Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm - NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (31) - Ömer Öngüt
NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (31)
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm
Dizi Yazı - Resulullah Aleyhisselâm'ın Hayat-ı Saâdetleri
1 Ocak 2026

 

HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (31)

 

İçli Bir Duâ

Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm, oğlu Hazret-i İsmail Aleyhisselâm ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltirken şöyle duâ etmişlerdi:

"Ey Rabb'imiz! Bu hayırlı işi bizden kabul buyur. Şüphesiz ki hakkıyla işiten ve bilen ancak sensin." (Bakara: 127)

Her ikisi de kendilerine kendilerinden yakın olan Rabb'lerine sesleniyorlar. "Ey Rabb'imiz! Sen bize bizden yakınsın, sana yalvarıyor ve sana sığınıyoruz. Emir buyurduğun bu vazifenin rızâna mucip ve uygun olması için bize lütufta bulun." diye niyazda bulunuyorlar.

"Ey Rabb'imiz! Bizi sana teslim olanlardan kıl." (Bakara: 128)

Bu noktada mahlûkun iradesi çıkıyor, Allah-u Teâlâ'dan lütuf bekleniyor. Allah-u Teâlâ koyacak ki olsun.

Bu duâ bütün beşeriyet için bir numunedir.

"Neslimizden de yalnız sana boyun eğen, müslüman bir ümmet yetiştir." (Bakara: 128)

Bir müslümanın kendi çocuğu için ve ümmet-i Muhammed için ne derece duâ etmesi gerektiğinin ifadesi çıkıyor.

"Bize ibadet yollarımızı göster." (Bakara: 128)

Bize râzı olacağın, rızâna mucip ibadet yollarını göster ve kolaylaştır.

"Tevbemizi kabul buyur." (Bakara: 128)

Hiç şüphe yok ki beşer hallerimizle bilmeyerek de olsa birçok hatalarımız olur, bizi lütfunla bağışla, tevbemizi daima kabul eyle.

"Şüphesiz ki tevbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin." (Bakara: 128)

Çünkü tevbeleri ancak sen kabul edersin. Hata ve ayıplarımızı ancak sen örtersin. Merhametlilerin en merhametlisi sensin.

İbrahim Aleyhisselâm gelecek nesli için, saâdet ve selâmetleri için Allah-u Teâlâ'ya nasıl niyaz ediyor?

"Ey Rabb'imiz! Onlara kendi içlerinden senin âyetlerini onlara okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları tezkiye edecek temizleyecek bir PEYGAMBER gönder." (Bakara: 129)

İbrahim Aleyhisselâm'ın ne kadar iyi düşünceli, halis niyetli, merhamet ve şefkatli olduğunu buradan öğrenebiliyoruz. Ki bütün beşeriyetin kurtulması için Hazret-i Allah'tan böyle bir peygamberin gelmesini niyaz etmiştir.

"Şüphesiz ki Aziz ve Hakim olan ancak sensin." (Bakara: 129)

Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri de, o çok yumuşak huylu sâdık peygamberinin ve oğlu İsmail Aleyhisselâm'ın duâlarını kabul etti ve kendi neslinden peygamber gönderdi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyor:

"Âdem ruh ile cesed arasında iken ben peygamberdim." (Ahmed bin Hanbel)

Resulullah Aleyhisselâm bu duâdan ötürü gönderilmiş değildir. İbrahim Aleyhisselâm müslümanlar için hayır duâsını niyet-i halisasından ötürü istedi ve Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'ı, onun neslinden bahşetti. Yoksa onun istemesiyle bu husule gelmiş değildir. Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz daha Âdem Aleyhisselâm yaratılmazdan evvel peygamber idi.

Bu duâ ancak İbrahim Aleyhisselâm'ın ümmeti için, insanlara karşı ne kadar şefkatli ve merhametli olduğunu göstermek içindir.

Bu duâ aynı zamanda insanın kendi nesli için nasıl duâ etmesi gerektiğine dair güzel bir numune olmuş oluyor. Bunun için de Cenâb-ı Hakk Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i kendi neslinden gönderdi. Yani o kanaldan geldi.

Allah-u Teâlâ onların bu içli duâlarını kabul buyurmuş, kendi nesillerinden Muhammed Aleyhisselâm'ı gönderip, bu nur vasıtasıyla yalnız kendisine boyun eğen müslüman bir ümmet husule getirmiştir.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyacak, sizi tezkiye edecek temizliyecek, size kitap ve hikmeti öğretecek, bilmediklerinizi size öğretecek bir PEYGAMBER gönderdik." (Bakara: 151)

İnsan cinsinin yine beşer olarak bir peygambere kavuşması ne büyük nimettir. Allah-u Teâlâ'nın insanlara gönderdiği peygamber, insandan başka diğer yaratıklardan olsaydı, insanlık adına büyük bir şeref olmazdı.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bütün beşeriyeti Hakk ve hakikatten haberdar etmek için Allah-u Teâlâ tarafından beşeriyete en büyük bir nimettir. Bunu takdir ederek o yüce Peygamber'i kendisine rehber ittihaz edenlere ne mutlu!

"Muhammed Aleyhisselâm insanlığa ne getirdi?" diye sorulacak olursa, bu Âyet-i kerime'yi okumak kâfidir.

Bu şanlı Peygamber onları her türlü pisliklerden, mânevî kirlerden, çirkin işlerden ve şirkten temizlemiş, nefislerini arındırıp yüceltmiş, karanlıklardan aydınlığa çıkartmıştı.

Araplar cahiliye döneminde bilgisiz idiler. Onun risaletinin bereketiyle en yüksek âlimlerin karakterlerine sahip oldular. İnsanlar arasında en derin bilgiye, en iyi kalbe, en kuvvetli imana ulaştılar.

Nitekim diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"O Allah ki okuma yazma bilmeyen ümmî bir kavmin içinden, onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermiştir.

Halbuki onlar daha önceden apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Cum'a: 2)

Onlar öyle bir sapıklık içinde idiler ki, bu sapıklıklarından daha büyük bir sapıklık görmek mümkün değildi. Daha önceleri İbrahim Aleyhisselâm'ın dinine bağlı iken, daha sonra onu değiştirip bozdular. Tevhid dinini unutup şirke düştüler.

Bir mürşide, bir yol göstericiye son derece muhtaç oldukları bir zamanda Allah-u Teâlâ onlara Muhammed Aleyhisselâm'ı peygamber olarak gönderdi. O Peygamber-i zîşan onlara Kur'an-ı kerim âyetlerini okudu, onları Hakk dine dâvet etti, Hakk'ı ve bâtılı öğretti, haramı ve helâli bildirdi, onları inkâr ve günah kirlerinden temizleyip feyizlendirdi. Kısa zamanda insanlar arasında medeni bir topluluk oldular. Âlemde emsali görülmedik muvaffakiyetlere erdiler.

Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:

"Andolsun ki, Allah müminlere kendi içlerinden bir PEYGAMBER göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur." (Âl-i İmrân: 164)

Bu lütuf gerçekten lütufların en büyüklerinden birisidir. Onu göndermeseydi, emir ve nehiylerini bize duyurmasaydı, dalâlet çukurlarında kalırdık, hidayetten mahrum, ebedi bir azaba düçar olurduk. Allah-u Teâlâ'nın onu göndermesi insanlık âlemine en büyük lütuflarından birisidir. İman edenler kurtulacak, iman etmeyen kurtulamayacaktır.

Bu güzide peygamber, Allah-u Teâlâ'nın beşeriyete en büyük nimetidir.

Sûrî ve mânevî, zâhiri ve bâtınî, ilmî ve amelî, dünyevî ve uhrevî... üstünlüklerin ve yüceliklerin hepsi onda toplanmıştır.

İnsan haysiyetini, şeref ve itibarını zedeleyecek maddî ve mânevî her türlü çirkinliklerden, ahlâkî kötülüklerden; kararan ruhları, taşlaşmış kalpleri küfrün ve şirkin bütün kirlerinden arındırıp temizlemiştir.

Ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir.

Onun ümmetinden olmayanlar anlatılan devlete eremezler.

Ona tâbi olup yolunda bulunanlar, Allah-u Teâlâ'nın zâtî tecellisine kavuşurlar. İzinde ilerlemekle, bütün mertebelerin üstünde bulunan kulluk makamına ulaşırlar.


  Önceki Sonraki