
"Eğer Mevlâ'mız ezelde bir kuluna vazife taksim etmişse, onun nasibini de ezelden ayırmıştır. Tayin ettiği yerde nasibi de etrafındadır.
Nasiptar olanlar nasibini alacak. Muhakkak çok çalışmamız lâzım. Yoruluncaya kadar değil, düşünceye kadar. Nasip bulunmazsa çalıştığımızla kalmış oluruz, yine menfaatimizedir. Eğer insan rahat, istirahat istiyorsa Mevlâ onu hazırlamıştır. Zevk, sefâ istiyorsa bunu da bahşetmiştir. Yeter ki O'nun rızâsı için düşünceye kadar sa'y-ü gayret gösterilsin."
•
"Hazret-i Allah'ın nereye ve kime ektiği bilinmez. Çok çalışmamız lâzım. Araya araya nasiptar olanları bulmamız ve nasibini orada vermemiz lâzım. Ona ezelden ihsan etmişse bize de duyuracak ve bulduracak. Çalışmak için geldik. Durmadan gece-gündüz O'na ibadet ve O'nun için çalışmak için geldik. Hiç dinlenme payı bırakılmamıştır."
•
"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:
"Hayra vasıta olan o hayrı işlemiş gibidir." (Tirmizî)
Hadis-i şerif'den anlaşılıyor ki, kârın en büyüğü bu yolda.
Kişinin anlayacağı tarzda, onun seviyesine inip hakikati anlatmak gerekiyor. Cenâb-ı Hakk dilerse tesirini halk eder. İşte geldik işte gidiyoruz. Çok çalışalım ki ahirette biraz gelirimiz olsun.
Herkesi yoklamak lâzım. Nasibli olanlar hemen filizini verir.
O zaman da;
"Hazret-i Allah bunu ezelden ekmiş." denilecek, hiçbir şey nefse mâl edilmeyecek.
Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve selem- Efendimiz, bir kişi müslüman olduğu zaman;
"Sana hidayet bahşeden Cenâb-ı Hakk'a hamdolsun." buyururlardı."
Bir ihvan küçük çocuğunu da getirmişti. "Anneme gidecem..." diye tutturdu.
Şu sözleri söylediler:
"Ah anne!.. Ne tatlı!.. Anne ne tatlı... Hazret-i Allah anneye o muhabbeti vermeseydi, o zahmete kimse katlanmazdı."
"Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"Biz insana anne babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Zira annesi onu karnında zahmetle taşımış ve güçlükle onu doğurmuştur." (Ahkâf: 15)
"Onlarla dünyada iyi geçin." (Lokman: 15)
"Rabb'in yalnız kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya güzellikle muâmele etmenizi emretti.
Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında iken ihtiyarlığa ererlerse onlara öf bile deme, onları azarlama, onlara güzel ve tatlı söz söyle.
Onlara acıyarak tevâzu kanatlarını yerlere kadar indir ve de ki:
Ey Rabb'im! Onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, sen de kendilerine öylece merhamet et." (İsrâ: 23-24)
Allah ve Resul'ünün haklarından sonra anne ve baba hakkı gelmektedir.
Dünyaya gelmemize vesile olan, yetişmemiz için her türlü sıkıntı ve güçlüklere katlanan, istirahat ve istikbâlimiz uğruna kendi huzur ve rahatlarını fedâ etmekten çekinmeyen anne ve babamıza karşı evlâtlık vazifelerini hakkıyle yapmak mecburiyetindeyiz.
Onlara saygı ve sevgi göstermeli, gönüllerini incitecek ve kıracak hareketlerden şiddetle sakınmalıyız.
Hayırlı bir evlât, ana-babasının âdetâ gözlerinin içine bakar, ihtiyaç zamanlarında yardımlarına koşar. Cennet onların ayakları altında gizlidir.
Bizim için yaptıkları fedâkârlıklar göz önüne getirilirse, haklarını ödemenin imkânsızlığı ortaya çıkmış olur. Bir evlât hiçbir surette onların hakkını ödeyemez.
Onlara itaat, hürmet ve ahkâma uygun olan emirlerine inkıyad etmek kati bir farz; itaatsizlik etmek, karşı gelmek ve gücendirmek ise büyük günahlardan olup kati bir haramdır. Çünkü büyük günahların başında Allah'a şirk koşmak, hemen sonra da ana-babaya isyan gelmektedir.
Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Allah'ın rızâsı anne-babanın rızâsında, gadabı da gadaplarındadır." (Câmiu's-Sağîr)
"Ana-babaya kavlen ve fiilen ihsân eylemek Allah yolunda cihadda bulunmak kadar faideyi gerektirir." (Câmiu's-Sağîr)
"Cennete girmek analara tevâzu, itaat ve hoşnudluklarını kazanmak için ayaklarına kapanmakla olur." (Câmiu's-Sağîr)"
•
"Annemin vefatında evdeydim, başka kimse yoktu. Ramazan-ı şerif'in birinci günü vefat ettiler.
Annem ahirete gitmek üzere son anlarını yaşıyor. İntikal edeceği sırada yanına çağırdı, bana dönerek dedi ki;
"Oğlum! Sana duâ edeceğim ama nasıl duâ edeceğimi bilemiyorum. Allah'ım bütün iyiliklerini sana versin. Allah senden râzı olsun!"
Şöyle bir düşündüm! Evet, bir annedir duâ yapar. Amma böyle duâ etmek akla gelmez. Bunun üzerine dedim ki; "Yâ Rabb'i! Sana şükürler olsun. Sen annemi tuttun, bunu söylettin sana sonsuz şükürler olsun."
Hazret-i Allah hoşnut kalmış ki, yapacağı duâdan onu âciz düşürdü ve ona bu duâyı yaptırdı. Allah'ıma sonsuz şükürler olsun. Bu lütfun O'ndan olduğu apaşikâr meydanda. Çünkü bir insan birkaç noktayı sayar, fakat bütün iyilikleri saymasına imkân yok.
Çünkü; "Hazret-i Allah bütün iyiliklerini ihsan buyursun!" deyince bunun ötesinde, üstünde bir şey olmaz. Bütün iyilikler O'nun kudret elindedir. O bütün iyilikleri sana verirse halka muhtaç değilsin.
Annem ve babam bana büyük iyilikte bulundular. Beni Rabb'ime havale ettiler. Elhamdülillâh. Rabb'im de onların duâsını kabul etmiş olacak ki, hiçbir sıkıntı hayatta göstermedi."