Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
EĞİTİM - Çocuklarımızı Sanal-Yalan Dünyadan Hakikate Taşımalıyız - Ömer Öngüt
Çocuklarımızı Sanal-Yalan Dünyadan Hakikate Taşımalıyız
EĞİTİM
Canan Büşra Kara
1 Şubat 2026

 

Çocuklarımızı Sanal-Yalan Dünyadan Hakikate Taşımalıyız

"Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır." (Ankebût: 64)

 

Yılların eğitmeni ve okul öncesi eğitiminde uzman olan Ayşe Hanım'ın, gittiği anaokulundaki 6 yaş "Kelebekler" sınıfının uyumlu, dengeli ve öğrenmeye çok açık bir sınıf olması çok dikkatini çekmişti. Sebebini öğrenmek için küçük bir test yapmaya karar verdi. Çocukların her birini teker teker çağırdı, onların dünyasına açılan, sade, ama derin bir soru sordu:

– Boş zamanlarında hangi oyunları oynuyorsun?

Cevaplar dikkat çekiciydi: Yerden yüksek, saklambaç, yakalamaca, köşe kapmaca… Oyuncak arabalar, bebekler, evcilik oyunları… Parkta koşmak, arkadaşla gülmek, düşüp kalkmak…

Cevaplarda ekran yoktu, tablet yoktu, sanal karakterler, dijital ödüller, seviye atlamalar yoktu. Aldığı cevapları sınıf öğretmeni ile paylaşan Ayşe Hanım sınıf öğretmenine dönüp şunu söyledi:

– Hocam, başarı tesadüf değildir.

Öğretmen duraksadı. Ve geçmiş yılları, önceki üç yılın sınıflarını bir bir hatırladı… Teknolojiyle erken yaşta tanışmış çocuklar… Sanal dünyada kendilerine bir hayat kuranlar… Hatta içlerinden biri okula gelmek istemediğini söylemiş, sebebi araştırıldığında cevap sarsıcı olmuştu: "Sanal dünyada bana ihtiyaç var." demişti.

O çocuklardan akademik başarı beklemek zaten mümkün olmamıştı. Dikkat süreleri kısaydı. Davranış bozuklukları vardı. Sınıf içinde uyumsuzluk yaşıyor, öğretmenlerini ciddi şekilde zorluyorlardı. Sanal dünya; çocukların sadece sağlıklı düşünmelerini engellemekle kalmıyor, aynı zamanda okul hayatları boyunca başarılı olmalarının da önüne ciddi bir set çekiyordu.

Ancak bu yılki sınıf farklıydı. Sınıf öğrtemeni ailelerle işbirliği yaparak büyük bir başarıya imza atmıştı.

Uzmanların hemfikir olduğu konu şuydu: Eğer çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi korunmak isteniyorsa, bu temas çok küçük yaşta engellenmeliydi. Henüz bulaşmadan…

Zira bulaşan çocukların sergilediği uyumsuzluk yalnızca sınıfı ile sınırlı değildi. Okulda; dolaplardan izinsiz alınan ve taşınan materyaller, kırılan eşyalar, israf edilen araç-gereçler… Parkta; kırılan, yerinden sökülen salıncaklar, zarar verilen oyun alanları… Sokakta; duvarlara ve apartman merdivenlerine zarar veren, ağaçları kıran, kaldırım taşlarını söküp birbirine atan çocuklar… Maalesef bu davranışlara eşlik eden bir başka olumsuzluk da: dilin kirlenmesi. Bu çocukların sözleri de davranışları kadar sert ve yıpratıcı oluyordu. Bu manzara, ekranla erken yaşta kurulan ilişkinin sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu açıkça gösteriyordu.

Ayşe Hanım bu büyük resmin bireysel yansımasını ise aralarında yalnızca iki yaş bulunan iki kardeş ile yaptığı bir seans sırasında çok daha çarpıcı biçimde gözlemlemişti.

Seansa gelen kardeşlerin her ikisi de yoğun bir öfke hâli içindeydi. Ancak küçük kardeş Mert'in durumu daha dikkat çekiciydi. Bedensel olarak zayıflamış, yüzü çökmüş, göz kapakları düşmüştü, kaşları sürekli çatılıydı, öfke kontrolüyle ilgili ciddi güçlükler yaşıyordu. Sebebi sorulduğunda tablo ortaya çıktı. Ağabeyi Metin, Mert'in oyun hesabını ele geçirmiş, sanal dünyada uzun sürede biriktirdiği 46 karakteri almıştı. Mert bu karakterlerin her birini "2500 inci ve elmas değerinde" diye tarif ediyordu. Aslında anlatmak istediği şey çok netti: Sanal dünyada kurduğu hayat, onun için gerçekti ve kaybı, gerçek bir yıkım gibiydi. Bu kayıp, Mert'te kontrolsüz bir öfkeye dönüşmüş, abisine bıçak çekip "Seni öldüreceğim" diyebilecek kadar tehlikeli bir noktaya gelmişti.

Bu vaka, sanal dünyada üretilen yapay değerlerin; çocukların ruh dünyasında nasıl gerçek, derin ve yıkıcı sonuçlar doğurabildiğini açıkça ortaya koyuyordu.

Kısa zamanda bu iki hadise ile karşılaşan Ayşe Hanım bütün uzmanların dile getirdiği büyük hakikati bizzat müşahede etmişti: Çocukların dünyası sanal aleme teslim edildikçe, gerçek hayat ağır bedeller ödetiyordu.

Bugün uyuşturucu ve fuhuş gibi faciaların çocuk yaşlara kadar inmesinin ardında, sadece bireysel ihmaller değil; anlamsız bırakılmış hayatlar vardır. Her geçen gün aile kurmaktan uzak duran, geleceğe dair ümidi zayıflamış gençlerin sayısı çoğalmakta. Bu bir tesadüf değildir. Bu, değer boşluğunun doğal sonucudur. Ve artık mesele toplumsal bir alarm hâlidir. Eğer elimizde kalan sağlıklı çocukları da sanal dünyanın insafına bırakırsak, yarın konuşacak bir gelecekten söz etmek zorlaşacaktır. Bu yüzden sorumluluk; sadece ebeveynlerin değil, öğretmenlerin, yöneticilerin, toplumun tamamınındır. Yani savaş hali gibi bir durumdur.

Çocukları sanal dünyadan uzak tutmak elbette tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, onları neden uzaklaştırdığımız kadar, neyin içine aldığımızdır. Çünkü boş bırakılan her alan, başka bir şeyle dolar. Ve anlamla doldurulmayan zihinler, sahte hazlarla işgal edilir. Bu noktada yetişkinlerin yaptığı en büyük hata, çocuklara sürekli neyin yanlış olduğunu anlatıp, neyin doğru olduğuna dair yaşanmış bir örnek sunamamaktır. Oysa çocuklar öğütle değil, şahit olarak öğrenirler. Onlara sadece şu Âyet-i kerime'yi yaşayıp yaşatabilsek hayatımızda çok şey olumlu yönde değişecektir:

"Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır." (Ankebût: 64)

Dünyayı "oyun ve eğlence" olarak tanımlamak hayatı küçümsemek değil, hayatı putlaştırmamak demektir. Bugün çocukların sanal dünyada bu denli savrulmasının temel sebeplerinden biri; onlara dünyanın değersizliğinin yeterince anlatılamamasıdır. Oysa bu ayet, pedagojik olarak çocuğa şunu kazandırır: Kaybettiğinde yıkılmamayı, elinden alındığında öfkelenmemeyi, sahip olamadığında kendini değersiz hissetmemeyi.

Bu bilinci kazanan çocuk; oyunu oynar ama oyunun içinde kaybolmaz; teknolojiyi kullanır ama ona teslim olmaz; dünyada yaşar ama dünyayı merkeze koymaz.

İşte bu yüzden, çocukları sanal dünyadan uzak tutmaya çalışırken onlara; "Asıl hayatın ahiret yurdundaki hayat olduğunu" yaşayarak, örnek olarak öğretmek gerekir.