
Müride lâzım olacak hususlarda İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri bir mektubunda da şöyle buyuruyorlar:
"Allah-u Teâlâ'nın lütuf ve ihsanı ile kâmil ve mükemmel bir şeyhe kavuşulursa, onun mümtaz varlığını ganimet bilmeli, her şeyi ile ona teslim olmalı, saadetini onun rızâsına kavuşmakta aramalı, onun râzı olmadığı şeyleri kendisi için felâket bilmelidir. Yâni bütün arzusu onun rızâsına kavuşmak olmalıdır.
Tâlib, gönülden her şeyi çıkarıp bütün varlığı ile şeyhine teveccüh etmelidir. Huzurunda ondan izin almadan, o emretmedikçe nafilelerle ve zikirle dahi meşgul olmamalıdır. Onun yanında iken ondan başka kimseye bakmamalı, kimseyle konuşmamalı, kimseye iltifat etmemelidir.
Mümkün olduğu kadar gölgesi şeyhinin elbisesi üzerine veya gölgesine düşmeyecek bir yerde durmaya ve oturmaya dikkat etmelidir. Namaz kıldığı yere ayak basmamalıdır. Abdest aldığı yerde abdest almamalıdır. Kullandığı kapları kullanmamalı, onlarla yemek yiyip bir şey içmemelidir.
Onun bulunduğu tarafa gıyabında ayak uzatmamalıdır. O tarafa tükürmemelidir.
Şeyhinden her ne südur ederse, onu doğru ve iyi bilmelidir. Onu isterse doğru görmemiş olsun. Zirâ o, yaptığını ilham ve izin ile yapar. Bunun için hiçbir işine bir şey söylenemez. İlhamında hata olsa bile ilhamda yanılmak ictihadda yanılmak gibidir. Karşı gelmek câiz olmaz.
Şeyhini seven bir tâlibe, şeyhin her yaptığı ve her sözü sevgili gelir. Onda itiraza yer yoktur.
Külli ve cüz'i her işte, yemekte-içmekte, giyim-kuşamda, ibadet ve taatlarda hep ona uymalıdır. Namazı onun gibi kılmalıdır. Fıkhı onun ibadetlerini görerek öğrenmelidir.
Hiçbir işine, hiçbir sözüne, hardal tanesi kadar bile itiraz etmemelidir. Karşılık veren mahrum kalmaktan kurtulamaz.
İnsanların en şakisi, saadetten en uzak olanları bu büyüklerde kusur gören kimselerdir. Allah-u Teâlâ bu büyük belâdan bizleri korusun.
Bir mürid, şeyhinden kerametler ve hârika işler talep etmemelidir. Gönlünden böyle bir şey geçirmemelidir. Bir müminin peygamberinden mucize istediği hiç görülmüş müdür? İnanmayanlar mucize ister...