Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm - NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (30) - Ömer Öngüt
NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (30)
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm
Dizi Yazı - Resulullah Aleyhisselâm'ın Hayat-ı Saâdetleri
1 Kasım 2025

 

HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (30)

 

Muhammed Aleyhisselâm ve Peygamberler Arasındaki Yeri (5)

Muhammed Aleyhisselâm bütün peygamberlerin en faziletlisi, en üstünüdür. Kâinatın mebdei, mahlûkatın ekmeli ve efendisidir. Ebul-ervah'tır. Hakk'tan haber verir, Hakk'a dâvet eder. Halk ile Hakk arasında Vahdâniyet ve Samedâniyet'e vasıta odur. O Zât-ı âlî, o Habib-i Hüdâ'dır.

Bütün peygamberlerin her biri bir kavme, birkaç şehir halkına veya bir ümmete ve belirli bir zamanda gönderildikleri için, peygamberlikleri yalnız kendi kavimlerine hastır. Fakat o bütün insanlığa gönderilmiş, âlemlere rahmet olmuştur. Kıyamete kadar gelecek insanların tamamı, onun irşad sahası içindedir. Zaman ve mekânın efendisidir.

Âyet-i kerime:

"Resul'üm! Biz seni ancak bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Ne var ki insanların çoğu bilmezler." (Sebe: 28)

Her peygamber kendi kavmine gönderilmiş ise de, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bütün insanlara gönderilmiştir ve bu bütünlük kıyamete kadar gelecek bütün insanlara şâmildir.

O ki; insanlara Allah-u Teâlâ'nın lütfunu belirten, sonsuz saâdeti müjdeleyen, halkı dalâletten kurtarıp uyaran, cehalet karanlığından çıkaran, en güzel bir rehber, en şefkatli bir peygamberdir.

Fakat nankör olan birçok insan bunu bilemedi, bu nuru göremedi. Dalâlet çukuruna düştü ve ebedi saâdetini kaybetti.

"Resul'üm! De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, Allah'ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim." (A'râf: 158)

Allah-u Teâlâ Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin bütün insanlara gönderildiğini ferman buyuruyor. Bunun içindir ki hiç kimse; "Ben böyle bir şey duymadım, bilmediğim için de iman etmedim." diye hiçbir bahane bulamaz.

Böylece bahane kapısı da kapanmış oldu.

"Biz seni insanlara Peygamber olarak gönderdik. Buna şâhid olarak Allah yeter." (Nisâ: 79)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde "Biz seni gönderdik" buyuruyor. Resulullah Aleyhisselâm'ın vazifesi bütün insanlara, İslâm'ı duyurmaktır. Zira o, Hazret-i Allah'a ve Resul'üne iman etmek gerektiğini bildiren bir emirle gönderilmiştir. Bu emr-i ilâhi'yi nazar-ı itibara alıp iman edenler, saâdet-i ebediye'ye erdiler. İman etmeyenler küfürde kaldılar. Bunun bizzat şahidinin de Hazret-i Allah Zât-ı akdesi olduğunu beyan buyuruyor.

Mümin ve muvahhid olmayı arzu eden kimse onun peygamberliğini tasdik etmedikçe, hiçbir iyiliği makbul olmaz, cennete de giremez. Zira bütün peygamberler âhir zaman peygamberini tasdik etmişlerdir. Onlara indirilen kitaplar içinde Muhammed Aleyhisselâm'ın peygamberliği açıkça beyan olunmuştur.

Âyet-i kerime'de:

"O daha öncekilerin kitaplarında da vardır." (Şuarâ: 196)

Yani Hakk Celle ve Alâ Hazretleri gerek Tevrat'ta gerekse İncil'de onun fazileti ve meziyetini, daha gelmeden evvel buyurmuş ve duyurmuştur.

Ehl-i kitap bu suretle onun geleceğini biliyordu. Nasibdâr olanlar iman şerefiyle müşerref oldular, kibrine yediremeyenler de ebedi hüsrana uğradılar. Çünkü bu hakikat onlara bildirilmişti. Bildirildiğinden ötürü de ebedi hüsrana uğradılar.

Bütün meleklerin, peygamberlerin, ulvî ve süflî yaratılmışların malumu idi. Zamanı ile mekânı ile bilinen bir durumu vardı. Ona iman etmeyenler inat ve hasetlerinden iman etmediler.

 

Ağır Bir Misak:

Kur'an-ı Azîmüşşan'da beyan buyurulduğuna göre, her peygamber kendisinden önceki peygamberi tasdik etmekle mükellef olduğu gibi; en son gelecek olan Hâtemü'l-Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm'ı da haber vermek ve tasdik etmekle mükellef tutulmuşlardı.

Allah-u Teâlâ gönderdiği bütün peygamberlerine Muhammed Aleyhisselâm'dan bahsetmiş ve onun sıfatlarını anlatmıştır. Eğer onun zaman-ı saâdetine erişirlerse, mutlaka ona iman edip dinine yardım edeceklerine dair kesin söz aldı. Onlar da Muhammed Aleyhisselâm'ın geleceğini ümmetlerine müjdelediler ve âhir zaman nebisinin zaman-ı saâdetini idrak ederlerse hemen iman edip dinine yardım etmelerine dair onlardan söz aldılar.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Allah vaktiyle peygamberlerden kesin söz almıştı. 'Celâlim hakkı için, size kitap ve hikmet verdim. Sizde olan o kitap ve hikmeti tasdik edip doğrulayan bir peygamber gelecek. Ona mutlaka iman edeceksiniz ve mutlaka ona yardımda bulunacaksınız. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?' demişti. Onlar da 'Kabul ettik.' demişlerdi. Allah da 'O halde şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım.' buyurmuştu." (Âl-i İmrân: 81)

Allah-u Teâlâ bütün peygamberlerine kitap ve hikmet verirken hepsinin böyle bir sözleşme ve anlaşmasını almıştır. Hepsi, kendilerini tasdik eden Muhammed Aleyhisselâm'a iman ve yardım için Allah-u Teâlâ'ya söz vermişlerdir.

Bu Âyet-i kerime'nin üzerinde çok durmak gerekmektedir.

Bu peygamberlerin hepsi Allah tarafından gönderildiği halde, Allah-u Teâlâ onlara göndereceği peygamberin üstünlüğünü haber veriyor, ona yardım etmelerini emrediyor.

Âyet-i kerime'de emir var. Ona itaat edeceklerine, onun üstünlüğünü kabul edeceklerine, ona boyun bükeceklerine ve onun fazilet ve meziyetini ümmetlerine bildireceklerine dair söz alıyor. Bunu hem peygamberlere, hem de ümmetlerine arz ve tebliğ etmiş oluyor.

Bu ise kuvve-i beşeriyenin haricinde bir harikulade haldir ki, bu da ancak Hazret-i Allah ile Resul-i Ekrem'inin arasında olan bir husustur. Mahlûkun aklı bu noktada çalışmaz.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in İsm-i şerif'leri ve vasıfları Tevrat'ta da İncil'de de yazılı bulunuyordu.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyarlar." (A'râf: 157)

Gerçekten Allah-u Teâlâ, Tevrat'ta da, İncil'de de, Resulullah Aleyhisselâm'ın vasfını bildirdiğinden, fazilet ve meziyetini duyurduğundan ötürü gerek peygamberler, gerek onlara yakın olanlar bunu o anda kabul etmiş ve iman etmişlerdir. Hiçbir itirazları da olmamıştır.

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime'sinde yahudi ve hıristiyanlardan, Kur'an-ı kerim'i indirildiği gibi okuyan müslüman bir grup olduğunu haber veriyor:

"Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar ona iman ederler.

Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır." (Bakara: 121)

O heva ve heves sahipleri artık gerçek mânâsıyla kitap ehli değildirler.

Yahudiler Tevrat'ta, hıristiyanlar İncil'de âhir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler ve onun gelmesini beklediler. Her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve geldiği zaman inanmalarını tembihledi. Bu sebeple her iki zümre de bu peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak beklenen peygamberin Araplar arasından ve bir yetim kimse olarak gönderildiğini görünce, sırf ırkçılık gayretiyle inkâr ettiler. Halbuki onun gerçekten peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdıkları gibi tanıyorlar ve gelmesini bekliyorlardı.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar." (Bakara: 146)

Allah-u Teâlâ "Bilmedik""Bulmadık" dememeleri için Resul-i Ekrem'ini eksiksiz ve en güzel bir şekilde tanıtmıştır. Hatta onlar onu öz oğullarından daha iyi tanırlar. Çünkü tanıtan, onu yaratan Hazret-i Allah'tır.

"Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler." (Bakara: 146)

Fakat Hazret-i Allah'ın onu bu kadar açık tanıtmasına rağmen sırf kibirlerine yediremeyerek ona uymayanlar; Allah-u Teâlâ'nın emirlerine muhalefet ettikleri için, ebedi felâket ve azap içinde kaldılar.


  Önceki Sonraki