
İlk "Fusûs" şârihlerinden olan Şeyh Hüseyin bin Abdullah el-Abbâsî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin hayatı hakkında mevcut kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Doğum ve vefât tarihleri tespit edilemeyen Hazret'in, günümüze intikâl etmiş olan her iki eserindeki üslûbu ve tasavvufî meselelere yaklaşım tarzı, onun Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'ne ve "Ekberiyye" meşrebine duyduğu sevgi ve hayranlığı açıkça nüksettirmektedir. Müeyyedüddîn el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Fusûsu'l-Hikem"deki gizli mânâları açmak maksadıyla yazdığı ilk kapsamlı şerhten sonra, Tasavvuf ehli arasında ikinci müstakil şerhi onun yazdığı tahmin edilmektedir.
Hazret'in en önemli eseri; "el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs"tur. Diğer eseri de; "Külletü'l-'Ukûl 'an Ma'rifetü'l-Vusûl"dur.
Şeyh Hüseyin bin Abdullah el-Abbâsî -kuddise sırruh- Hazretleri "el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs" isimli eserinde, "Hâtemü'l-velâye" sırrına mazhar olan İnsan-ı kâmil'in göz kamaştırıcı bir inciyi ihâtâ ettiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:
"Hâtem'in mânâsıyla kastedilen; İnsan-ı kâmil olan bir âlim ve göz kamaştıran bir incidir. Mülkü; kendisiyle Hâtemü'l-velâye sırrının zuhûrlarının en yücesindeki nakşın murâd edildiği âlemdir."
"İnsan-ı kâmil 'Zât' ile mevcûd olunca, o âlemin 'Vücûd'la isimlendirilişinin, kendisinin de 'Mevcûd'la isimlendirilişinin zuhûr ettiği yerdir. Hâtem'in göz kamaştırıcı bir inciyi ihâta ettiğinde şüphe yoktur. Şu hâlde Hâtem'in ihâtâ ettiği 'İnci' nasıl olur?
Meleklerin itirazı işte buradan kaynaklanmıştır. Mülk âlemden bir cüzdür ve o, âlemin kuşatması altındadır. Onun halka yaptığı itirâz, işin aslında Hakk'a yapılmıştır. Bâtınen O'nunla tahakkuk etmiş olmak şartıyla, en üstün tahakkukun yaratılmış olanda gerçekleşeceğinde şüphe yoktur. Şu kadar var ki, bâtın onu gizlemiş ve mülkle ilgili yanlış söz de buradan meydana gelmiştir. Allah'ın hücceti işte onunla kâim olur.
Hâtem nasıl ki inciyi ihâtâ etmişse; 'Zâhir' isminin ihâtâsı da, onun 'Vücûd'la âlemi ihâtâ etmesidir. İnsan-ı kâmil'in âlemi ihâtâsına gelince; kendisindeki cevher nedeniyle tıpkı Hâtem'in inciyi ihâtâ etmesi gibi, öylece ilmi ihâtâ etmektir. Zîrâ Hâtem'in üzerindeki onun şerefi ve onun ziyâsının kuvvetidir." ("el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs", İ.Ü. Ktp., AY, nr.: 4480, vr. 15b-16a)
Hazret; "Meleklerin itirazı işte buradan kaynaklanmıştır. Mülk âlemden bir cüzdür ve o, âlemin kuşatması altındadır. Onun halka yaptığı itirâz, işin aslında Hakk'a yapılmıştır." buyuruyor.
Hakk'ın işine kimse karışamaz. Evet melek ama duyurduğu kadar biliyor. Onun için melekler dahi hayret eder, itiraz eder.
"Mümin-i kâmil olanlar Allah katında bazı meleklerden de efdaldir." (İbn-i Mâce)
Hadis-i şerif'inin yeri burasıdır.
Allah-u Teâlâ ilk insan olma şerefini kazanan Âdem Aleyhisselâm'ı yaratmadan önce "En yüce melekler meclisi" mânâsına gelen "Mele-i a'lâ"da onu anarak yüceltmiş, ona olan lütuf ve ihsanını önce meleklere haber vererek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmuştur:
"Bir zamanlar Rabb'in meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti." (Bakara: 30)
Yani ilâhi irademle ona bazı salâhiyetler vereceğim, bana vekil olarak yarattıklarım üzerinde birtakım kullanma yetkilerine sahip olacak, benim adıma hükümlerimi icrâ edecek. Sonra onun ardından gelenler içinde, ona halef olacak aynı vazifeyi icrâ edecek kimseler bulunacak.
"Halife" kelimesi; birisi adına işleri idare eden, tasarrufta bulunan, kanun ve kaideleri yerinde tatbik ederek düzeni, nizam ve intizamı sağlayan kimselere verilen bir isimdir.
Nitekim Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur." (Fâtır: 39)
Bu Âyet-i kerime Muhammed Aleyhisselâm'ın ümmet-i muhteremesine geleceğin hükümranlığını vaad eden gayb haberlerindendir.
"Sizi yeryüzünün hâlifeleri yapar." (Neml: 62)
Halifelik, Allah-u Teâlâ'ya âit bir ruh taşıma imtiyazından doğmaktadır.
Zira Âyet-i kerime'de:
"Ona kendi ruhumdan üfledim." buyuruluyor. (Sâd: 72)
Allah-u Teâlâ yeryüzünde bir halife yaratacağını büyük bir haberle ilân ettiği zaman; orada kendisine vekâlet edecek, iradesini temsil edecek, buyruklarını tatbik ederek nizam ve intizamı sağlayacak, diğer bütün canlılardan üstün olacak, onları emri altına alacak ve ilâhi hükümranlığı gerçekleştirecek olan bir varlığı murad etmişti.
Allah-u Teâlâ yeryüzünde kendisine vekâlet edecek böyle bir insan yaratmayı murad ettiğini meleklere haber verince, melekler hayretler içinde kaldılar. Allah-u Teâlâ'nın kendilerine öğrettiği bilgi ile:
"Orada bozgunculuk yapacak, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor, devamlı takdis ediyoruz dediler." (Bakara: 30)
Melekler bu suali hikmetini öğrenmek için sormuşlardır. Çünkü melekler Allah-u Teâlâ'nın bütün buyruklarını mutlak olarak kabul edip benimseyen, emirlerine isyan ve itiraz etmeyen, sadece kendilerine emrolunanı yapan ve bunun için yaratılmış olan itaatkâr varlıklardır.
Allah-u Teâlâ onların bu suallerine cevap olarak:
"Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." buyurdu. (Bakara: 30)
Yani sözünü ettiğiniz bütün fesatlara rağmen, insanı yaratmaktaki hikmeti sizin bilmediğiniz şekilde Ben bilirim. Onların arasından peygamberler göndereceğim. İçlerinde sıddıklar, şehidler, sâlihler, âbidler, zâhidler bulunacaktır.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı." (Buhârî)
Haberinin hakikati de burada anlaşılmaktadır.