Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ - Fâtiha Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (76) - Ömer Öngüt
Fâtiha Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (76)
KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ
Dizi Yazı - Tefsir
1 Ocak 2026

 

Fâtiha Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (76)

 

O'nun Boyası (3)

Allah-u Teâlâ nuru kalbe akıtması ile bu kullarının sadırlarında, kalplerinin derinliklerinde, kitap satırlarının arasında bulunmayan mârifetullah ilmi husule gelir.

Onların "Kitabullah" oluşu bu sebepledir. Allah-u Teâlâ onlara o ilmi akıttığı için Allah-u Teâlâ'nın kitabı olmuş oluyor. O kitaptan isterse sırları kitaba geçirir, isterse geçirmez.

Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruyor:

"Kur'an, kendilerine ilim verilen insanların kalplerinde parıldayan apaşikâr âyetlerdir." (Ankebut: 49)

Bu hale gelmiş bir kimse yalnız O'nu bilir. Mahlûk bir maskedir. O bir hoparlördür, ne bildirdiyse onu bilir, ne gösterdiyse onu görür. Bu; sıbgatullah'tır, ilmullah'tır.

Bu nuru Allah-u Teâlâ işte bu şekilde vasıflandırıyor. Bu nuru nasıl verdiğini ve kimlerde bulunduğunu beyan ediyor.

Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Sonra biz o kitabı kullarımızdan beğenip seçtiklerimize miras bıraktık." (Fâtır: 32)

Allah-u Teâlâ bu mirası beğenip seçtiklerine miras bıraktığını beyan buyuruyor. O beğenecek, O sevecek, O seçecek, O çekecek. O miras bırakacak, O verecek, O ikram edecek. Her şey O'nun lütf-u ihsanı, mahlûkta hiçbir şey yok.

Bunlar vâris-i enbiya oldukları içindir ki, Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerin tecelliyatına mazhar olmuşlardır. Yani bildirdiği kadar bilir, gösterdiği kadar görür. Hakk'ta fâni olduğu zaman bunlar husule gelir.

Cenâb-ı Hakk'ı görür kendisini görmez, zira âyân-ı sâbite ile Hakk'ı tesbih eder, O'nunla ibadet eder.

Azamet-i ilâhi'nin karşısında bir zerre olarak Allah-u Teâlâ'ya ibadet, taat ve secdesini yapar.

"Kulhüvallahü Ehad" dediği zaman azamet-i ilâhi'yi görür.

"Allahüssamed" dediği zaman, yarattığı varlıkların O'na muhtaç olduğunu bilir.

Bu esrâr-ı ilâhi tecelli edince, âyân-ı sâbite bütün âyân-ı sâbite'lerin Allah-u Teâlâ'ya ne kadar muhtaç olduğunu görür. Ve her şeyin Hakk ile kâim olduğunu gördüğü zaman Âyet'ül-kürsî'nin sırrına mazhar olur.

Fâtiha-i şerif'te: "Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn" derken bu sırra mazhardır. Bu ise ancak Hazret-i Allah'ın boyası ile boyandığı zaman husule gelir.


  Önceki Sonraki