoş görmekle iman olmaz. İman olmazsa ilâhî yardım ve destek de olmaz.

"İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah'tan gayrısını O'na emsal tutarlar ve onları Allah'ı sever gibi severler." (Bakara: 165)

İmanımız sağlam olmazsa, Hazret-i Allah'a ve Resul'üne itimadımız tam olmazsa, Allah-u Teâlâ'dan yardım ve destek istemeye nasıl yüzümüz olur?

Halbuki Âyet-i kerime'de:

"Ey Peygamber! Allah sana da sana tâbi olan müminlere de yeter." buyuruluyor. (Enfâl: 64)

Bu müjde-i Rabbâni Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine ve ona sadakatle tâbi olan müminleredir. Allah-u Teâlâ'dan daha yakın bir dost olamaz, vallâhi olamaz. Hazret-i Allah dost ve yardımcın ise bütün dünya düşman olsa zarar veremez.

O yardım ederse Çanakkale Harbi'nde olduğu gibi bir Nusret mayın gemisi çıkarır, dünyanın en büyük donanmalarının en büyük gemilerini boğaza gömer.

İmanla, aşkla, azimle ve gayretle Hazret-i Allah'a dayanarak savaşırsak bizi kimse mağlup edemez. Amerika bile olsa.

"Nice az bir topluluk Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara: 249)

Diğer yandan bütün dünyayı kazanmış olsak, iman olmadıktan sonra, hakikat yaşanmadıktan sonra ne kıymeti var?

Bizim kâfirlerle savaşımız iman-küfür mücadelesidir. Çünkü Allah-u Teâlâ iman ile küfrü ayırmış ve küfür ehlinin hasım-düşman olduğunu haber vermiştir:

"Birbirine hasım iki zümre." (Hacc: 19)

Bugünkü yaşanan savaşta bakıyorsunuz; İran yöneticilerinin ve onları destekleyen halk kitlelerinin sapkın şia inancına büyük bağlılığı var, kendi inançları uğruna ölümü göze alan birçok insan var. Ve fakat Allah-u Teâlâ bunların düşmanlarına, içlerindeki hâinlere fırsat veriyor; önce Lübnan'da sonra İran'da baş imamları dahil üst düzey birçok insanı, yöneticiyi, rütbeli askeri kaybettiler. Görülüyor ki; Allah-u Teâlâ'nın bir gadabı var. Çünkü bunlar Afganistan işgalinden beri sürekli küffarla, Amerika ve İsrail ile danışıklı bir işbirliği yaptılar, ehl-i sünnet müslümanların öldürülmesine, Irak'ın, Suriye'nin tarumar edilmesine destek verdiler, bizzat bunların adamları müslüman katliamı yaptılar. Sürekli Türkiye'ye karşı hareket ettiler, PKK'yı desteklediler. Oysa şimdi bütün destek verdiği küfür sürüleri kendi başlarına musallat oldu.

İran ettiğini buluyor. Tarihten bugüne İslâm'a ve müslümanlara verdikleri zararlar ortadadır. Hep ehl-i sünnetin karşısında olmuşlar, Haçlılarla, Vatikan'la sürekli ittifak kurmuşlar, bütün İslâm düşmanları ile İslâm'a ve müslümanlara karşı işbirliği yapmışlardır. Nasıl ki Birinci Haçlı Seferi'nde şii Fatimi devleti'nin Haçlı saldırısını fırsat bilip Kudüs'e girmesi Haçlıların önünü açmışsa; bugün de İran aynısını yaptı, İsrail ve Amerika'nın saldırılarını fırsat bilip Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Gazze'de kendi alanını genişletmek istedi, müslümanları katletti. 1000 yıl geçti, tıynet değişmedi.

Bütün bunlar iman olmadığı için zuhur ediyor. İman olmayınca akıl, izan da olmuyor, küffara zemin hazırlamayı normal görüyor.

 

Türkiye Savaşı Durdurmak İstiyor,

Çünkü Bu Savaş Türkiye'ye ve Bölgemize Büyük Zarar Veriyor:

İran'ın o kadar hatasına rağmen, Türkiye bugünkü savaşı başlamadan durdurmak için çok gayret etti. Amerika ordusunu yığmaya başlarken Türkiye Amerika'yı görüşmeye razı etmişti. İstanbul'da görüşme yapılacakken İran son anda vazgeçti. Türkiye'nin devrede olmasını bile hazmedemediler. Sonra da yahudi ile Amerika bir oldu tepelerine bindi.

Türkiye şimdi de başlayan bu savaşı durdurmak için gayret ediyor. Çünkü etrafımızın ateş çemberine dönmesi en çok Türkiye'ye zarar veriyor. Türkiye bu yangını durdurmaya çalışıyor, çünkü yahudi ve Amerika büyük düşman. İslâm düşmanı. Bölgedeki bütün devletleri yıkmak, petrol vs. zenginliklerine konmak istiyorlar. "Büyük İsrail"i kurmaya, işgali genişletmeye çalışıyorlar. Arz-ı mevud hayallerini gerçekleştirmek için her türlü entrikayı çeviriyorlar, Amerika'yı kullanıyorlar. Trump'ı bir yandan Epstein dosyası ile, şantajla avuçlarına aldılar, diğer yandan Armagedon Savaşı peşinde koşan Evanjelikler bu ateşe körükle katılıyorlar.

Gazze'ye atom bombası kullanılmasını ima etmek dahil türlü hezeyanlar ve küfürler savuran Amerikalı senatör Lindsy Graham şöyle söylüyor: "Bu bir din savaşıdır. Ortadoğu'nun gidişatını 1000 yıl boyunca biz belirleyeceğiz."

Görüldüğü üzere gaye ve hedefleri İslâm'dır, nihai amaçları Türkiye'yi yıkmaktır.

"Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık bir düşmanınızdır." (Nisa: 101)

Binaenaleyh İran'daki savaşın durması, öncelikle müslümanların selâmeti için, Türkiye'nin selâmeti içindir. Asla, sapkın şia inancının peşindeki İran'ın taraftarı olduğumuz için değildir.

Evet bunlar ehl-i sünnet düşmanı Acemler ama karşılarındaki yahudi ve Amerika da azılı İslâm düşmanı kâfir. Küffar İran'a saldırıyorum demiyor, İslâm ülkelerini yok ediyorum diyor. Bizim için öyle değil ama onlar İslâm görüyor, yok etmek istiyor. Çünkü karşımızdaki kâfir. Ve yahudi ile beraber hareket eden ehl-i küfür var.

İman olarak sağlam durmak ayrı bir şey, ama dışarıdan gelen üçüncü büyük düşmana karşı, küffara karşı el birlik olmak başka bir şey.

Resulullah Aleyhisselâm devrinde müşriklerle yapılan Hendek Savaşı'nda Medine'nin savunması için Medineli yahudilerle anlaşma yapılmıştı. Ancak yahudiler ihanet ettiler.

"Sen kendileriyle antlaşma yaptığın halde, onlar her defasında hiç çekinmeden antlaşmalarını bozarlar." (Enfâl: 56)

Hendek Savaşı bir ay sürmüş, Resulullah Aleyhisselâm ve Ashabı Cenâb-ı Hakk'ın lütuf desteği ile galip gelmişti.

Savaş biter bitmez Resulullah Aleyhisselâm yahudilerin üzerine yürüdü.

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:

"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hendek'ten döndüğü zaman silâhları bırakıp elini yüzünü yıkamış, tam başındaki toprakları çırparken Cebrail Aleyhisselâm geldi ve:

'Sen silâhını bıraktın, vallahi biz daha bırakmadık!' dedi ve onlara geri gitmesini söyledi.

Resulullah Aleyhisselâm: 'Nereye kadar?' diye sorduğunda 'Şuraya!' diyerek Kureyza oğulları'nı gösterdi. Resulullah Aleyhisselâm bu emir üzerine onlarla savaşmaya çıktı." (Buhârî-Müslim)

"Yeminlerini bozan, Peygamber'i sürgüne göndermeye kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer siz inanıyorsanız, bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır.

Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın." (Tevbe: 13-14)

O gün müşriklerin düşmanlığı ne ise, bugün de yahudilerin ve Amerika'nın düşmanlığı var. Bunlara karşı İran dahil el birlik olmamız lâzım ancak İran bugüne kadar bu ittifaka yanaşmadı, düşmanı üzerine çekecek düşüncesiz, bağnaz siyasetine devam etti. Suriye sahasında Türkiye'ye ihanet etti. Buna rağmen Türkiye ateşi durdurmaya çalışıyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu husustaki beyanlarını defaatle yazdık.

Amerika, İsrail, Yunan yanıbaşımızda ve hepsi bir araya geldiler, hepsi düşman. Türkiye'yi çevrelemek, teslim almak istiyorlar.

Kâfir kâfirliğini yapıyor, düşmanın büyük niyeti var; bütün bölge ülkeleri bir araya gelip bunlarla mücadele etmesi lâzım. Oysa bu birliği bozan, engelleyenlerin başında hep İran oldu. Sapkın inançlarının kibri ile hiçbir güzel söze yanaşmadılar, hiçbir orta yola gelmediler. Dün olduğu gibi bugün de yine gelmeyecekler.

Yahudi ve hıristiyanlar Gazze'ye, Lübnan'a, şimdi de İran'a saldırıyorlar. Hepsini İslâm görüyor, her yeri yakıp yıkıyorlar. Müslümanın değeri yok, kâfirler katlediyorlar. Ama İran da ektiğini biçiyor. Petrolü de var, büyük yer altı zenginlikleri var. Saldırıyorlar, diz çöktürmek, sıra ile İslâm ülkelerini yok etmek istiyorlar. Niyetleri ve gayretleri bu.

 

Yahudi Hem Müslümanlara, Hem Bütün İnsanlığa Düşmandır:

Yahudilerin İslâm'a ve müslümanlara olan düşmanlıkları fıtratlarından geliyor. Bunun yanında aynı zamanda bütün insanlara, insanlığa da düşmanlar.

"İnsanlar içerisinde müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun." (Mâide: 82)

"Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar. Şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları sevmez." (Mâide: 64)

Dünya savaşı çıkmış, nükleer harp çıkmış, milyonlarca masum ölmüş umurlarında değil. Bilakis bunun için istekli ve memnunlar. Bile bile çocuk öldürüyorlar. İran'da ilk gün ilk vurdukları yerlerden birisi bir kız ilkokulu idi. 200'e yakın çocuk öldürdüler. İkinci gün yenidoğan hizmeti veren bir hastaneyi vurdular.

Öyle sapkınlar ki kadın, çocuk, masumları öldürmeyi bir ibadet gibi görüyorlar. Epstein'in akrabaları kötülükte sınır tanımıyor.

"İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hâinlik görürsün." (Mâide: 13)

Bu fesatçılıkları, harpler, karışıklıklar çıkarmaktan ibaret değil. Nesli ve ahlakı bozmak, insanları yoldan çıkarmak gibi türlü fesatları çıkartanlar da bunlar. Bu tıynetlerinin gereğini icra ediyorlar.

"Sen kendileriyle antlaşma yaptığın halde, onlar her defasında hiç çekinmeden antlaşmalarını bozarlar." (Enfâl: 56)

"'Kitap ehli olmayan Araplar'ın ve sair kimselerin (hakkını yemekten dolayı) üzerimize bir sorumluluk yoktur.' derler ve onlar Allah adına bile bile yalan söylerler." (Âl-i İmran: 75)

Bu durum yahudilerin sapkın inancından geliyor. Tarihten gelen bu sapkın inancın etkisiyle biriktirdikleri büyük bir kinleri var. Tarih boyu yaşadıkları sürgünlerden, uğradıkları katliamlardan bütün insanlığı sorumlu tutuyorlar, kendi kabahatlerini asla hesaba katmıyorlar. Bütün insanları, insanlığı düşman ve aşağı ırk, hatta hayvan görüyorlar. Bu yüzden gözünü kırpmadan çocuk öldürüyorlar. 3. Dünya Savaşı'na, nükleer harplere zemin hazırlamaya çalışmak dahil her türlü melaneti işlemeye çalışıyorlar. Mesih gelecek dünya krallığı kuracağız diye inanıyorlar. Tahrip ettikleri kitaplarındaki kehanetlerin peşinden gidiyorlar; "Mesih'in gelmesi yaklaştı, onun gelişine zemin hazırlamamız lâzım" diye düşünüyorlar.

Batı'nın, Avrupa ve Amerika'nın içine nüfuz ettikleri için beraberler gibi görünüyorlar, ancak amaçlarına ulaştıkları an onları da bozuk para gibi harcamaktan, birbirlerine düşürüp harpler çıkarmaktan zerre tereddüt etmezler. 1. ve 2. Dünya Savaşları'nın çıkışında perde arkasındaki etkileri öteden beri söylenen bir vakıadır.

"Küfür tek millettir." Hadis-i şerif'i mucibince iman'a, İslâm'a karşı birlik oluyorlar ama kendilerine, birbirlerine karşı öyle değiller.

"Sen onları derli-toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır." (Haşr: 14)

Bunları durdurmak için bütün dünya devletlerinin birlikte hareket etmesi lâzım. Ancak Amerika'nın da desteği ile, içlerine nüfuz etmek suretiyle, dünya ekonomisindeki hakimiyetlerinin yardımıyla birçoğunu etkileri altına almışlar. Avrupa başta olmak üzere birçok ülke ses çıkartamıyor. Yahut menfaatim zarar görmesin diye zalimden taraf oluyorlar. Bir de Hindistan gibi zulmü alkışlayan zalim, İslâm düşmanı yönetimlere sahip olan devletler var.

Binaenaleyh önümüzdeki yıllar çok tehlikeli yıllar. Hazret-i Allah'ın verdiği ruhsat nispetinde, her yeri ateşe atmaya çalışacaklar.

İnsanoğlu çok yoldan çıktı, gadabullahı celbeden her türlü zulüm, haksızlık, ahlaksızlık, pervasızlık bütün dünyayı sardı.

Allah-u Teâlâ da bu zalimlere ruhsat veriyor.

Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri yaşanacak bu hadiseleri, harpleri haber verirken sık sık şu Âyet-i kerime'yi hatırlatırlardı:

"Hiçbir memleket hariç olmamak üzere, biz onu kıyamet gününden önce ya helâk ederiz veya onu şiddetli bir azapla cezalandırırız. Bu, kitapta (Levh-i mahfuz'da) yazılıdır." (İsrâ: 58)

Bugünler başladı. Ortadoğu'da ateş çıktı.

Millet olarak bizim de çok kabahatlerimiz, çok isyanlarımız var. Ve fakat Allah'ın sevgililerinin duâlarıyla ayakta duruyoruz. Mazlumlara, İslâm ülkelerine elimizden gelen yardımı yapmaya çalışıyoruz, bu mazlumların, müslümanların duâlarının bereketiyle yaşıyoruz.

 

Türkiye Hedefte:

Yukarıda arzettiğimiz gibi Netanyahu "Sünni aşırıcılık" gibi laflarla Türkiye'yi hedef gösteriyor. Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett "Yeni İran Türkiye" diye konuşuyor.

Daha önce yayınlanan dergilerimizde İsrail hükümetine sunulan raporlarda Türkiye ile savaştan bahsedildiğini, bu savaş için 2030 gibi tarihlerin dile getirildiğini, bu husustaki haberleri arzetmiştik.

Haziran ayındaki 12 günlük savaştan sonra bir İsrail'li gazeteci yaptıkları saldırıları spor müsabakalarına benzeterek "Hamas'la çeyrek final, İran'la yarı final yaptık. Finalde Türkiye var." dedi.

Azılı Türkiye düşmanı, FETÖ'nün büyük destekçisi, eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin de İran savaşının Türkiye-İsrail savaşının provası olacağını söyledi. "Mevcut İsrail-İran savaşından çok daha yıkıcı olacak bir İsrail-Türkiye savaşı olasılığıyla doğrudan yüzleşmek esastır. NATO'yu hayalperestlik merceğinden değerlendirmek yerine, gerekirse "Maksimum Baskı" yaptırımlarını kullanarak Türkiye'yi mevcut yolundan uzaklaştırmak hayati önem taşımaktadır." dedi.

Dikkat ederseniz yahudi arkasında Amerika olduğu için bu kadar cesaretli. Amerika arkasında olmasa değil Türkiye, İran'a bile saldırmaya cesaret edemez.

Benzer bir zihniyet Yunan'da da var.

Türkiye aslında uzun zamandır hedefte. PKK'yı bölücü terörü Irak'ta büyüttüler, Suriye iç savaşa düştü, PKK'nın ismini değiştirip Suriye'de devlet yapmaya çalıştılar. FETÖ'yü beslediler, büyüttüler, en son darbe ile yönetimi ele geçirmesi için her türlü desteği verdiler. 40 yıldır bunlarla savaşıyoruz. Yahudisi, Amerika'sı, Avrupa'sı, Yunan'ı hepsi bir olmuş terör ile, komşularımızı parçalayıp kargaşa çıkartmakla, içimizi karıştırmaya çalışmakla bize saldırıyorlar.

"Tarihte Haçlı Seferleri'ni başlatan ve organize eden merkez Papalık'tı. O günkü papaların yerini bugün İsrail ve yahudiler aldı.

İslâm dünyasını bölmek, parçalamak, yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar, en başta Amerika bütün küffar milletlerini seferber etmeye çalışıyorlar.

Yahudi ve Amerika bölgemizde kuvvetli bir İslâm devleti bırakmamak için çalışıyor. İçeriden çökertmek istiyor, bölge ülkelerini kendi aralarında savaştırıp seyretmek istiyor. Daha olmadı, kendisi saldırıyor.

Bilmemiz gerekir ki küffarın hedefinde Türkiye de var. Türkiye'ye karşı Yunan'ı ve Rum'u, PKK'yı hazırlıyorlar. Her silahı, her füzeyi, her desteği veriyorlar." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, İman ve Vatan, s. 271)

En büyük planları bir şii-sünni savaşı çıkartmak, oturup seyretmekti. İran bu oyuna çok geldi, çok zulüm yaptı, ama Türkiye bu oyunu gördü ve çok sabretti. İran ne yaptıysa kendi kendine yaptı.

Bu yahudi önce Yunan'ı önümüze sürecek. İşin sonunda İran'ın karşısına çıktıkları gibi, bizim de karşımıza çıkacaklar. O günler yaklaştı.

Türkiye'nin de hedefte olduğunu unutmamamız lâzım. İran'da zâfiyet gördüler hemen saldırdılar. Önce yokladılar, zâfiyetlerini tespit ettiler, sonra halkı ayaklandırdılar, ondan sonra vurmaya başladılar.

Türkiye'de bir zâfiyet görseler bize de saldırırlar.

İsrail'de "Türkiye on yıl savaşa girmezse başımıza belâ olur." minvalinde yorumlar yapılıyor.

Anlaşılıyor ki bu süre zarfında, iyice kendimize gelmeden, silahlarımızı tamamlamadan bize saldırmak niyetindeler.

Şu Âyet-i kerime'lere dikkat edin, Allah-u Teâlâ İslâm düşmanlarını ne kadar güzel tanıtıyor, iç durumlarını ortaya koyuyor:

"Onların nasıl antlaşmaları olabilir? Onlar size galip gelselerdi (sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçseydi), hakkınızda ne yemin ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla (dil ucuyla) sizi hoşnut etmeye çalışırlar, hâlbuki kalpleri istemez. Onların çokları yoldan çıkmış fâsıktırlar." (Tevbe: 8)

"Allah'ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!" (Tevbe: 9)

"Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir antlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir." (Tevbe: 10)

"Bununla beraber kâfirlikten vazgeçip tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz." (Tevbe: 11)

"Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan kimselerdir. Umulur ki vazgeçerler (küfre son verirler)." (Tevbe: 12)

 

Kâfirlerin Dost Bilinmesi

İmanda ve Vatanda Bize Büyük Zarar Veriyor:

Önce imanına bak, kâfirleri dost ediniyor muyum? diye. Yahudi ve hıristiyan ve münafıkları dost ediniyor muyum? Bunlar düşmandır. İslâm ve Türkiye'nin düşmanları bunlar. Bir müslüman bir kâfire muhabbet beslerse, dostluk kurarsa imanını kaybeder.

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zâlimler güruhunu hidayete erdirmez." (Mâide: 51)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri "Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü" isimli eseri ile bunların içyüzünü ilan etmiş, onlara uyulmaması gerektiğini, güvenilmeyeceğini, birlik olunmayacağını beyan etmiştir.

Seneler önce bu kitabı yazmış olmaları bizi onlardan uzak tutmak, hakikati duyurmak, bu devlet gemisini korumak, imanları muhafaza etmek içindir.

En büyük çalışmamız iman ve vatan üzerine olmalı. İmanımızı ve vatanımızı muhafaza etmek için kâfirleri dost edinmememiz lâzım. Küfrün adetlerini, ahlaksızlıklarını, kültürlerini, şarkılarını benimsememiz lâzım.

"Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir zümreye uyarsanız, imanınızdan sonra sizi çevirirler de kâfir yaparlar.

Size Allah'ın âyetleri okunurken ve aranızda O'nun Resul'ü bulunurken nasıl küfre dönersiniz? Kim Allah'a sımsıkı sarılırsa, muhakkak ki o doğru bir yola iletilmiştir.

Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin." (Âl-i İmran: 100-101-102)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Kim, hangi kavme benzerse o da onlardandır." (Ebu Davud)

"Kalıplar birbirlerine benzeyince, kalpler de birbirine benzer."

Küfür ehline benzemek, onlara benzemeye çalışmak kıyamet alâmetlerindendir.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayete göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Andolsun ki siz, kendinizden önceki milletlerin yoluna kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar daracık bir keler deliğine girseler bile, siz de muhakkak o deliğe gireceksiniz."

Ashâb-ı kiram: "Yâ Resulellah! O milletler yahudiler ve hıristiyanlar mı?" diye sordular.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Bunlar olmayınca başka kimler olur?" buyurdu. (İbn-i Mâce: 3994)

Dikkat ederseniz bu Hadis-i şerif mucize olarak gerçekleşmiş, olduğu gibi tecelli etmiştir.

Bu iki milletin ahlâk ve yaşayışlarını adeta imrenircesine benimseyenler bulunmaktadır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:

"Allah'ın hidayeti asıl hidayetin ta kendisidir. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı olmaz." (Bakara: 120)

"Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudi ve hıristiyanlara benzemeyin. Yahudilerin selamlaşması parmak ile, hıristiyanların selamlaşması el ile işaret etmekten ibarettir." (Tirmizî)

Kâfirin adetlerini benimsememek, onların yaptıklarının tersini yapmak, onlara benzemekten kaçınmak icap ederken, küffara benzemeye çalışmak kişiyi küfre kadar götüren bir tehlikedir. "Moda" adı altında piyasaya sürülen kıyafetler sürekli küfür adetlerini empoze ediyor.

FETÖ onları dost bildi, onların adamı oldu, onlarla bir oldu, kâfir oldu, küffarın, Amerika'nın, yahudinin ajanı oldu. Bugün hepsi Türkiye aleyhine çalışmaya devam ediyorlar.

"Onlardan birçoğunu, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır." (Mâide: 80)

"Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hâinlik etmeyin. Kendiniz bilip dururken emânetlerinize de hâinlik etmeyin." (Enfâl: 27)

 

Bugünkü En Büyük İman Zâfiyeti

Küfür Ehline, Küfür Ehlinin Amellerine Meyletmektir:

Artık bu iman küfür berzahını koymanın zamanı gelmedi mi?

İnsan düşmanıyla dost olabilir mi?

Kâfirin gayesi İslâm'ın, imanın kalesi gördüğü Türkiye'yi yıkmaktır. Bir müslüman bu azılı İslâm ve Türkiye düşmanlarına meyledemez, sevgi besleyemez.

"Şüphesiz ki Allah iman edenleri müdafaa eder. Allah, hâin ve nankör hiç kimseyi sevmez." (Hacc: 38)

Bir müslüman kâfire nasıl meyleder?

Bir müslüman bir kâfire zerre muhabbet beslerse dostluk kurarsa imanını kaybeder. Küfür ve ahlaksızlığı ortaya çıktığı hâlde kâfire meyledenlerin durumu nedir?

Müslümanlar için besledikleri kötü niyetlerine, küfürlerine, rezillik, fuhuş, ahlâksızlıklarına, dinsizliklerine, zalimliklerine rağmen onlara meyleden Allah'tan uzaklaşmış olur. İsmi müslüman ancak gönlü kâfirlerden yana olanlar münafıktır.

Resulullah Aleyhisselâm devrinde münafıkların reisi durumunda olan Abdullah bin Ubeyy bin Selül İslâm'ı içten yıkmaya, müslümanları birbirine düşürmeye çalışmış durmuştur.

Ölmek üzere iken Resulullah Aleyhisselâm onu ziyaret etti ve şöyle dedi:

"Yahudilere karşı duyduğun sevgi en sonunda seni mahvetti."

Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zâlimler güruhunu hidayete erdirmez." (Mâide: 51)

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:

"Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için buğz etmektir." buyuruyorlar. (Ebu Dâvud)

İmanın sahih ve muteber olması için gerekli şartlardan birisi de Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir. Yani sevgisi de buğzu da Allah için olmaktır.

Hazret-i Allah'ı ve Resul-i Ekrem'ini seven dostlarını da sever, düşmanlarına düşman kesilir.

Hadis-i şerif'lerde şöyle buyuruluyor:

"Allah'ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah'ın sevgisine kavuşur." (Ahmed bin Hanbel)

"Allah-u Teâlâ'nın dostunu seven, düşmanına buğzedenin imanı kâmildir." (Ebu Dâvud)

"İmanın en üstünü; Allah için sevmen ve Allah için buğz etmen ve dilini Allah Azze ve Celle'nin zikri ile meşgul etmendir. Kendi nefsin için sevip istediğin şeyi insanlar için de sevip istemen ve kendin için sevip istemediğin şeyi insanlar için de sevip istememendir ve ya hayır konuşman ya da susmandır." (Taberâni - Câmiu's-Sağîr)

"Üç şey imanın lezzetini artırır:

Allah ve Resul'ünü her şeyden çok sevmek,

Kendisini sevmeyen müslümanı Allah rızâsı için sevmek,

Kâfirleri (onlar kendisini sevseler de) sevmemektir." (Taberani)

İşte iman ve sevgi budur. Kalpte küfür ehline karşı buğz ve düşmanlık taşımak imanın alâmetidir.

"Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile hiçbir dostluğu kalmaz." (Âl-i İmrân: 28)

Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Efendi Hazretleri kâfirlerin iç yüzünü "Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü" kitabı ile beyan etmiştir.

Onlara uyulmaz, onlarla birlik olunmaz, onların birliğine girilmez. Bugün artık her şey zahir oldu, maskeleri soyuldu.

Bugün bu kitapta arzedilen hakikatler daha iyi anlaşılıyor. Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri yazmış, bunları tanıtmış, ayrı ayrı haber vermiş.

Bu kâfirlerden dost olunmayacağını beyan etmiş, münafıklara karşı, hâinlere karşı uyanık olmayı her türlü tedbiri almayı tavsiye etmiştir. Ve bu içteki hainlerle en büyük mücadeleyi hayat-ı saadetlerinde 40 yıl bizzat yapmışlar ve Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsanına mazhar olmuşlardı.

"Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdürler. Allah yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir." (Mâide: 54)

Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bu ilâhî müjdeye mazhar olmuş, Allah'ın sevdiği, Allah'ı çok seven büyük bir veli idi; hiçbir kınayacının kınamasından korkmadan, çekinmeden en büyük cihadı yaptı. Din ve vatan bölücülerine karşı büyük mücadele verdi.

 

Çocuk Öldürmeyi, İnsan Öldürmeyi

Eğlence İçin Yapan Soykırımcı Vahşi Katiller:

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mart Cumartesi günü NBC News'e yaptığı açıklamada bir dizi saldırının İran'ın Hark Adası'nın büyük bir bölümünü "tamamen yerle bir ettiğini" söyledikten sonra "Belki de eğlence olsun diye birkaç kez daha vururuz" dedi.

Daha önce de 4 Mart'ta Hindistan'ın ev sahipliğindeki uluslararası deniz tatbikatından dönen İran Donanması'na ait IRIS Dena fırkateyni ABD denizaltısı tarafından torpidoyla vurulmuş, 87 İranlı denizci hayatını kaybetmişti. Trump bu olay hakkında: "Onlara, 'Neden onları öldürdük? Neden yakalayıp da donanmamızda kullanmadık?' diye sordum. Generallerimden biri 'Efendim, bu daha eğlenceli' diye yanıt verdi." ifadesini kullanmıştı.

Savaşın ilk gününde Şecere-i Tayyibe İlkokulu'na atılan bir Tomahawk füzesi ile 165'i çocuk olmak üzere en az 175 kişiyi katlettiler.

Trump ve Amerika bilerek hedef alınmadığını, İran Devrim Muhafızları karargahına yakın olduğu için isabet aldığını söylediler. Ancak bu Epstein şürekasının çocukları bilerek hedef aldığından hiç şüpheniz olmasın.

İsrail Gazze Savaşı'nda rutin her gün hiçbir askerî gerekçesi olmadığı hâlde en az 30-40 masum insanı, çocuğu öldürüyordu. Batı Şeria'da her gün bir hadise oluyor, yolda yürüyen, evine, alışverişine giden insanları sebepsiz yere öldürüyorlar, işgallerini sürekli genişletiyorlar.

Binaenaleyh bunların içlerindeki kötülük gerçekten çok büyüktür.

"Onlar size fenalık etmekten aslâ geri kalmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür." (Âl-i İmran: 118)

Bunlar dünyanın tepkisini çekmeyeceklerini bilseler nükleer silah kullanmaktan bile çekinmezler.

Hâlâ bu medeniyete, bu imansız kâfirlere imrenecek misiniz? Hâlâ onlarla birlik olmaya çalışacak mısınız? Hâlâ onları düşman bilmeyecek misiniz?

 

Hatemü'l-Evliyâ'dan Sonraki Devirdeyiz:

Daha önce her vesile ile arzettiğimiz üzere Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in haber verdiği âhir zaman harplerinin başındayız. Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin yıllar önce "Harp ve harabiyat devri" buyurduğu devrin içindeyiz. Bu ateş başladı, bu savaşlar sürecek. Hazret-i Mehdi'nin, İsa Aleyhisselâm'ın zuhuru, Deccal'in çıkışı, Çinlilerin dünyayı istilası... çok büyük hadiseler cereyan edecek. Bu devir başladı.

"Bundan sonra iyi haber beklemeyin. Âhir zaman!"

"İsrâ sûresine bakarsan (İsrâ 58 Âyet-i kerime'si) hiç üzülmezsin. Hakk Celle ve Alâ Hazretleri şimdiye kadar yapmaya, bundan sonra yıkmaya karar vermiş. Onun için olacak işlere bakın. Ben Rabb'ime niyaz etmiştim. Allah'ım o günleri bana gösterme. Bunun için tahmin ederim ki beni çeker. Çok karanlık günler var önümüzde."

'Allah'ım! Ümmet-i Muhammed'i affet, muhafaza et, muzaffer et! Allah'ım! Ordumuzu affet, muhafaza et, muzaffer et!'

Diyorum, durum çok korkunç, bildiğiniz gibi değil."

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin Mehdi Aleyhisselâm'ın zuhurundan evvel yaşanacağını haber verdiği harpler, işgaller, savaşlar, afatlar bir bir yaşanıyor. Ateş hızla bize doğru, Türkiye'ye doğru yaklaşıyor. Yahudi'nin hedefinde İran'dan sonra Arabistan ve Mısır da var. Cenâb-ı Hakk bunların şerrinden bizleri muhafaza buyursun.

"Geceler gebedir, ne olacağını Allah bilir. Fakat harp için bütün hız var. Amerika harbi körüklüyor. Buradaki gayesi İran'a karşı, Suud-i Arabistan'a karşı, Mısır'a karşı hazırlıklı olmak. Allah'ım sonumuzu hayırlı etsin." (2006)

Bu ateş artık durmaz, küffar toparlanmak, bombasını, silahını tamamlamak için ara verir, sonra kaldığı yerden devam eder. Niyeti bu.

İran'da ayakları dolanmaya başladı, bekledikleri kolay bir zafer kazanamayacakları ortaya çıktı.

 

Biz Bugünlere, Bu Harp Devirlerine Hazırlanıyor muyuz?

"Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenip mağlup edecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? Müminler yalnız Allah'a güvensinler." (Âl-i İmran: 160)

İmanımız olmazsa bunlarla mücadele edemeyiz. Hazret-i Allah desteklemez.

Şayet Allah-u Teâlâ desteklerse bir sivrisineği vesile eder, galip getirir.

En büyük hazırlık imandır. Ne haldeyiz, imanımız ne durumda? İmanımızı gözden geçirmek zorundayız. Zira imanlı gönülle, cihad aşkı ile yaşayan toplum Hazret-i Allah'ın desteği ile imanını ve vatanını korur.

İmanımız sağlam olunca, teslimiyetimiz samimi olunca o zaman Hazret-i Allah destekler, kuvvet ve kudret sahibi olan Hazret-i Allah yardımıyla nusret verir.

"Onu sizin görmediğiniz askerlerle desteklemişti." (Tevbe: 40)

"Hani Rabb'in meleklere: 'Ben sizinleyim, haydi inananlara destek verin!' diye vahyetmişti. Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım. Artık siz de vurun boyunlarının üstüne! Doğrayın parmaklarını!" (Enfâl: 12)

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'sinde:

"Resul'üm! Biz sana apaçık bir fetih verdik." buyuruyor. (Fetih: 1)

Mekke fethedildikten sonra bütün Kureyşliler Mescid-i harâm'a dolmuş, haklarında verilecek kararı sabırsızlıkla bekliyorlardı. En güzel numunemiz Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Kâbe kapısının eşiğinde durdu ve şöyle buyurdu:

"Allah'tan başka İlâh yoktur. Yalnız Allah vardır. O'nun eşi ve ortağı yoktur. O, vaadini yerine getirdi. Kuluna yardımını yaptı. Bütün düşmanlarımızı yalnız başına dağıttı."

Fethi müyesser kılan, o fethi hediye eden Hazret-i Allah'tır. Biz sebepleri görüyoruz, halbuki o sebepleri yaratan O'dur.

Hep O'nu bilmek, O'ndan bilmek lâzım. O'na sığınmak, O'na dayanmak, O'na yönelmek lâzım. O zaman O destekler, yardım eder.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hendek Harbi'ni kazandıktan sonra bir duâ ile Hazret-i Allah'a şükran-ı nimette bulunmuştur:

"Allah'tan başka ilâh yoktur, tektir. Askerini aziz kılmış, kuluna yardım etmiş, ahzâba (düşman birliklerine) yalnız başına galebe çalmıştır.

O'ndan başka hiçbir şey yoktur." (Müslim)

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Bizim uğrumuzda bizim için mücahede edenlere elbette yollarımızı gösteririz." (Ankebût: 69)

Halisane bir niyet ile Hazret-i Allah'a sığınarak, dayanarak, güvenerek mücadele ve mücahede edenlere yardım eder. Azim ve gayretleri nispetinde yollarını açar. Karşılarına çıkan bütün engelleri kaldırır. Fisebilillâh yaptıkları cihad karşılığında hidayetlerini artırır, imanlarını kemâlleştirir. Onlara destek vererek önlerine çıkan düşmanlara karşı galip getirir.

"Kim Allah'ı, onun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 56)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i Cenâb-ı Hakk tek başına çıktığı İslâm davasında hem korudu, hem destekledi.

Hicret esnasında Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh- ile beraber bir mağaraya sığınmışlardı. İki kişiler, arkalarında onları yakalamak isteyen onca müşrik. Ebu Bekir Sıddık -radiyallahu anh- endişe edince Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: "Mahzun olma, Allah bizimle beraberdir." buyurmuştu. İman, tevekkül, teslimiyet ve cesaretin kemalini bizlere göstermişlerdi.

Bu hadise Kur'an-ı kerim'de şöyle haber verilmiştir:

"Eğer siz ona yardım etmezseniz, doğrusu Allah ona yardım etmişti. Hani kâfirler onu çıkarmışlardı da, o ikinin ikincisiydi. Hani onlar mağarada idiler ve o arkadaşına: 'Üzülme! Allah bizimledir.' diyordu. Allah da onun üzerine sekinetini (emniyetini) indirmişti ve onu sizin görmediğiniz askerlerle desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçalttıkça alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yüce olandır. Allah Azîz'dir, hikmet sahibidir." (Tevbe: 40)

Bu "Bizim görmediğimiz askerler" ise melek ordusudur.

Âyet-i kerime'de haber verilen hadise şöyle cereyan etmişti:

Onlar mağaraya geldikten sonra, mağaranın ağzına hemen bir örümcek gelip ağ germiş, bir çift yabani güvercin de yuva kurup yumurtlamıştı.

Bu arada kana susamış müşrikler, yanlarına aldıkları iki ayak izi mütehassısı vasıtasıyla izleri buldular, takip ede ede Sevr mağarasına kadar geldiler. Her kabileden elleri kılıçlı gençler mağaraya yaklaştılar. "Şu mağarayı da arayalım." dediler. Ümeyye bin Halef: "Sizin hiç aklınız yok mu? Mağarada ne işiniz var? Bu örümcek ağı Muhammed'in doğumundan önce bile vardı." diyerek onları vazgeçirdi. İçeri girerek araştırmayı ahmaklık saydı. O derece sokulmuşlardı ki içeriden ayak sesleri duyuluyordu. Onlar içeriden müşrikleri gördükleri halde, müşrikler dışarıdan onları göremiyorlardı. Ancak eğilip başlarını ayaklarının yerine getirirlerse görebilirlerdi.

Ebu Bekir -radiyallahu anh- Resulullah Aleyhisselâm adına tabii olarak endişe ediyordu. "Yâ Resulellah! Eğer onlardan biri ayaklarının altına doğru baksa bizi görecek." dedi.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Ey Ebu Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun? Üzülme! Allah bizimledir." buyurarak arkadaşını teselli etti. (Buhârî)

Ve müşrikler geri dönüp gittiler.

Allah-u Teâlâ bir örümcek ile onları korudu.

İbrahim Aleyhisselâm'ın iman ve teslimiyeti de ne kadar arza şayandır.

İbrahim Aleyhisselâm'ın ateşe atılırken "Allah bana yeter." buyurduğu gibi O'na dayanıp O'na yönelirsek, samimi bir iman ile biz de O'na sığınırsak o zaman Cenâb-ı Hakk bize yardım eder.

Allah-u Teâlâ'nın Halil'ini günlerce dağlardan getirip yığdıkları odunlarla, yaktıkları ateşe doğru mancınıkla fırlattıklarında Cebrâil Aleyhisselâm gelerek: "Ey İbrahim! Bir ihtiyacın var mı?" diye sordu. "Hayır!.." diye cevap verdi. i>"Allah'tan bir dileğin varsa söyle bildireyim!.." dediğinde:

"O'nun benim hâlimi bilmesi bana yeter!" buyurdu.

Çünkü o Hakk ile beraberdi, kalbi Rabb'ine karşı iman ve güvenle dolu idi.

Her zamanki mütevekkil haliyle:

"Allah bana kâfi, O ne güzel Vekil'dir." virdine devam ediyordu. Ne iman, ne teslimiyet!..

Allah-u Teâlâ'nın hıfz-u himâyesinde tasarruf-u ilâhîsinde olduğu için, ateş sadece elini kolunu bağladıkları ipleri yaktı, onun dışında hiçbir zarar vermedi.

Çünkü o anda ateşe Allah-u Teâlâ'nın şu ilâhî emri gelmişti:

"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selâmet ol!" (Enbiyâ: 69)

"Allah onu ateşten kurtardı." (Ankebût: 24)

Binbir müşkülâtla yaktıkları o ateş yığınının bulunduğu cehennemi andıran yer, bir anda gül-gülistan kesildi, çiçekler açtı. Ateş, İbrahim Aleyhisselâm'ı yakmadı. Akarsuların gül bahçelerinin ortasına selâmetle iniverdi. Allah-u Teâlâ nârı nur eyledi.

Müşriklerin tuzaklarını defedecek bir gücü bulunmayan ve tek başına olan bir zâtın üzerine o esnada kudret eli müdahale etti.

"Böylece ona bir tuzak kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrattık." (Enbiyâ: 70)

"Ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz de onları alçak düşürdük." (Sâffât: 98)

Bu mübarek peygamber, Nemrut'un ateşine göğüs germek ve kimseden istimdat etmemekle bu büyük imtihanı kazanmış oldu. Bize bunun binde biri gelse, bir ipe tutunmak ve kurtulmak için bin çare ararız. Kılımız yansa: "Yandık!" deriz. O ise çılgın alevlerin içine düşerken bile Sahib'inden bir an olsun gâfil olmadı.

Âyet-i kerime'de:

"Şüphesiz ki bunda iman eden bir kavim için ibretler vardır." buyuruluyor. (Ankebût: 24)

Buradan da anlaşılıyor ki; her devirde ve her asırda Hakk daima bâtıl üzerine galebe çalmaktadır. Hakk için çalışanları Allah-u Teâlâ himaye etmekte, bâtıl üzerinde bulunanlar ise er veya geç âleme karşı rezil ve rüsvay olmaktadırlar.

Onun için demek istiyoruz ki Hazret-i Allah'ın aradığı samimi iman ve gönülden teslimiyettir.

Biz böyle olursak O bizi destekler. Kâfirlere karşı galip kılar, münafıkların entrika, fitne ve tefrikasından korur.

 

İran Savaşı:

Öyle ettiler böyle ettiler, Amerika'yı İran'a saldırttılar.

Yahudi Amerika'nın kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş, ele geçirmiş. İstediği gibi çekip çeviriyor, parmağında oynatıyor.

"Amerika demek yahudi demek, yahudi demek Amerika demek." (Ömer Öngüt -Kuddise Sırruh-)

Netanyahu Trump'ı savaşa zorladı. İstediğini aldı. Amerika'yı yahudi yönetiyor. Amerika gibi bir ülkeyi mesih beklentisi içinde dünyayı ateşe atmaya çalışan bir aklın yönetmesi Türkiye için ve bütün dünya için çok büyük bir tehdit ve tehlikedir. Meselâ Trump'a, Türkiye'ye saldır, Yunan'ı Türkiye'ye saldırt derse ne olacak?

Epstein dosyası ile ortaya çıktığı üzere, yahudi bunları, bu zorbaları yakalamış, kendi ihtirası için kullanıyor, kışkırtıyor. Müslümanın, İslâm'ın değeri yok yahudi için, işbirlikçileri için. Öldürmek ibadet bunlara göre.

Hadis-i şerif'te şöyle buyurulmuştur:

"Hiçbir yahudi yoktur ki müslümanı öldürmek niyetinde olmasın." (İbn-i Kesir)

Amerika'nın da İsrail'den aşağı kalır yanı yok. Hem Haçlı zihniyeti var, hem de siyonist Evanjelikler var. İslâm'ı ve İslâm ülkelerini yok etmek, müslümanları katletmek, mallarına, yer altı zenginliklerine, petrolüne konmak düşüncesi bunların iliklerine işlemiş.

"Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar." (Bakara: 120)

Amerika böyle bir savaşın kendilerine zarar vereceğini, dünyanın huzur ve asayişini bozacağını, nükleer harbe kadar varacak gelişmeleri tetikleyebileceğini gördüğü için bu savaşa bulaşmak istemiyordu.

Ve fakat son zamanlarda yaşanan bazı gelişmeler kibir ve iştahlarını kabarttı:

- Venezuela'da kolay bir zafer kazanmaları;

- Geçtiğimiz Haziran ayındaki 12 günlük savaşta İran hava sahasında rahat at koşturabildiklerini, Tahran'ı bile ellerini kollarını sallayarak bombalayabileceklerini görmüş olmaları;

- Haziran ayındaki 12 günlük savaşta birçok üst düzey ismi öldürmeleri;

- İran'ın uzantısı durumundaki Lübnan Hizbullah'ının haberleşme cihazlarına yerleştirdikleri bombaları eş zamanlı patlatmaları ve Nasrallah dahil üst düzey Hizbullah yöneticilerinin neredeyse tamamının öldürülmesi;

- İsrail ajanlarının, İsrail'le işbirliği yapan hâinlerin, İran içinde dron fabrikası kuracak kadar, hatta Hamaney'in öldüğünün ispatı için fotoğrafını çekip anında Netanyahu'ya ulaştıracak kadar İran'ın her yerine, içlerine sızması;

Ve buna mümasil hadiseler İran'ın çok büyük zaaflarının olduğunu ortaya çıkardı, küffarın iştahını kabarttı. Kolay bir zafer kazanırız diye düşündüler.

Sinsiliklerini hainliklerini ortaya koydular. Müzakereler yapılırken İran'ı vurdular. İlk vuruşta Hamaney dahil birçok üst düzey ismi öldürdüler. Halkın ayaklanıp yönetimi yıkmasını umuyorlardı.

Ve fakat İran bütün handikaplarına rağmen beklenmedik bir direniş gösterdi, Amerikan üslerini, radarlarını, İsrail'i vurdu, vurmaya devam etti. İran'ın cesareti arttı ve ateşkes için Amerika'nın kabul edemeyeceği şartlar ileri sürmeye başladılar.

Ve fakat bu durum Amerika'nın zulmünü ve hırçınlığını artırıyor. Üçüncü bir uçak gemisini bölgeye gönderdiler. Deniz piyadeleri sevketmeye başladılar. Bu durum "Amerika karadan mı girecek?" yorumları yapılmasına sebep oldu.

İran canlarını yaktıkça İran'da büyük zülüm yapmaya başladılar, sivil altyapıyı vuruyorlar, çocukları öldürüyorlar.

Afganistan'dan çekildiler ama arkalarında büyük bir enkaz bıraktılar. Irak'taki durum hâkezâ. Yahudi Lübnan'a tekrar saldırmaya başladı. Karadan girmeye çalışıyorlar. Gazze gibi yerle bir edeceğiz diyorlar.

Gazze'de yaptıklarını, İran gibi büyük bir coğrafyada da yapmak niyetindeler. Okulları, çocuk hastanelerini bombalıyorlar.

Trump bir şeyler geveliyor ama yahudinin durmaya niyeti yok. Acıması yok, vicdanı yok, insanlıktan nasibi yok. Sapkın bir inancın peşinde yakabildikleri her yeri sırayla yakıyorlar. Yangını büyütmeye çalışıyorlar. İran'dan sonra niyetlerinde, Arabistan, Mısır var, dünya savaşı var. Türkiye'ye de saldırmak, İran'da yaptıkları gibi Amerika'yı Türkiye'ye saldırtmak gayeleri var. Amma bugün amma yarın, amma beş yıl, amma on yıl. Niyetleri bu. Açıkça söylüyorlar.

Zorda kalırlarsa taktik nükleer silah kullanmak dahil her zorbalığı yapabilirler. İsrail'de bunu, İran'a karşı dillendirmeye başladılar.

Bu savaşta geçen yılki 12 günlük savaşa göre İran'ın isabetli bir şekilde Amerikan ve İsrail hedeflerini vurması, Rusya ve Çin'in İran'a yardım ettiğine dair bir kanaat oluşmasına sebep oldu.

İsabetli atışlar yapıp Amerika'ya ve İsrail'e zarar veren İran da bundan cesaret aldı, Amerika'dan gelen yalan-yanlış müzakere seslerine sert cevaplar veriyor, Trump "Anlaşma yapmaya çok istekliler" diye konuşuyor, İran ordusu ise "Kendi kendinizle müzakere ediyorsunuz." diyor. Savaşın nereye evrileceği meçhul.

Binaenaleyh dünya böyle böyle bir dünya savaşına doğru gidiyor. Vaziyet çok kötü. Dünya fokur fokur kaynıyor.

Bunlar çok büyük düşman. Deccal'in ordusu.

Resulullah -s.a.v.- Efendimiz Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde:

"Deccal yahudidir." buyurmuşlardır. (Müslim: 2927)

Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise buyururlar ki:

"Taylesan elbiseleri giyinmiş yetmiş bin İsfahan yahudisi Deccal'in emrine girecektir." (Müslim: 2944)

"Deccal Amerika'dan geldiği zaman, yahudiler ona tâbi olacak ve ondan sonra Arabistan üzerine yürüyecekler." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, Kıyamet ve Alâmetleri, s. 19)

İran çok büyük hatalar yaptı, sapkın şia inancının peşinden yürüdü, çok zulümler yaptı. Ve fakat en büyük düşman; bu deccal ve ordusudur. Zira bunlar Türkiye'yi de hedefe aldılar.

Amerika yahudinin peşine düştü, bütün enerjisini, parasını, füzelerini müslümanlara saldırmakla tüketiyor, Amerika kendi sonunu hazırlıyor ve hızlandırıyor.

Çin bu sayede gücünü muhafaza ediyor ve kendisini en sona hazırlıyor:

"Üçüncü dünyâ harbi bir âfâttır, Allah'u-âlem bu olacak. Yahudiler Arabistan'ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyayı istilâ etmek için hazırlanıyor. Çinlilerin istilâsı ise bir helâkiyettir.

Âyet-i kerime'de: "Biz o gün onları (Ye'cüc ve Me'cüc'ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler." buyuruluyor. (Kehf: 99)

Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.

Bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyurulmaktadır:

"Nihayet Ye'cüc Me'cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar." (Enbiyâ: 96)

Büyük bir âfât daha olacak. Hep temizlik bunlar. Bu üçüncü dünya harbi ve Çin harbi insanları perişan edecek. İnsan az kalacak.

Çinliler kendilerini en sona saklıyor, hep o an için saklıyor. Dünyayı yutabilmek için hep hazırlık yapıyor. Büyük silâhlar patlamış, her şey mahvolmuş, insanlar yok olmuş. Dünya düzlenecek, sonra Cenâb-ı Hakk onlara izin ve ruhsat verecek, sel hâlinde dünyaya akın edecekler, selin önünde durulur mu? Bir müddet ifsattan sonra İsa Aleyhisselâm'ın, Hazret-i Mehdi'nin ve yanındakilerin duâsı ile bir gecede helâk olacaklar. Harple değil, duâ ile." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, Kıyamet ve Alâmetleri, Hakikat Yayıncılık, s. 23)

 

İran Yaptıklarının Cezasını Çekiyor:

İran kendi kabahatinin, İslâm'a ve müslümanlara yaptığı ihanetlerinin ceremesini çekiyor.

Bu şia zihniyeti kendi kabahatini görmüyor, hâlâ Türkiye'ye çamur atacağım diye uğraşıyor. Suriye'de o kadar katliam ve zulüm yaptıktan, milyonlarca müslümanın hicret etmesine, yerini yurdunu terk etmesine sebep olduktan sonra Suriye'yi terketmek zorunda kalmalarını hazmedemiyorlar. Türkiye'yi İsrail'le işbirliği yapmakla itham ediyorlar. Oysa İsrail'le esas işbirliğini bunlar yaptılar yıllarca. Türkiye Suriyeli müslümanların hakkı olanı almasına, Esed zaliminin kovulmasına yardım etti. Ki bu Esed rejimi PKK'nın kuruluşundan DHKP-C gibi örgütlerin desteklenmesine, Türkiye'ye uyuşturucu sokan örgütlerin himaye edilmesine kadar Türkiye'ye en büyük zararı veren bir rejimdi.

İsrail uçakları Tahran'a gidip en üst düzey komutanlarını vururken Irak hava sahasını kendi malı gibi kullandı, İran hava sahasını elini kolunu sallaya sallaya geçti, geldi İran'ı vurdu. Siz bu kadar zaaf içindeyseniz Türkiye ne yapsın? İsrail'in Lübnan Hizbullah'ını vurmasına, bunların liderlerinin öldürülmesine Türkiye'nin bir dahli mi oldu? Hayır!

Eski İran Cumhurbaşkanı Reisi'nin helikopteri düşürüldüğü zaman, bulunması için Türkiye yardım etmedi mi?

Amerika ile İran arasındaki müzakerelerde bugüne kadar hep İran'ı destekleyerek seneler senesi İran'ın vurulmasına engel olan Türkiye değil miydi?

Yıllar yılı Türkiye'nin himayesindeki Suriye'deki müslümanları katlederken, mallarına, canlarına, ırzlarına kastederken Türkiye'nin nasihatını dinlediler mi? Yok!

Bunların çıkardığı fitneler sebebiyle tarih boyu İslâm dünyası çok zarar gördü.

İran bugün de Kudüs gücü diye ordu kurmuş ama bütün yaptıkları işler yahudiye, Amerika'ya zemin hazırlanmasına sebep oluyor. Bunu göremeyecek kadar kör bir zihniyetleri var. Suriye'de de Rusya'ya zemin hazırlamışlardı. Devlet aklı diye bir şey yok bunlarda. Humeyni ile beraber bir tür örgüt aklı hakim oldu İran'da. Tek amaçları müslümanların elindeki toprakları alıp bütün İslâm dünyasını şii hakimiyetine almak. Devrim ihracı diye başladılar, Arap baharından sonra "Direniş ekseni" adı altında şii yayılmacılığı yapmaya çalıştılar.

Ne oldu? İslâm dünyasını ele geçireceğim diyerek zemin hazırladığı yahudi ve Amerika şimdi kendilerinin tepesine bindi.

Hem suçlu hem güçlü. Şimdi de ettiğini buluyor.

Şia itikadının ise gadab-ı ilâhî'yi celbeden büyük sapkınlıkları var. Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer -radiyallahu anhüm- Hazretleri'ni öyle düşman bellemişler, öyle kin beslemişler, öyle hakaret ediyorlar ki; isimlerini tuvalet taşlarına yazıyorlar.

Oysa Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:

"Ashabımdan birine dil uzatana Cenâb-ı Hakk lânet etsin." (Buhârî)

Hazret-i Âişe -radiyallahu anha- Validemiz hakkında burada ifade edemeyeceğimiz hakaretler yapıyorlar.

Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"O Peygamber müminlere öz nefislerinden evlâdır, canlarından da ileridir. Zevceleri ise müminlerin anneleridir." (Ahzâb: 6)

Bir müslüman annesine hakaret eder mi?

Görüyorsunuz Allah-u Teâlâ her isyanın cezasını veriyor.

Bu isyan cezasız kalmaz. Bu fısk azab inmeden durmaz. Öyle ayılacak.

Ve fakat karşımızda yahudi var, kâfir var. Sıra sıra gidiyor. Hem İslâm'ı yeryüzünden silmek, hem doğal kaynakları ele geçirmek için. Kâfirler İran'a İslâm ülkesi diye saldırıyor, petrolünü ele geçirmek istiyor, gayeleri orayı ele geçirmek.

Türkiye İran'ın yaptığı ihaneti yapmıyor, kendi etki alanını genişletmek için yahudiye, Amerika'ya zemin hazırlamıyor. Çünkü iyi biliyoruz ki nihai hedefleri İslâm'ı ve Türkiye'yi yıkmak. Türkiye yıkılırsa bütün İslâm dünyasını rahat yıkar, rahat sindirir. En büyük gayeleri bu.

Ancak muvaffak olamayacaklar. Çünkü Hazret-i Allah Hatemü'l-Evliyâ ve Türkiye'yi destekliyor.

 

Yalanlar, İftiralar ve Masallar Üzerine Kurulan Bir İnanç; Şiilik:

Şiilik inancının temeli yalanlara ve takiyye (gerçek düşüncesini ve niyetini gizleme) inancına dayandığı için yalan üzerine kurulmuş bir inanç, ayrı bir din denilse yeridir.

"Şiîlik Hazret-i Ali -radiyallahu anh-in şehadetinden sonra mezhep haline geldi. Bazıları çok aşırı, bazıları mutedil olan Şiîler, Ehl-i beyt'e bağlılıkta aşırı bir taassuba kaçmışlardır.

Şia kendi içinde birçok fırkalara ayrılmıştır. Çok aşırı gidenler Hazret-i Ali -radiyallahu anh-i ilâhlık mertebesine çıkarmışlardır. Daha az aşırı olanlar ise onu peygamberlik derecesine yükseltmişler ve onun Resulullah Aleyhisselâm'dan üstün olduğunu iddiâ etmişlerdir.

Aşırı giderek İslâm'dan çıkan Şiî fırkalar asırlar boyunca müslümanların başına büyük gaileler açmışlardır." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, İslâm İlmihali, s. 114)

Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-, Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-, Hazret-i Aişe -radiyallahu anhâ- Validemiz'e hakaretler etmeyi ibadet gibi görürler. Meselâ; Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-i 644'te şehit eden ve bir mecusi olan Ebû Lu'lu'a ithafen İran'ın Kâşân şehrinde gösterişli bir türbe yapmışlardır.

O yüzden bunlara itimat etmek çok zor. Bugün böyle derler, yarın başka, bugün sıkışınca ittifak, birlik derler, yarın ellerine fırsat geçince kuyunuzu kazarlar.

Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle emir buyuruyor:

"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" (Hûd: 112)

Bu yüzden Allah-u Teâlâ bu küffarı bunlara musallat ediyor.

"Hakk kulundan intikamını kul ile alır, ilmi ledün bilmeyen bunu kul etti sanır."

İran ektiğini biçiyor.

Bunca hakikat meydanda iken memleketimizde bir güruhta âdeta bir İran hayranlığı var. Halbuki Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri seneler evvel şöyle beyan buyurmuşlardı:

"İrancılar İran'a hayran, Saddam'cılar Irak'a hayran, dinsizler komünistliğe hayran... Hayran oldukları yerlere gidiversinler.

Bu dinimiz ve vatanımız için büyük bir ihanet ve nankörlüktür. Amma bunların şu güzel vatanımızda bölücülük ve bozgunculuk yapmaya hakları yoktur.

Bunun içindir ki bu yetmiş iki fırka dini ve vatanı paramparça ettiklerinden, dış düşmandan çok daha tehlikelidirler. Çünkü dış düşmandan daha çok tahrip ve tahrif yapabilirler, bunun için cehennemliktirler."

 

Ashab-ı Kiram'a Sevgi ve Saygı:

Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in şeref-i sohbetinde bulunan Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Efendilerimiz'in hepsine hürmet ve muhabbet de edeptendir.

Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazeratı, o nuru görmek şerefine nâil olup iman eden ve bu imanı ölünceye kadar koruyan kimselerdir.

Sebeb-i mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer peygamberlerden üstün olduğu gibi; onun Ashâb-ı güzin'i de bütün insanlardan üstündür.

"Peygamberlerin arasında ben sizin payınıza düştüm, ümmetler arasında da siz benim payıma düştünüz." (Beyhâkî)

Buyuran Habib-i kibriya'nın -sallallahu aleyhi ve sellem- Ashab'ı da elbette ümmetlerin en iyileri, en seçilmişleri olur.

Onlar o nurun ef'al ve ahvâlini gördüler. Üzerlerinde tezahür eden bütün güzellikler hep o Nur'dan lemean etmiştir. O nur ile sohbet şerefine muadil tutulacak hiçbir fazilet ve kemâlât tasavvur edilemez.

Daha ilk sohbette öyle bir kemâlâta kavuştular ki, Veysel Karanî -kuddise sırruh- Hazretleri Evliyâullah'ın sertâcı olduğu halde, hiçbir seçkin ashâbın derecesine ulaşamaz.

Bu faziletin sebebi hiç şüphesiz ki kitap değildi, kitap mütalâa etmek de değildi. Böyle olsaydı, kendilerinden sonra gelip dinin bütün ahkâm ve meselelerini tafsilâtıyla bilen âlimlerin onlardan üstün olması gerekirdi. Şu halde onların fazilet ve üstünlükleri o nur ile sohbet etme bahtiyarlığına ermiş ve nurlanmış olmalarıdır. Kaynaktan içtiler. Aşk şarabını içmekle de hayat-ı ebediyeye kavuştular.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Ne mutlu beni görüp iman edene!" (Ahmed bin Hanbel)

Onların imanları şuhûdidir. Vahyin ve sohbetin bereketi ile hakikatleri göre göre iman ettiler. Böyle bir devlet onlardan başkasına müyesser olmamıştır.

Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyurulmaktadır:

"Allah-u Teâlâ benim ashâbımı nebiler ve resuller müstesnâ olmak üzere bütün insanlara ve cinlere üstün kılmıştır." (Bezzar)

Onlar bu derece faziletli, bu derece kıymetli insanlardır. Sevilmiş ve seçilmişlerdir.

Çünkü Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazret-i Allah'tan Habib-i Ekrem'ine ne geldi, ne döküldü ise aynısını, saf bir halde aldılar. İman ettiler, itaat ettiler ve bu şerefe nail oldular.

Zira Resulullah Aleyhisselâm'ın muallimi Hazret-i Allah'tır. Onların muallimi ise Hazret-i Allah'ın Habib'idir. Bu şeref, saâdet ve meziyet buradan geliyor.

Bir insan aynaya baktığı zaman kendisini görür. Onlar Resulullah Aleyhisselâm'ın huzurunda bulunduklarında o nûr onlara aksederdi. Bu nûrun akisi ile bir çok harikulade tecellilere nail, ilâhi lütuflara dahil olurlardı.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:

"Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz." (Âl-i İmran: 110)

Sizin bu faziletiniz Hakk katında malumdur ve Levh-i mahfuz'da yazılmıştır. Size bu lütfu bahşederek bütün ümmetlerden üstün kılmıştır.

"İyiliği emreder kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız ve Allah'a inanırsınız." (Âl-i İmran: 110)

O Nur'un etrafında birleşip toplanmaları sayesinde; o imanın, o birlik ve beraberliğin verdiği heyecanla, kısa zamanda İslâmiyet'i çok uzaklara kadar yaydılar. Allah'ın yüce adını yükselttiler. Gittikleri yerlere huzur ve saadet götürdüler. Adaletin temelini tesis ederek medeniyet nurlarını yaygınlaştırdılar. Öyle ki, azamet ve kudreti herkesçe bilinen İran ve Rum devletlerini bütün şevketine rağmen kısa bir müddet içinde yerle bir ettiler. Cihanın şarkına ve garbına hakim olarak, beşeriyeti uyandırmaya, gönülleri nurlandırmaya gayret ettiler. Hakk'tan hakikatten, fazilet üzerine kurulmuş bir medeniyetten haberdar etmeye çalıştılar. Muvaffakiyetten muvaffakiyete nâil olup durdular.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu güzide ashâbını bize tarif ediyorlar ve Hadis-i şerif'lerde şöyle buyuruyorlar:

"Ne mutlu beni görüp iman edene! Ne mutlu beni göreni görene!" (Ahmed bin Hanbel)

"Ashâb'ım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayeti bulmuş olursunuz." (Beyhâki)

"Ashâb'ımın her biri kıyamet günü vefat ettiği belde halkı için önder ve nûr olarak diriltilecektir." (Tirmizî)

"Sizler yetmiş ümmetin içinden yetmişinci olarak gelenisiniz ki, hepsinin hayırlısı, Aziz ve Celil olan Allah'ın katında en faziletlisisiniz."

Bu seçilmiş bahtiyar insanların birisinin bile aleyhinde söz söylemek asla caiz değildir. İstisnasız hepsini sevmek ve saymak Ehl-i sünnet vel-cemaat olmanın alâmetidir. Birini sevmemek, hiçbirini sevmemek demektir. Onların birine dil uzatmak, Hazret-i Allah'ın biricik Habib-i Ekrem'ine -sallallahu aleyhi ve sellem- dil uzatmak gibidir.

Kitabımız Kur'an-ı kerim'in kâtipliğini yapanlar, Hadis-i şerif'leri rivâyet edenler, daha doğrusu Cenâb-ı Hakk'ın son dinini yayanlar ve bize ulaştıranlar onlardır. Bu ulvi hizmette hepsinin hissesi vardır. Hepsi mevsuk, hepsi âdil, hepsi de ehl-i cennettir.

Onlardan herhangi birine dil uzatınca, dolayısı ile Kur'an-ı kerim'e olan itimat sarsılır, İslâmiyet hakkında gönüllerde şüphe uyanmış olur. Bir kısmını inkâr etmek, Kur'an-ı kerim'i tebliğ edenleri inkâr etmeye kadar gider.

Aralarındaki anlaşmazlıklar hiçbir zaman nefsani değildi. Sebeb-i mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in taht-ı terbiyesinde öyle bir hâle gelmişlerdi ki, Hakk'tan gayrı hiçbir istekleri kalmamıştı.

Ayrılık gibi görünen hususlar, bir hikmete mebni ve içtihat ayrılığı idi. Gaye ve maksatları en doğruyu ortaya koymaktı. Doğruyu bulanlara en az iki derece olduğu gibi, Hazret-i Allah hata edenlere de bir derece vermektedir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Ashâb'ımdan birine dil uzatana Cenâb-ı Hakk lânet etsin." (Buhâri)

"Ümmetimin en edepsizi ashâb'ımın aleyhinde söz söylemeye cüret edendir." (Münâvi)

"Şefaatim ümmetimden her birine şâmildir. Yalnız ashâb'ıma dil uzatanlar mahrumdur." (Münâvi)

"Ashâb'ımdan birine sayıp sövenlere Cenâb-ı Allah ile melâike-i kiram ve bütün insanların lâneti olsun." (Câmiu's-sağir)

"Ashâb'ım hakkında Allah'tan korkun, sakın onlara dil uzatmayın. Benden sonra sakın onları târizlerinize hedef tutmayın. Kim onları severse, bana olan muhabbetinden dolayı sevmiş olur. Kim onlara buğzederse, bana olan buğzundan dolayı buğzetmiş olur. Kim onları ezâlandırırsa, muhakkak ki beni ezâlandırmış olur. Kim de beni ezâlandırırsa, Allah'a ezâ etmiş olur. Allah'ı ezâlandıranı ise yakında O tutar yakalar, belâsını verir." (Tirmizî)

"Sakın Ashâb'ıma dil uzatmayın. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse, onlardan birinin verdiği bir müdd (iki avuç) sadakanın sevabına erişemez. Hatta onun yarısına da ulaşamaz." (Tirmizî)

"Ashâb'ım anıldığı zaman dilinizi tutunuz. Onların şanlarına lâyık olmayan bir şey söylemeyiniz."

"Ben her günahkârın şefaatçisiyim, yalnız sahabemi hor görene sövene şefaat etmem."

"Ashâb'ım hakkında Allah'tan korkun. Ashâb'ım hakkında Allah'tan korkun da onları benden sonra tarizlerinize hedef ve nişan tutmayın."

(Tac.Ter. 2 sh 272)

"Dilinizi müslümanlar aleyhinde konuşmaktan men ediniz. Vefat ettiğinde iyiliklerini söyleyiniz." (Taberâni)

Dikkat edin!

Bunlar Hadis-i şerif'tir, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in beyanlarıdır.

 

En Büyük Cesareti

Müslümanları Birbirine Düşürmekten Alıyorlar:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle emir buyuruyor:

"Hepiniz topluca sımsıkı Allah'ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın." (Âl-i İmran: 103)

Bugün bu emir dinlenmiyor.

Küffarın elinde çok silah var ama en büyük cesareti müslümanları birbirine düşürmekle, İslâm ülkeleri arasında birliği bozmakla alıyorlar.

"Müslümanlar birbirini yiyor, kaynıyor, hep buraya geliyoruz, buraya doğru ilerliyoruz. Patladı mı tamam. Afganistan'da öyle, Filistin'de öyle, Irak'ta öyle... Müslüman birbirini yiyor, yazık." (2006)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu beyanlarından sonra Irak'ta, Suriye'de, Libya'da, Yemen'de, Sudan'da müslümanlar en büyük zararı iç harplerden gördü. Küffar bu iç harbi yaymak için şii örgütleri, DEAŞ, FETÖ gibi örgütleri ve din ve vatan bölücülerini kullandı. Böylece zayıflatıp içten yıktı. Bugün de meydanı boş buldu kendisi saldırıyor.

Türkiye bu yangını söndürmek için çok gayret etti ve ediyor, İslâm ülkeleri arasında bir beraberlik ve dayanışma husule getirmek için çalışıyor, nerede bir savaş, çatışma çıkarsa oraya yetişmeye, arayı bulmaya çalışıyor.

Türkiye İran'a da çok elini uzattı, küffarın ambargo ve yaptırımlarına karşı arabuluculuk yaptı. En son saldırıdan önce İstanbul'da Amerika ile görüşme ayarladı.

Ve fakat İran Türkiye'yi rakip gören tarihi anlayışından ve şia itikadından gelen bölücü zihniyetinden dönmedi. Ehl-sünnet düşmanlığından vazgeçmedi. Acem oyunları ile bir yere varacağını zannetti. Kendi etki alanını genişletebilmek, şia imparatorluğu kurabilmek için; Afganistan, Irak işgallerinde Amerika ve İsrail'e zemin hazırladı, Irak'ta, Suriye'de desteklediği örgütler ehl-i sünnet müslümanların canına, malına, namusuna kastetti. Türkiye'ye karşı yıllar yılı PKK ile iş tuttu.

Küffarın amacı Türkiye ile İran'ı savaştırmaktı. Böylece İran-Irak savaşında olduğu gibi hem müslümanların ölmesini oturup seyredecek, hem de silah satıp para kazanacaktı.

Türkiye bu oyuna gelmemek için çok sabretti, kan kustu kızılcık şerbeti içtim dedi, İran'ı çok ikaz etti. Ancak İran tehdidi göremedi. Zannetti ki; küffar Türkiye güç kazanmasın diye İran'ın yıkılmasını istemez.

Düşman en ağır bombalarla vuruyor, teslim almaya çalışıyor, İran'ın yıllar yılı desteklediği PKK'yı işgal için karadan yürütmeyi planlıyor.

Ve fakat yine Türkiye bu tehditlere dur demeye çalışıyor. Zira küffar İran rejimini değiştireyim, müslümanlar rahat etsin demiyor ki, İran'ı yok edeyim, sıra ile gideyim diye düşünüyor. İslâm'ı ve müslümanları dünyadan sileyim istiyor. Olan İslâm ülkelerine, İslâm dünyasına, müslümanlara oluyor.

Diğer yandan neredeyse bütün Arap ülkeleri, körfez ülkeleri Amerikan üslerine ev sahipliği yapıyor, saltanatlarını koruması için Amerika'dan medet umuyorlar.

Bir taraftan İran'ın bölücü zihniyeti, diğer taraftan özellikle Arap ülkelerinin Amerikan güdümünde ve İslâm'dan uzak yönetimleri İslâm ülkelerini paramparça ediyor ve bir araya gelemiyorlar. Küffar bu durumdan çok istifade ediyor.

Bir defasında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashabına şöyle buyurdu:

"Size çullanmak üzere yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirini çağıracakları zaman yakındır."

Orada bulunanlardan biri: "O gün sayıca azlığımızdan mı." diye sordu.

"Hayır! Bilâkis siz o gün çoksunuz. Fakat sizler bir selin getirdiği çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!" cevabını verdi.

"Zaaf nedir yâ Resulellah." denildiğinde:

"Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" buyurdu. (Ebu Dâvud: 4297)

Küffar İslâm ülkelerinin bu durumundan çok istifade ediyor ve cesareti artıyor. Eskiden çekinirlerdi, Türkiye'nin adını anmazlardı, artık açık açık Türkiye'nin de hedeflerinde olduğunu söylüyorlar.

 

Afganistan-Pakistan Savaşı:

Yahudi hem korkak, hem de sinsice her türlü tedbirini almaya çalışıyor. Bir savaşa gireceği zaman kendisine müdahale etme ihtimali bulunan İslâm ülkelerini çeşitli gailelerle meşgul etmeye çalışıyor.

İran Savaşı'nın hemen arifesinde Afganistan ile Pakistan'ı birbirlerine vurdurdular.

Kimin haklı olduğundan ziyade bu fitneyi sokabilmiş olmaları, müslümanların bu fitneye düşmüş olmaları ne kadar acı bir durum.

Bu ayrılıklar olduğu müddetçe küffar at koşturmaya devam eder. Olan müslümanlara olur.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Allah'a ve Resul'üne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider." (Enfâl: 46)

Bir sel kopmuş geliyor, evleri bahçeleri yıkacak, iki komşu vay sen benim bahçeme girdin diye kavga ediyor.

İslâm ülkelerinin birçoğunda özellikle Arap ülkelerinde de durum aynı. Hepsi birbiri ile didişmeye devam ediyor. Türkiye'nin bile karşısına İsrail ile birlik olup çıkan BAE gibi ülkeler var.

Küffar bu sayede sıra ile gidiyor, birer birer yutuyor.

Yukarıda arzettiğimiz Hadis-i şerif'te buyurulduğu üzere müslümanlarda nüfus, ekonomi çok ve fakat müslümanlar bölük pörçük oldukları için "Hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda."

 

En Büyük Hazırlık; İman ve Vatan:

İman ve cihad aşkı olan müslümanın önünde kim durabilir? Çanakkale'yi hatırlayın. İngilizlerin yenilmez donanmasını, Fransızların, dünyanın en büyük devletlerinin, yedi düvelin askerini kim yendi?

Ecdadımızın ayağında ayakkabı yok, aç-susuz ama imanları vardı, şehadet aşkları vardı. Böyle imanlı bir ordu. Hem iman gücü, hem cihad aşkı olunca Hazret-i Allah desteğini gönderdi ve yenilmez denilen orduları yendiler.

"Müminler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resul'üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda canları ile malları ile cihad etmişlerdir. İşte onlar sâdıklardır." (Hucurât: 15)

Hem kâfire gönül bağlanacak, hem savaş edecek, bu mümkün değil.

En büyük tedbir; ben neredeyim? Önce imanına bak. Kâfirleri dost ediniyor muyum?

En büyük hazırlık, iman ve vatan. Bölücüler ibadet ediyor ama iman yok. FETÖ gibi. FETÖ onları dost bildi, kâfir oldu.

Bizde samimi iman olmazsa, imansız olursak, bunlarla mücadele edemeyiz. Hazret-i Allah desteklemez.

Tedbir alalım ama Hazret-i Allah'a dayanmazsan, imanın zedelenmişse, her türlü tedbiri alsan da olmaz...

"Allah tevekkül edenleri (kendisine bağlananları) sever." (Âl-i İmran: 159)

İkisi beraber olacak. İmansız tedbirin, hazırlığın hükmü yok.

"Allah: 'Ben ve peygamberlerim elbette galip geleceğiz!' diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, yegâne galiptir." (Mücâdele: 21)

Silahını yapan, kuvvetli bir iman ve teslimiyete sahip olan bir ordu... İşte böyle bir gücü kim yenebilir?

Zahiri tedbirimizi alacağız, sebeplere riayet edeceğiz, ancak Allah'a yönelmekle, O'na güvenmekle, O'na iman etmekle, O'ndan korkmakla tedbirimizi tamamlayacağız.

"Benden korkun ki, ben de size verdiğim nimetlerimi tamamlayayım." (Bakara: 150)

Zira küffarın elinde büyük silahlar var, atom var. Sen 1000 tane atom yapsan, Amerika'nın elinde 10 bin atom var.

Kâfirden korkmakla değil, Allah'tan korkmakla tedbir alacağız.

"Yeminlerini bozan, Peygamber'i sürgüne göndermeye kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer siz inanıyorsanız, bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır." (Tevbe: 13)

Bir müslüman tedbirini almazsa mesul olur. Gadabullaha muciptir.

Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmuştur:

"Ey iman edenler! Bütün tedbirlerinizi alın." (Nisâ: 71)

Memleketimizi de içine alacak büyük harpler yaşanabilir, büyük hadiseler yaşanıyor ancak çok daha büyükleri yaşanacak.

O hâlde ne yapmamız lâzım? Nasıl tedbir almamız lâzım?

Bütün bu hazırlıkların en başında gelen, en büyük tedbir ise şudur:

"Dünyanın geniş vakitlerinde; (yani sıhhat ve servet, asayiş ve emniyet gibi istirahat sebepleri mükemmel olduğu bir zamanda) Cenâb-ı Hakk'a ibadet ve taat ile kendini takdim et ki, müzayakalı (sıkıntılı) bir zamanda seni lütfu ile yâd buyursun." (Ahmed bin Hanbel)

"Yani serbest zamanlarda Allah-u Teâlâ'ya yönelip O'na kul, Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine ümmet olsaydı; ölse imanla Hakk'a varacaktı, kalsa Hakk ile kalacaktı.

Allah-u Teâlâ'ya yakın olanlara gelince; kalsa O'nun hıfz-u himayesinde olur, ölse şehid olarak göçer." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

"Telâş etseniz de etmeseniz de mukadderat ne ise o olur. İlk tedbir O'na yönelmektir." (Sözler ve Notlar-2, sh. 297)

"Telâş etmeyin, tedbir alın."

"Tedbir nedir?

Hazret-i Allah'a yönelmek. En büyük tedbir bu. Sonra da verdiği aklı kullanmak."

Almamız gereken çok tedbir var. Devletin gerekli harp silahlarını hazırlamasından, uzun sürecek harp devirleri için kişinin ailesinin aç kalmaması için hazırlık yapmasına kadar alınacak her türlü tedbiri almak lâzım.

 

Uyanmamız, Uyanık Bulunmamız Lâzım:

Dünyaya çok daldık, zevk ve safaya aldandık. Elimizdeki nimetlerin şükrünü eda edeceğimiz yerde küfran-ı nimette bulunuyoruz.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri "Bu isyan cezasız kalmaz." diye defaatle beyan ediyorlar.

"Bundan sonra pek iyi şey duyulmaz, Allah'ım sonumuzu hayırlı etsin. Şu futbola, sinemaya, tiyatroya, fuhuşa gösterilen rağbete bir bak. Bu isyan cezasız kalmaz."

Kendimize gelelim, imanımızı koruyalım. İsyan, tuğyan, şirk ve küfür, günah ve zulümden uzak olmayan kavimler hep felâketlerle karşı karşıya kalmışlardır.

"Vaktaki azap emrimiz gelince, o memleketin altını üstüne getirdik ve tepelerine pişirilmiş balçıktan taşları arka arkaya yağdırdık.

Rabb'inin katında damgalanmış taşlar. Bu felâket taşları zâlimlerden uzak değildir." (Hud: 82-83)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Cebrâil Aleyhisselâm'a:

"Zâlimlerden murad kimdir?" diye sorduğu zaman:

"Senin ümmetinin zâlimleri de dahildir." buyurdu.

Allah-u Teâlâ felâket taşlarının eninde sonunda bütün zâlimlere erişeceğini haber vermektedir. İşte bugün o hâle gelindi.

O hâlde bizim Cenâb-ı Hakk'a yönelmemiz lâzım.

"Dünyanın geniş vakitlerinde; (yani sıhhat ve servet, asayiş ve emniyet gibi istirahat sebepleri mükemmel olduğu bir zamanda) Cenâb-ı Hakk'a ibadet ve taat ile kendini takdim et ki, müzayakalı (sıkıntılı) bir zamanda seni lütfu ile yâd buyursun." (Ahmed bin Hanbel)

Buna göre toparlanmalıyız.

ABD Venezuela'yı aldı, Küba'yı tehdit ediyor. İran'ı vuruyor. Yahudi Gazze'yi yerle bir etti. Lübnan'a tekrar saldırı başlattı, katliam yapıyor. Ama Ürdün yanıbaşında, vurmuyor, niçin? Ona hakim olmuş, Kral Abdullah da oğlu da kendi adamı. Ancak etrafta işini bitirince onlara da sıra gelecek. Çünkü kendi ırkından olmayanları hayvan olarak görüyorlar. Onlar için bütün insanlık onların kölesi. Onun için uyanık olalım.

 

Kâfirden Daha İyi Silah Yapmak İçin Çok Gayret Etmemiz Lâzım:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bununla hem Allah'ın düşmanlarını, hem de sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz Allah'ın bildiği diğer düşmanlarınızı korkutup yıldırırsınız. Allah yolunda ne harcarsanız, size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız." (Enfâl: 60)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz harp silahı yapanların durumunu Hadis-i şerif'lerinde şöyle haber vermektedir:

"Allah bir ok yüzünden üç kişiyi cennetlik eder: Hayır ve sevap umarak o oku yapan sanatkarı, o oku Allah yolunda kullanıp atanı, oku atana yardımcı olanı. Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Atıcılık öğrenmeniz binicilik öğrenmenizden daha çok benim hoşuma gider. Kim atıcılık öğrendikten sonra onu hiçe sayarak bırakırsa o nimeti elden kaçırmış olur, nankörlük etmiş olur." (Ebu Davud)

Bu Hadis-i şerif'te görülmektedir ki; en modern savaş araç ve gereçlerine sahip olmak, onu imal etmek, harp sahasında savaşmak, savaşanlara yardımcı olmak; her üç vazife de birbirine eşdeğerdir ve cennete girmeye vesile olan işlerdendir.

Bu hazırlık için çalışanlar iman ve vatan müdafaası niyetiyle çalıştıkları takdirde ecirleri de ona göredir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar.

"Düşmanlarınız için elinizden geldiği kadar kuvvet hazırlayınız. Dikkat ediniz, kuvvetten amaç atmaktır. Yine dikkat ediniz, kuvvet atmaktır. Yine dikkatli olunuz ki kuvvet atmaktır." (Müslim)

Bugünkü İran harbi göstermiştir ki; bu Hadis-i şerif Resulullah Aleyhisselâm'ın mucize beyanlarından birisidir.

 

"Allah Nurunu Tamamlayacaktır.":

Bütün müslümanların ittifak ettiği bir hakikat şudur ki; Hadis-i şerif'lerde haber verilen kıyamete yakın zamanda zuhur edecek olan âhir zamandayız.

Çok müzayakalı, çok sıkıntılı, fitnelerin ayyuka çıktığı bir devir.

Ancak Allah-u Teâlâ temizlemeyi murad ettiği zaman bu fitneleri, bu küfrü, bu zulmü, bu zâlimleri hepsini temizleyecek. Bu bölücülere, bu zâlimlere fırsat veriyor, azgınlıklarını artırıyor, ancak bu zâlimler akıbetlerinin, ilâhî hükmün, zahiri muhakemenin, mahkemenin vereceği cezaya kendi elleri ile kendilerini hazırlıyorlar. Hiçbir bahaneleri kalmıyor.

Böylece Allah-u Teâlâ bu küfrü, bu zulmü temizleyecek ve bu devir nihayetinde dünya İslâm'ın yeniden doğuşuna ve hakimiyetine şahit olacak.

Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:

"Onlar Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nûrunu tamamlayacaktır." (Saff: 8)

Hadis-i şerif'lerde haber verildiği üzere büyük harplerden, Deccal ve Ye'cüc Me'cüc kavimlerinin helâkinden sonra İsa Aleyhisselâm ve Hazret-i Mehdî'nin önderliğinde İslâm devri başlayacak. Ancak çok az insan kalacak.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyurmuşlardır:

"Vallahi Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak mutlaka inecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, genç dişi develer başıboş bırakılarak onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, küsüşmeler ve hasetlikler muhakkak surette kalkacak.

(İsa Aleyhisselâm) İnsanları mala davet edecek, fakat malı hiç kimse kabul etmeyecektir." (Müslim: 155)

Çıkan harplerde çok az insan kalacak. Çünkü üçüncü dünya harbi bitmiş, yahudiler gitmiş, Çinliler yok olmuş, İsa Aleyhisselâm gönderilmiş, birçok hadiseler olmuş, her şey meydanda kalmış.

Yani dünya yüzünde insan az, mal ve servet çok. Hazineler var, fakat insan yok.

Bu devir yaklaştı, ancak bu bolluk zamanından önce çok büyük harpler, çok büyük sıkıntılar var:

"Ortalık çok bozulacak, daha da karışacak. Çok büyük sıkıntılar olacak. Harp sıkıntıları, geçim sıkıntıları, telâşlar başgösterecek." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, "Kıyamet ve Alâmetleri", s. 11)

"Hiç şüphe yok ki önümüzde çok büyük hadiseler, çok büyük sıkıntılar olsa gerek. Bu otuz sene zarfında Allah'u-âlem öyle hadiseler olacak ki; öyle şiddetli, tasavvura sığmayacak kadar öyle büyük harpler, öyle felâketler, öyle zelzeleler olacak ki tasavvurun haricinde olacak!

Bunun özünü İsrâ sûre-i şerif'inin 58. Âyet-i kerime'sinde görürsünüz. Allah-u Teâlâ kıyametten önce dünyayı yıkacağını beyan buyuruyor.

Dünya milletleri harbe hazır durumda. Ha patladı ha patlayacak, ha patladı ha patlayacak! Emr-i ilâhîyi bekliyor.

Savaşların çıkması ilâhî hükme bakar. Cenâb-ı Hakk'ın izni olmadıkça bir yaprak dahi düşmez. Hep O'nun takdiri ile oluyor. Amma Allah'u-âlem bu otuz sene içinde çok mühim şeyler olacak. Dünya düzelecek, dümdüz olacak." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, "Kıyamet ve Alâmetleri", s. 12)

Bugün bize düşen bu harplerin, bu sıkıntılı günlerin iyice yaklaştığı bugünlerde üzerimize düşen tedbirleri almaktır.

Tedbir alalım amma Hazret-i Allah'a dayanmadan, iman zaafiyeti ile, imanı zedeleyerek tedbir eksik olur, ruhsuz olur, ikisi beraber olacak.

Buna göre hazırlanmamız lâzım. Hem maddi hem manevî.

 

Allah'ın Yardım Ettiğini Kim Mağlup Edebilir?

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Ey Rabb'imiz! Üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımıza sebat ver! O kâfirler gürûhuna karşı bize yardım et." (Bakara: 250)

İlâhî yardım ve destek ile savaş kazanılır.

Biz Allah için olursak, Allah-u Teâlâ'nın yardımı ve desteği de bizim için olur.

"Ey iman edenler! Eğer Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz (sarılırsanız), Allah da sizi muvaffak eder ve ayaklarınızı sabit kılar.

Kâfirlere gelince onlar yüzüstü sürünsünler! Allah yaptıklarını boşa çıkarmıştır." (Muhammed: 7-8)

Gaye, O'nun rızâsı olunca ve bu uğurda çalışınca; niyeti halis, azmi çok olanı ve kendisine yöneleni Hazret-i Allah destekler.

"Allah düşmanlarınızı sizden çok daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak da Allah size yeter, hakiki bir yardımcı olarak da Allah size yeter." (Nisâ: 45)

"Bizim uğrumuzda bizim için mücahede edenlere elbette yollarımızı gösteririz." (Ankebut: 69)

Niyeti halis, azimle gayret gösterenlere yollarımızı açarız, hidayetlerini artırırız, imanlarını kemâlleştiririz. Yani Cenâb-ı Hakk "Ben desteklerim" diyor. "Bütün sırları ben açarım" diyor.

Azim ve gayretleri nispetinde yollarını açar. Karşılarına çıkan bütün engelleri kaldırır. Fisebilillâh yaptıkları cihad karşılığında hidayetlerini artırır, imanlarını kemâlleştirir. Onlara destek vererek önlerine çıkan düşmanlara karşı galip getirir.

"Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenip mağlup edecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? Müminler yalnız Allah'a güvensinler." (Âl-i İmran: 160)

Allah-u Teâlâ'nın yardım ettiğini kim mağlup edebilir?

"Allah: 'Ben ve peygamberlerim elbette galip geleceğiz!' diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, yegâne galiptir." (Mücadele: 21)

"O sizin Mevlâ'nızdır. O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır!" (Hacc: 78)

 

Allah'tan Yana Olanlar Galiptir:

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Ey iman edenler! Siz kendi nefislerinizi ıslah etmeye bakın. Siz doğru yolda bulundukça yoldan sapanların size zararı olmaz." (Mâide: 105)

Allah-u Teâlâ bu kâfirlere bırakmayacak, katiyyen bırakmayacak.

Bu zâlimlerin bu zulmü yanlarına kalacak amma cehennemde de ebedî kalacaklar. "Küllühüm fin-nar" olacaklar. Yaptıkları yanlarına kâr kalacak. Ne kalacak? Cehennem kârı.

Allah-u Teâlâ bu küfrü onların başına geçirecek, imanı nurlandıracak. Zamanı gelince Hazret-i Allah'ın hükmü hâkim olacak.

Korktukları başlarına gelecek inşallah. Yoksa ellerinden gelse İslâm'ı kökünden kazıyacaklar.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Bundan başka, seveceğiniz bir şey daha var. Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih.

Müminleri müjdele!" buyuruyor. (Saff: 13)

Biiznillâh-i Teâlâ bu Âyet-i kerime tecelli edecek.

"Rabb'in vekil olarak yeter." (İsrâ: 65)

"Allah bana yeter, O'ndan başka ilâh yoktur, O'na tevekkül ederim, O büyük arşın sahibidir." (Tevbe: 129)

"Allah kuluna kâfi değil mi?" (Zümer: 36)

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'lerinde Allah'tan yana olanların galip geleceğini haber veriyor:

"Gönderilen peygamber kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

Mutlaka kendilerine yardım edilecektir.

Şüphesiz ki bizim ordumuz galip gelecektir." (Sâffât: 171-173)

"Kim Allah'ı, onun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 56)

Bu Cenâb-ı Hakk'ın vaad-i Sübhanisi'dir. O'nun vaadi haktır ve gerçektir.

Tarih boyunca bu böyle olmuştur, ve böyle de olacaktır.


  Önceki Sonraki  

Diğer Yazıları
TÜM YAZILAR