
Çocuk eğitimi, yalnızca bilgi aktarmak değil; bir kalbi, bir vicdanı ve bir insanı inşa etme sürecidir. Bu inşanın temel harcı ise sevgidir. Aile'de sevgi; çocuğun dünyaya tutunduğu ilk bağ, kendisini güvende hissettiği ilk limandır. Sevgi olmadan verilen hiçbir eğitim, kalpte kök salmaz.
Ailede sevgi yoksa çocuğa Allah'a, onun Kitabına, Resulullah Aleyhisselâm'a sevgiyi nasıl verebiliriz?
Sevgi, insanın fıtratına yerleştirilmiş ilahî bir emanettir. Bu nedenle çocuk eğitimi, beşerî yöntemlerle sınırlı kalamaz; ilahî bir örnekliğe dayanmak zorundadır.
Affeden, yol gösteren, kulunu kulundan çok seven, ceza vermekte acele etmeyen Allah'ımızın âlemlere rahmet olarak gönderdiği, sevginin menbaı, çocuk sevgisinin en güzel nümunesi olan Peygamber -s.a.v.- Efendimiz'in ümmeti olmak istiyorsak; bizim de bu vasıflara sahip olmak için gayret etmemiz gerekmez mi?
Meselâ Hazret-i Âdem Aleyhisselâm'ın kıssasından bir hisse ve ibret de çocuk eğitimi açısından çıkartmamız mümkündür. İlk hata karşısında terk edilme değil, rahmetle kuşatılma vardır. Bu bize şunu öğretir: İnsan kusursuz değildir, çocuğu eğiten şey, kusursuz olması değil; hata yaptığında yalnız bırakılmamasıdır. Sevgi, hatasızlık şartına bağlı değildir. Sevgi, yanlışta bırakmak değil; yanlışa rağmen el uzatmaktır.
Sevgiyle büyüyen bir çocuk, hata yaptığında saklanmayı değil, sorumluluk almayı öğrenir. Kendini değersiz hissetmez; başkasını da değersizleştirmez. Öfkeyi değil, merhameti model alır. Gördüğü muamele, onun iç dünyasında bir dil oluşturur. O dil, ileride kendisiyle ve insanlarla kuracağı ilişkinin temelini belirler.
Günümüz dünyasında çocuklar; hızlı, ilgisiz, istediği olsun, sussun ve sorun çıkartmasın denilen bir atmosferde büyüyor. Ebeveynlerin çocukla, çocukların ise anne ve babası ile sohbet etme imkânı ve alışkanlığı nerede ise yok olma derecesine vardı. Sevginin kalplerden, aklı selim düşüncenin beyinlerden adeta bir şırınga ile çekildiği günümüzde taş kalpli, uyuşuk beyinli, sabrı tükenmiş, her birinin farklı bağımlılıkları olan bireylerle dolup taşan aileler; bir sığınak olmaktan çıkıp bir imtihan alanına dönüşebiliyor. Oysa çocuk için aile, sevginin ilkokulu olmalıdır. Sevginin olmadığı yerde disiplin sertleşir, nefrete döner, sınırlar korkuya dönüşür, iletişim kopar.
Günümüzde eğitim sisteminin başarı odaklı ve yarış psikolojisi temelli uygulanması, ailelerin de bu ortamın etkisiyle çocuklarından sürekli başarı ve ders çalışma performansı beklemesi bu sevgi ortamını yok eden etmenlerden birisi. Aileler bu cenderede kaybolmamalı, çocukların çocukluklarını yaşamaları için uygun ortamı sağlamalı, bu şekilde içlerindeki sevgiyi çocuklarına yansıtmayı ihmal etmemelidirler. Çünkü anne-baba çocuklarının iyiliğini düşündüklerini zannederek sürekli bir beklenti yansıttıklarında, sürekli bir gerilim yaşadıklarında, çocuk anne-baba sevgisini alamamakta, tepkisel hareketlerle beraber ortaya çıkan karşılıklı iletişim kopuklukları durumu daha da içinden çıkılmaz hâle getirmektedir.
Eğitim; yalnızca akademik başarıya indirgenmemelidir. Asıl eğitim, kalbin terbiye edilmesidir. Sabırla, anlayarak, affederek ve yön göstererek… Çünkü çocuk, kendisine nasıl davranıldığını değil; nasıl sevildiğini asla unutmaz.
Hepimiz çocuklarımızı seviyoruz, ancak bu sevgiyi en doğru şekilde onlara yansıtmanın, aktarmanın yollarını bulmak için çalışmamız, gayret göstermemiz gerekmektedir.
Aksi halde sevgi görmeden yahut sevgisini gösteremeyen ailelerde büyüyen çocuklar, farkında olmadan öfke ve savunma dili geliştirir. Bu durum ilerleyen yıllarda ilişki problemleri, içe kapanma ya da saldırgan davranışlar olarak karşımıza çıkar. Zaten cep telefonu bağımlılığı gibi zamanımıza özgü çocukların gelişimine çok zarar veren etmenler var. Aynı sorun anne-babalarda da var. Sorunlu ailelerde büyüyen sorunlu çocuklar bir çığ gibi çoğalıyor.
Sevgi, çocuklukta ekilmesi gereken en hayati tohumdur. Erken atılan bu tohum, ileride merhametli bireyler ve sağlıklı bir toplum olarak filiz verir.
Bu husustaki en güzel nümunemiz Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'dir. Onun küçük yaşından itibaren evinde büyüyen ve hizmetini yapan Enes -radiyallahu anh-e olan yaklaşımında çok mühim dersler vardır. Hazret-i Enes -radiyallahu anh- Resulullah Aleyhisselâm'dan bir defa bile azar işitmediğini, bir hatası sebebiyle kendisini uyaracak olan hanımlarını: "Bırakın çocuğu! O Allah'ın dilediğinden başka bir şey yapmamıştır." diye yatıştırdığını nakletmiştir. Resulullah Aleyhisselâm çoğu zaman ona: "Yavrucuğum!" diye hitap ederdi, bazen de: "İki kulaklı!" diye takılırdı.
O da Resulullah Aleyhisselâm'ı öyle bir sevdi ki, vefatından sonra onu çok özlediğini, huzuruna çıkıp "Yâ Resulellah! Küçük hizmetçin geldi!" demeyi çok arzu ettiğini söyledi.
Sevgiyle yetiştirilen her müslüman çocuk, geleceğe bırakılmış bir umut; insanlığa yapılmış en büyük yatırım olmakla birlikte ahirette de: "Ben kıyamet günü diğer ümmetlere sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." buyuran Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e sunulacak ne güzel bir hediyedir.
Sevgiyle Hazret-i Allah için atılan her küçük adımın, yarın rahmete dönüşmesi duasıyla…