
"Her zaman arz ettiğimiz gibi; bir yere misafir gittiğimiz zaman külfet yapmayalım, yük olmayalım. Yolumuz Hakk yoludur, yeme içme yolu değildir. Gaye, maksat, menfaat gibi şeyler yoktur. Bu husus böyle söylenirken, gönül haliyle bu hayatı yaşamayı ister. Nitekim bir defasında İzmir'e gitmiştik. Davetli olmamıza rağmen, her zamanki mutadımız üzere bir kenara çekilerek, gideceğimiz eve külfet olmasın diye peynir ekmekle doyunduk. Çünkü biz kalabalığız, orada da birçok kalabalık var. Eve vardığımızda; "Buyrun! Yemek yiyelim!" dediler. Biz kahvaltımızı yaptığımızı söyledik. Eğer öyle yapmasaydık, gittiğimiz yerde tahminen kırk elli kişi vardı, onları bırakıp yemek yemeğe dalacaktık. Sonra o evin hanımı bir gün yemek yapmaya uğraşacak, bir gün de bulaşıkla, temizlikle uğraşacak etti iki gün. Bir boğaz için mi bu külfet?
Bir de baktık, bunu böyle yaptığımızdan Mevlâ hoşlanmış. Hiç ummadığımız yerde hoşlanmış Mevlâ...
Demek ki insanın O'nu nasıl hoşlandıracağı belli olmuyor.
Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Müminin insanlar üzerinde külfet ve meşakkati az olur." (Câmiu's-Sağîr)
Müminin müslümanlar üzerinde külfetinin az olduğunu beyan buyurmuşlardır.
Onun her söz ve hareketini inceden inceye süzüp tatbik etmeliyiz. Hakiki hayat onun sözlerinin ve yolunun altındadır. Bunu böyle yaparsak yardım da, kolaylık da ihsan edilecek. Hazret-i Allah'ın rızâsını kazanacağız, Habib'inin yolunda da gitmiş olacağız. Ne kadar güzel..."
•
"Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyurdular ki:
"Bir kavme misafir geldiğinde rızkıyla gelir. Gittiğinde o kavmin sebeb-i mağfireti olarak gider." (Ahmed bin Hanbel)
Misafir rızkıyla beraber gelir ve hane sahibinin günahını affa vesile olarak gider.
Herhangi bir yere misafir olunduğunda misafir edenin ve misafirin, misafirlik âdabına riayet etmeleri, hususiyetle yeme içme durumlarında çok dikkatli olmaları lâzımdır.
Şöyle ki:
Bir yere ağırlık yapıp yapmadığınızı, sizi sevip sevmediğini kalbinize bakıp öğreneceksiniz. Ona karşı bir muhabbetiniz varsa, o size geldiği zaman bir hoşnutluk hissediyorsanız, o sizden hoşlanıyor ve sizi seviyor demektir.
Eğer misafir hoşlanıldığı yere gidiyorsa, her attığı adımda sevap alır. On rızıkla gelir, birini yer, dokuzunu hâne sahibine bırakır. Giderken de hâne halkının günahlarının affına vesile olarak gider.
Ev sahibinin olduğu gibi, misafirin de menfaati çoktur. Allah için gelmişse, her attığı adım başına sevap yazılır. Bunlar Hazret-i Allah'ın bahane ettiği lütuflar, ihsanlardır. Yani kulunu af ve mağfiret etmek, onu mânen çok zengin kılmak için, küçücük bir şeyini büyültüyor da büyültüyor. Bizim gibi düşünmez Mevlâ.
Biz aman kırk paramız gitmesin, kimseye bir şey yedirmeyelim isteriz. Mevlâ'mız da; "Ah bir kulum bana yönelse de, istediğini bol bol ihsan etsem!" der.
O hep ihsandadır, biz ise hep isyandayız. Allah'ımız rahmet etsin, mağfiret etsin.
Bir de var ki, ev sahibi onun gelmesinden hoşlanmıyorsa, o kimse istenmeyerek, gönülsüz veya mahcubiyetten dolayı yemeğe veya misafirliğe dâvet edilmişse, her attığı adımda günah alır, her yediği lokma haram olur. Çünkü istenmiyor, o ise gidiyor.
Bunu kalpte ölçmeden hareket etmek çok yanlıştır.
Halkın kalbini İslâm'a ısındırmak maksadı ile halktan toplanan zekât, sadaka veya teberrularla verilen yemeklerden zengin olan kimse yiyemez. İnsanın feyzi kesilir, rahmetten mahrum kalır."
Bir kardeşimiz mânâda; "Bir denizaltı gemisine binerek denizin altında yolculuk yaptığını" söylediğinde şöyle buyurdular:
"Bizim yolumuz hafîdir, gizlidir. Gayet sessiz, gizlidir. Hiçbir gösteriş yoktur. Bu mânâ ile size denizin altında yürütüldüğünüzü işaret ediyorlar.
Bu kadar açmakla iktifa ettik. Birçok mânâlar vardır ki; hepsi birer kapalı kutudur, aslı açılmaz. Kenardan köşeden bahsedilir. İfşa edilmesi icap ettiği için açılsa bile birçok mânâlar yine kalır. Fakat buna rağmen kapalı olarak hepsi açılmıştır."
Kardeşimiz mânâda; "Namaz kılmak için bir camiye girmiş, bakmış ki duvarlarda resim ve heykeller var, hemen onları indirmiş."
Şöyle buyurdular:
"Bu zamanda namaz kılanları dahi öyle arzular kaplamış ki, huzur-u ilâhiye'ye durulduğu halde birçok dünya arzuları ile meşgul olunuyor. Halbuki onların her biri bir put mesabesindedir.
Nitekim Hazret-i Ali -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm'ın yalnız ismi, Kur'an'ın ise resmi kalacak. Mescitler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.
Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı yine onlara dönecektir." (Beyhakî)
Bir zaman gelip, camilerin çok ziynetli yapılacağını, cemaatin çok olmasına rağmen hidayetten mahrum oldukları için namaz kılanın az olacağını haber vermişlerdir. Bu rüyâ buna delâlet ediyor."
•
Yeri geldi bir kardeşimize;
"Vazifenizi bırakıp velev ki beş dakika bile başka tarafa gitmeyin. O vazife karşılığında para alınıyor, bunun mesuliyeti var. Nerde kaldı ki, birkaç saat ayrılmak çok zarar verir." buyurdular.