Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
TASAVVUF'UN ASLI HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ - Hakikat Yolu Edepten İbarettir (3) - Ömer Öngüt
Hakikat Yolu Edepten İbarettir (3)
TASAVVUF'UN ASLI HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ
Dizi Yazı - Tasavvuf
1 Şubat 2026

 

TASAVVUF'UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ

Hakikat Yolu Edepten İbarettir (3)

 

Nâbî ve Şiiri:

"Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ'dır bu

Nazar-gâh-ı İlâhî'dir Makâm-ı Mustafâ'dır bu.

 

Felekde mâh-ı nev Bâbü's-Selâm'ın sîne-çâkidir

Bunun kandîli Cevzâ matla-ı nûr u ziyâdır bu.

 

Habîb-i Kibriyâ'nın hâbgâhıdır fazîlette

Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ'dır bu.

 

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil

Amâdan açtı mevcûdât dü-çeşmin tûtiyâdır bu.

 

Mürâât-i edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha

Metâf-ı kudsiyândır cilve-gâh-ı enbiyâdır bu."

 

"Edebi terk etmekten sakın. Zira burası Allah-u Teâlâ'nın sevgilisi olan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in bulunduğu yerdir. Bu yer, Hakk Teâlâ'nın nazar evi, Resul-i Ekrem'in makamıdır.

Gökyüzündeki yeni ay, O'nun kapısının yüreği yaralı aşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile o Peygamber'in nurundan doğmaktadır.

Burası Cenâb-ı Hakk'ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse, Allah-u Teâlâ'nın arşının en üstündedir.

Bu mukaddes yerin mübarek toprağının parlaklığından, yokluk karanlıkları sona erdi. Yaradılmışlar iki gözünü körlükten açtı. Zira burası kör gözlere şifa veren sürmedir.

Bu dergâha, edebin şartlarına riayet ederek gir. Zira burası, büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve Peygamberler'in hürmetine eğilerek öptüğü tavaf yeridir."

Asıl adı Yusuf olan Nâbî, tevâzusundan dolayı adını Osmanlıca'da "Hiç!" veya "Yok!" anlamına gelen iki sözcükle mahlaslaştırmıştı: "Nâ" ve "Bî" Nâbî...

Tasavvuf terbiyesi görmüş olan Peygamber âşığı Nâbî, Hacc'a gitmek üzere bir kısım devlet erkanıyla birlikte yola çıkar.

Medine-i Münevvere'ye iyice yaklaştıkları bir gece, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e bir an önce ulaşma özlemiyle yanan Nâbî'nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledekilerden bazıları ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadırlar. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet hâlini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nâbî, içinden gelen bir ilhamla yukarıdaki kasideyi söyler.

Kafile şafak vakti Medine-i Münevvere'ye girerken, Ravza-i Mutahhara'nın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanı bitirince Osmanlıca bir kaside okumaya başlar. Nâbî, dikkat eder, okunan kendi şiiridir, fakat bu şiiri daha Medine'ye gelmeden yolda yazmıştır. Hemen minarenin kapısına koşar. Müezzine; "Allah aşkına, okuduğun bu kasideyi nereden öğrendin!" der.

Müezzin şöyle cevap verir:

"Bu gece rüyâmda Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i gördüm, bana dedi ki:

"Ümmetimden Nâbî adında bir şair, benim hakkımda şu kasideyi yazdı, hoşuma gittiği için bunu okumanı arzu ediyorum."

Ben de rüyâmda Efendimiz'den öğrendiğim beyitleri aynen okudum."

Nâbî, sevincinden bayılıp düşer. O, bu iltifata, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e duyduğu edep ve muhabbetten dolayı nâil olmuştur.


  Önceki Sonraki