Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
Başyazı - "BİRBİRİNE HASIM İKİ ZÜMRE." (Hacc 19) - Ömer Öngüt
"BİRBİRİNE HASIM İKİ ZÜMRE." (Hacc 19)
Başyazı
İsmail Yavuz
1 Kasım 2025

 

"İman İle Küfür Birbirinden Kesin Olarak Ayrılmıştır."
(Bakara: 256)

"Şüphesiz ki Kâfirler Sizin Apaçık Düşmanınızdır."
(Nisâ: 101)

"Kâfir Olanlar Birbirlerinin Dostlarıdırlar. Eğer Siz Bunu Yapmazsanız Yeryüzünde Fitne ve Büyük Bir Fesat (Kargaşalık) Olur."
(Enfâl: 73)

"Onlarla Savaşın ki Allah Sizin Ellerinizle Onlara Azap Etsin, Onları Rezil Etsin, Sizi Onlara Karşı Galip Kılsın ve Müminlerin Gönüllerini Ferahlandırsın."
(Tevbe: 14)

"Küfür Tek Millettir."
(Hadis-i Şerif)

"BİRBİRİNE HASIM İKİ ZÜMRE."
(Hacc: 19)

 

"Andolsun ki insanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulursun." (Mâide: 82)

"Cehennemin dereceleri olduğu gibi küfrün de dereceleri vardır. Küfür ehli içinde İslâm'a, müslümanlara, insanlığa en büyük zararı dokunan ülke Amerika'dır. Nitekim; dinsizliğin ismini değiştirdiler "Medeniyet" dediler, vahşetin ismini değiştirdiler "Demokrasi" dediler.

"Kendilerine: 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın!' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz.' derler." (Bakara: 11)

Amerika İslâm'a ve İslâm ülkelerine harp ilân etti. Hem haçlı nefreti ile hareket ediyor, hem de petrol ve ganimetlere konmaya çalışıyor. Ancak bu durum sadece bölgeyi değil, bütün dünyayı ateşe sürüklüyor. Büyük bir hızla 3. dünya harbine doğru ilerliyoruz." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

 

Küffar Ortadoğu'yu kan gölüne çevirdi. İsrail Amerika bir oldular Gazze'yi yakıp yıkıp yok ettiler, birçok İslâm ülkesine saldırdılar. Saldırmaya devam edecekler.

Küffar Türkiye'ye de büyük düşmanlık içinde. Etrafımızı çeviriyor. Düşmanlarımızı silahlandırıyor ve bize karşı hazırlıyorlar. Bizim silahlanmamızı ise engellemeye çalışıyorlar. Bize karşı da aynı niyette olduklarından şüpheniz olmasın.

Gazze'de her ne kadar barış-ateşkes demiş olsalar da niyetleri bu ateşi ve düşmanlığı devam ettirmek ve büyütmek. Yahudi bunda kararlı. Amerika her desteği veriyor.

Türkiye akan kanın durması için çok uğraştı, bütün dünyayı harekete geçirmeye çalıştı. Ancak düşman birlik halinde.

"Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdırlar.." (Enfâl: 73)

Öyle bir düşman ki tek hedefi İslâm ve müslümanlar:

"İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun." (Mâide: 82)

Karşımızda böyle bir düşman var. Ve bu düşmanı koruyan hamisi Amerika var.

Dikkat ederseniz herkesin ağzında aynı kelime: "İsrail'i ancak Amerika durdurabilir."

Niye böyle diyorlar?

Bunun altında iki anlam var.

İlki: "Amerika bunlara kol kanat gerdiği, kalkan olduğu için İsrail kimseyi umursamıyor. Amerika desteğini çekse bu zulmü yapamaz!"

Diğeri: "Bizim gücümüz sizi durdurmaya yetmiyor. Bu kadar da olmaz, bari sen insanlığa merhamete gel!"

Bu nasıl bir acziyettir?

Bütün İslâm dünyası bir olmuş küffarın ağzına bakıyoruz. Küffardan medet umuyoruz. Bu halimiz böyle devam ettiği müddetçe küffar da her istediğimi yapabilirim diyor, kötü, pis niyetini hayata geçirmeye çalışıyor.

İslâm dünyası ve müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz bu durum nedir?

Nasıl izah edilir?

Ne yapmamız lâzım?

Biz defaatle dergilerimizde iman-küfür berzahını arzetmeye, İslâm'a göre dost ve düşmanı tanıtmaya, İslâm kardeşliğinin, uhuvvet ve birliğin önemini duyurmaya çalıştık, sık sık hatırlattık.

Bunların hepsini; küffarın niyetini, düşmanlığını her şeyini; müslümanın takınması gereken iman tavrını; Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim'inde beyan buyuruyor ve inananlara duyuruyor.

Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Birbirine hasım iki zümre." (Hacc: 19)

Bu Âyet-i kerime her şeyi özetler. İman-küfür berzahıdır.

Bu Âyet-i kerime'de beyan ve emir buyurulan üç husus var:

 

Birincisi;

Allah-u Teâlâ müminlerle kâfirlerin arasındaki berzahı açık ve kesin olarak ilân ediyor. İnananlarla inanmayanları birbirinden ayırıyor.

Nitekim diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"İman ile küfür birbirinden kesin olarak ayrılmıştır." (Bakara: 256)

İman ayrı küfür ayrıdır, karışması mümkün değildir.

İman ile küfür, hak ile bâtıl, hidayet ile dalâlet, nur ile zulmet, saâdet ile felâket apaçık delillerle birbirinden ayırt edilir haldedir.

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri iman ile küfrü, inananlarla inanmayanları birbirinden kesin olarak ayırmıştır. Dünyada ayırdığı gibi, ahirette de inananların saâdete, inanmayanların felâkete uğrayacaklarını haber vermiştir.

Biz bu hükme teslim olduğumuzda iman ehli oluyoruz, teslim olmadığımız zaman imanımız sureta oluyor.

Bugün görülüyor ki; İslâm ülkeleri olarak, müslümanlar olarak biz bu ayırımı yapmakta zaafiyet gösteriyoruz.

Bu zafiyet sebebiyle de çok zarar görüyoruz.

Ve fakat küffar küfrünü, fitnesini, icraatını, hasımlığını asla terk etmiyor. Bir yandan saldırıyor, katlediyor; diğer yandan terör çıkarmak, terör ve fitneyi besleyip desteklemek, müslümanları birbirine düşürmek, İslâm'ı, imanı karalamak ve yok etmek için her yöntemi deniyor, parasını, istihbaratını seferber ediyor. Ve "Barış yapıyorum" diyor.

Onların bu niyetini Allah-u Teâlâ bize şöyle haber veriyor:

"Onlar Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler." (Saff: 8)

Kâfirler Hazret-i Allah'ın dini'nin sönmesini isterler.

 

İkincisi;

Allah-u Teâlâ küfür ehlinin iman edenlere "hasım" olduğunu, düşman olduğunu haber veriyor, "İki hasım zümre" buyuruyor. (Hacc: 19)

Nitekim diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır." (Nisâ: 101)

Küfür ehli hasımdır, düşmandır.

Öyle değil mi?

Avrupa'sı, Amerika'sı; PKK'yı, Yunan'ı, İsrail'i; terör, vahşet, soykırım, haksızlık, adaletsizlik ne yaparlarsa yapsınlar açıktan veya el altından desteklemiyorlar mı? Destekliyorlar. Kendi silahımızı yapmamızı engellemek için bize her türlü ambargoyu uygulamıyorlar mı? Uyguluyorlar.

"Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler." (Bakara: 217)

Bugün bu düşmanlığın çok bariz tezahürlerini, Filistin'de, Suriye'de, Doğu Türkistan'da, Hindistan'da, Arakan'da dünyanın pek çok yerinde hep beraber görüyoruz. Yahudisi, hıristiyanı, putperesti, ateisti hepsi aynı düşmanlıkta bir ve beraberler.

"Küfür tek millettir." buyuran Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in bu Hadis-i şerif'inin tezahürünü ayan beyan gördüğümüz bir zamanda yaşıyoruz.

 

Üçüncüsü;

Allah-u Teâlâ "Birbirine hasım iki zümre" buyurarak müslümanları da küfür ehlini hasım bilmek, onlara hasım olmakla mükellef tutuyor; müslümanlara iman tavrının ne olduğunu duyuruyor.

Bir müslüman küffarı hasım bilmekle mükellef olduğu gibi, imanının tabii bir neticesi olarak küfür ehlini ve onların küfür inancını da kerih görmekle, necis görmekle mükelleftir.

"Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necis (pislik)tir." (Tevbe: 28)

"Onlar murdardır." (Tevbe: 95)

Zira küfür ehlinin küfrü Allah-u Teâlâ'ya ve Resulullah Aleyhisselâm'a karşıdır.

Allah-u Teâlâ'ya karşıdır; çünkü O'nu, O'nun emrini inkâr edip hasım kesilmiştir. O'na karşı küfür etmiştir. O'nu ve gönderdiğini inkâr etmiştir.

Resulullah Aleyhisselâm'a karşıdır; çünkü onu hem kabul etmemekte, hem de yalan söylemekle itham edip iftira etmektedir.

Allah ve Resul'ünü kabul etmeyen, iftira eden küfür ehlinin Allah'a ve Resul'üne gönülden bağlı olan bir müslümanı sevmesi, müslümanlar hakkında hayır düşünmesi beklenebilir mi?

"Birbirine hasım iki zümre" Âyet-i kerime'sine göre küfrü ve küfür ehlini hasım bilmek iman ehli olmanın bir gereği ve tabii bir neticesidir.

Eğer müslümanlar olarak biz bunu yapmazsak küfür ehlinin düşmanlığından çok büyük zararlar görürüz. Daha önemlisi imanımızı kaybederiz. Çünkü düşmanı dost bilmek, düşmandan emin olmak en büyük bir zafiyettir. Küfür ehli bu zafiyetten istifade etmeye çalışır, gücü yetiyorsa aleni, yetmiyorsa sinsice sonuna kadar faydalanır. Nitekim öyle yapıyorlar. Bunların fıtratı budur.

Allah-u Teâlâ müslümanlar bu iman tavrını göstermezse ortaya çıkacak fitne ve fesatı şöyle haber veriyor:

"Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat (kargaşalık) olur." (Enfâl: 73)

Savaş çıkarmak da fitne ve fesattır. Bugün çıkarttıkları savaş, işgal ve soykırımlar bu Âyet-i kerime'nin bir tecelliyatıdır.

Müslümanların içinde bulunduğu zaafın en büyük sebebi bu iman tavrını gösterememiş olmaları, imanlarının sureta olmasıdır.

Hadis-i şerif'te haber verildiği üzere müslümanların sayılarının çok ve fakat etkilerinin "Çer-çöp" mesabesinde olması bundandır.

Binaenaleyh efkârın bugünkü durumunu Hacc suresi'nin 19. Âyet-i kerime'si üç kelime ile haber veriyor: "Hasım iki zümre"

Diğer mevzular bundan sonra gelir.

Bu temeli, bu iman tavrını, Allah-u Teâlâ'nın bu haberini unutan bir tarz-ı siyasetin neticeye varması, müslümanları selamete çıkarması mümkün değildir.

Halbuki İslâm ülkeleri olarak küffarı değil Hazret-i Allah ve Resul'ünü dost edinmiş olsak Allah-u Teâlâ galibiyeti bize bahşeder:

"Kim Allah'ı, O'nun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 56)

İslâm dünyası bu zafiyet içinde olduğu müddetçe burnunun sürtülmesi, daha pek çok musibete düçar olması kaçınılmaz bir neticedir.

İslâm dünyasının başsız kalması, birçok Arap ülkelerinin satılmış olması Allah ve Resul'ünde birleşip birlikte hareket edilememesi bugüne kadar büyük felâketlerin sebebi olmuştur.

Halbuki İslâm ümmetinin bir ve beraber mukabele etmesi gerekmez mi?

Bu da bir iman meselesidir.

Cenâb-ı Hakk:

"Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın." buyuruyor. (Tevbe: 14)

İslâm devletlerinin yöneticilerinin İslâm'dan uzak olması, kardeşlik şuurunun olmaması İslâm âlemi'ni bu duruma getirmiştir.

Filistin'deki müslümanların uğradığı soykırım da, Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri'nin uğradığı zulüm de, Arakan'daki müslümanların gördüğü katliam ve sürgün de, Kıbrıs Türklerinin daha önce yaşadığı zulme rağmen devletlerinin tanınmaması da, Sudan, Libya, Yemen, Somali gibi birçok yerde yaşanan iç çatışmalar da hep İslâm âleminin ümmet, birlik içinde olmayışından, yahudi ve hıristiyanlarla olan yakın dostluklarından kaynaklanıyor. Kendi çıkarları İslâm'ın ve müslümanların menfaatinden öne geçmiş durumda.

Unutulmamalı ki yahudilerin müslümanlar üzerindeki entrikaları hiç bitmemiştir.

"İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hâinlik görürsün." (Mâide: 13)

Tefecilikle, yalanla, müslümanları kandırıp, dolandırıp, ellerinden paralarını almayı en büyük maharet kabul ederler.

Trump, "Sizi ben koruyorum" dedi, Katar'ın, Suud-i Arabistan'ın, BAE'nin toplam 3,2 trilyon dolarını cebine koydu, sonra İsrail gitti Katar'ı bombaladı. Suudiler de ABD'ye verdikleri onca paraya rağmen Katar bombalanınca Pakistan ile ittifak anlaşması imzaladılar.

Kâfir kâfirdir, müslümanın dostu değildir.

"Onlardan birçoğunu, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır." (Mâide: 80)

 

İsrail ve Amerika Bir Oldu

Kuduz Köpek Gibi Saldırıyor:

İsrail ile Amerika bir oldu, Gazze'yi, Lübnan'ı, Yemen'i, Suriye'yi, İran'ı, Katar'ı bombaladı, birçok zararlar verdi, binlerce müslümanın kanına girdi. Girmeye devam ediyor.

Kana susamış vahşi bir hayvan gibiler. Saldırmadan duramıyorlar. Hayvan bile karnını doyurduğu zaman duruyor. Bunlar durmuyorlar, hayvandan daha aşağılar. Müslümanların kanını dökmeyi ibadet sayıyorlar.

Ateşkes anlaşması oldu yine durmadılar, Lübnan'ın her yerini bombaladılar. Hamas'ı tehdit etmeye devam ediyorlar.

Gazze'de bir bahane ile masum sivilleri şehit etmeye devam ediyorlar. Durmaz bunlar. Hangi anlaşmalarına sadık kaldılar?

Cenâb-ı Hakk onları: "Anlaşmaları bozan" (Enfâl: 56), "Alçak" (Bakara: 61), "Lânet" (Mâide: 64) olarak tanıtıyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu'nun "Kuduz Köpek Doktirini" olarak da bilinen "Moşe Dayan Doktirini"ne göre hareket ettiği söyleniyor.

İsrail kurulmadan önce yahudi terör örgütü Haganah'a katılan, 6 Gün Savaşları olarak bilinen Arap-İsrail Savaşı'nda Savunma Bakanlığı yapan Moşe Dayan "İsrail kuduz köpek gibi olmalı, rahatsız edilemeyecek kadar tehlikeli ve saldırgan olmalı." diyen birisi.

İsrail işte bu. İsrail tarihi de bu. Bir zamanlar "Beyrut Kasabı" sıfatı ile anılan Ariel Şaron diye Savunma Bakanlığı da yapmış bir başbakanları vardı.

Bugün İsrail kabinesi bunlar gibi adamlarla dolu.

İsrail'i kuranlar yahudi terör örgütleri. Bu örgütlerin liderleri İsrail kurulunca devlet başkanı oldu, savunma bakanı oldu. İsrail bu yüzden devlet gibi değil terör örgütü gibi hareket ediyor. 100 yıldır terör yaparak Filistinlilerin topraklarını gasbediyor, canlarına kastediyorlar. Bu yaptıkları zulümlerin kendi sonlarını hazırladığını göremiyorlar.

Amerika işte bu İsrail'i destekliyor, her türlü desteği, her silahı veriyor. En gelişmiş uçaklarının yazılımında değişiklik yapma hakkını kimseye vermiyor, İngiliz'e bile vermiyor, ama İsrail'e veriyor.

Avrupa ülkeleri de İsrail'e her desteği veriyorlar, ancak İsrail'in kuduz köpek gibi sürekli bir yerlere saldırması Avrupa'yı rahatsız etmeye başladı. Ateşin kendilerine dokunmasından, sömürge düzenlerinin yıkılmasından korkmaya başladılar.

Bu terörist devletin ateşi bunları destekleyenleri de saracak.

Daha önceki dergilerimizde de arzettiğimiz üzere; tarihte İslâm'ı, müslümanları, müslüman Türkleri yok etmek için küffarın seferber olup düzenlediği Haçlı Seferleri'ni başlatan ve organize eden merkez Papalıktı. O günkü papaların yerini bugün İsrail ve yahudiler aldı. İslâm dünyasını bölmek, parçalamak, yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar, en başta Amerika'yı ve bütün küffar milletlerini seferber etmeye çalışıyorlar.

Allah-u Teâlâ bize küfrü ve küfür ehlinin içyüzünü tanıtmış, "Bunlar hasmınızdır" buyurmuş. Gözümüzün açılması için bunca vahşet ve zulmün yaşanması mı gerekiyordu? Bu kadar büyük iman zafiyeti olabilir mi?

"Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene (Kur'an'a) inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış fâsıklardır." (Mâide: 81)

Ve fakat bütün bunlara rağmen hâlâ koltuğunu korumanın, yahudi ve Amerika'dan, Avrupa'dan destek aramanın derdinde olan Arap ülkeleri başta bazı İslâm ülkelerinin yönetimleri var. 1973 yılında petrol ambargosu koyarak Batı'ya diz çöktüren, bunu canıyla ödeyen Kral Faysal gibi olamıyorlar. Can tatlı, koltuk tatlı. İmanlar sureta. Münafıklar iş başında. Olan müslümanlara oluyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bunları şöyle tanıtıyorlar:

"Bugün müslümanların eziyet altında oluşu, sefahat içinde oluşlarından ileri geliyor. Eğer biz samimi olarak Hazret-i Allah'a sığınsak, Hazret-i Allah onlara bu fırsatı vermez. Sefâhat içinde yaşadığımız için başımıza bu haller geliyor. Biz bu hale kabahat bizde olduğu için düştük. Bunları biz doğurmuşuzdur. Bu felâketleri kendi elimizle hazırlamışızdır."

"İslâm milletinin bugünkü âkıbetinden kurtulması, tekrar eski şevketine kavuşabilmesi; Hazret-i Allah'ın emir ve yasaklarına boyun eğmekle, Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Sünnet-i seniyye'sine sımsıkı sarılmakla mümkün olacaktır."

Ve fakat bu İslâm memleketlerinin başındakiler Hazret-i Allah'a, Resulullah'a değil de, küfre, kâfire sarıldığı için İslâm âlemi bu hâle düştü.

O yüzden İsrail müslümanları Amerikayla beraber katlediyor, yakıp yıkıyor.

"Bu kâfirler çok zulmetti. Onlar da Allah-u alem çok büyük kahra uğrayacak. Amerika'daki yahudiden başka dünyada yahudi de kalmayacak. Onun için yahudinin daha ruhsatı var, İran, Arabistan, Mısır'ın üstüne gidecekler. Bu ruhsat epey devam eder. Hazret-i Mehdi'den sonraya kadar devam eder, sonra İsa Aleyhisselâm çıkar işleri biter. O zamana kadar ruhsatları var.

Allah-u Teâlâ şimdi ruhsat veriyor, gün gelecek müslümanlara ruhsat verecek..."

"Önümüzde Allah-u alem büyük afatlar var. Büyük dalâlet, isyan içinde gidiyoruz. Fakat ne demek istediğimi sonra anlayacaksınız."

Bir diğer beyanları şöyledir:

"Amerika böyle istiyor. Müslümanları kırdırmak, küfre meydan kalması ve petrolü ele geçirmek; iki gayesi var.

Bir gün gelir, bu ateş onları da tutar. Kibrit halinde, Azamet-i ilâhî karşısında herkes küçüktür."

- Bir beyanınızda diyorsunuz ki; "Yırtıcı kuşun ömrü az olur."

"Kime ne kadar ruhsat verirse. Bir zaman müslümanlara ruhsat verdi, şimdi de ruhsatı kâfire geçirdi. Sonra yine müslümana verecek, yine kâfire verecek, yine müslümana verecek. Böyle böyle bu insanlar yok olacak.

Artık her şeyin sonu geldi. Bu harpler, bu zelzeleler, bu darbeler artık boşaltacak. Onun için aldanmaya gelmez, takılmaya gelmez."

ABD başta olmak üzere dünyadaki hemen bütün ülkelerde oluşturdukları sinsi yapılarla, örgütlerle, lobilerle; etkileri altına aldıkları küresel yapılar ve teşkilatlarla bütün dünyayı yönlendiriyorlar, hatta yönetiyorlar. İstihbarat ve para gücünü kullanıp yetiştirdikleri insanları devletlerin yönetimine yerleştirmeye çalışıyorlar yahut yöneticilerin açıklarını bulup kendi çıkarları için hareket etmeye zorluyorlar, avuçlarına alıyorlar. Kendilerine düşman gördüklerini, çıkarlarına zarar verenleri Kennedy gibi kendi devlet başkanlarını bile suikastlerle öldürüyorlar.

İslâm ülkelerinin birçoğunda, özellikle Arap ülkelerinde idarecilerin birçoğu kendi sevdasında, koltuğunu korumanın derdinde. Müslüman ahali ise rahatında, gününü gün etmenin, mal biriktirmenin peşinde. Yiyeyim, içeyim, keyfim yerinde olsun, dünya benim olsun, ahiret cebimde dursun.

"Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?" (Yusuf: 107)

"Nihayet onların refah ve bolluk içinde olanlarını azap ile yakaladığımız zaman, hemen feryadı basarlar." (Müminun: 64)

 

Trump'ın Haris, Kötü Niyeti ve Düşmanlığı:

Amerikan Başkanı Trump'ın dilinde sürekli ateşkes, barış gibi kelimeler var ama özünde tam bir küfür niyeti var. Amerikan hegemonyasını yaymak ve sağlamlaştırmak isteyen, bunu yaparken kimsenin gözünün yaşına bakmayan birisi.

Trump "Amerika çok güçlü, savaş çıkartıp para harcamaya gerek kalmadan tehditle dediğimi yaptırırım, istediğimi alırım" havasında. Hatırlarsanız ilk başkanlığında Türkiye'yi dolarla tehdit etmiş ve Türk ekonomisi epey hasar almıştı.

Konuşmalarına bakarsanız savaşları durdurmakla övünüyor. Sekiz ayda sekiz savaşı bitirdim diye rakam sayıyor, ama Savunma Bakanlığının adını "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirdi. İsrail'in adamı. Yahudi dostu. Damadı da yahudi ve onu özel olarak kullanıyor, dünyadaki ikili ilişkilerini yahudi damadı üzerinden yürütüyor. İsrail'in her dediğini yaptı, her bombayı verdi. İran'ı bombalamak için İsrail istedi diye B-2 bombardıman uçaklarını seferber etti.

13 Ekim'de Mısır'a güya barışı, ateşkesi imzalamak için gitti ama önce İsrail'e uğradı, İsrail Meclisi'nde 2,5 dakika boyunca ayakta alkışlandı. Yaptığı konuşmada: "ABD, dünya tarihinin en büyük ve en güçlü ordusuna sahip," dedi. Sadece "İstediği her silahı İsrail'e verdik" demekle kalmadı, "Bu silahları çok iyi kullandınız" diye İsrail'i övdü. İsrail'in savunması için milyarlarca dolar tedarik edilmesine onay verdiğini söyledi. Aynen şu cümleleri kullandı:

"Dünyanın en iyi silahlarını üretiyoruz ve çok fazla var. Dürüst olmak gerekirse, İsrail'e çok silah verdik. Bibi (Benyamin Netanyahu) beni defalarca aradı ve "Şunu temin edebilir misin, bunu temin edebilir misin?" dedi. Bazılarının ismini ben bile hiç duymamıştım. Bunları temin ettik. En iyileriydiler. Ve siz de onları iyi kullandınız. Onları iyi kullanmasını bilen insanlara da ihtiyaç var ve siz açıkça çok iyi kullandınız"

Netanyahu'yu kastederek, "Bu adam, işte tam burada duran adam, iyi bir adam." dedikten sonra yolsuzlukla yargılanan Netanyahu için Cumhurbaşkanı Herzog'dan af çağrısında bulundu.

Trump savaş uçaklarının atamadığı büyük bombaları kıtalararası mesafeye uçup atabilen B-2 bombardıman uçaklarının (İran'da) çok iyi iş yaptığını, bu uçakların neler yapabildiğini daha önce bilmediğini, 28 tane daha yeni nesil B-2 bombardıman uçağı siparişi verdiğini anlattı.

"Bu dostluğun gücü, sadece askeri değil, aynı zamanda inanç temelinde kuruludur. Bugün burada, İsrail'in varlığını ve güvenliğini sonsuza dek garanti altına almak için buradayız." diyen Trump konuşmasını "İsrail'in güvenliği, Amerika'nın güvenliğidir." diyerek bitirdi.

Bu Trump'tan ne bekliyoruz? Ne zaman kâfirin müslümanlar lehine iş yaptığı, hareket ettiği görülmüş?

"Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdırlar." (Enfâl: 73)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bunların durumunu seneler evvel haber vermiş, "Amerika demek İsrail demek, o da yahudi o da yahudi." buyurmuştu.

Her zaman yahudinin hamisi olmadılar mı? Tasması yahudinin elinde, müslümanların üzerine salan ve saldırtan onlar. Ortadoğu'daki huzursuzlukların kaynağı İsrail'dir.

Gazzeliler, öldürülen çocuklar, kadınlar, bombalanan hastaneler Trump'ın zerre umurunda değil. O kadar konuşma yaptı, ateşkes anlaşması yapıldı, hiçbirisinde öldürülen sivillerin, çocukların adı geçmedi, hesabı sorulmadı.

Trump sadece işin uzamasından rahatsız oldu. İsrail'e her silahı verirken bu işi bitirin diye Netanyahu'ya süre verdi. Verdiği süreler uzamasına rağmen 2 yıl geçmesine rağmen İsrail Gazze'de amacına ulaşamadı, Hamas'ı yok edemedi, rehinelerini bile kurtaramadı.

Trump İsrail'den sonra Mısır'a gitti, 4 ülke (Türkiye, Katar, Mısır, ABD) niyet beyanı imzaladı. Trump "Barış yaptık, savaş bitti" diye ortalığı velveleye verdi, egosunu tatmin etti.

Bombayla alamadıkları Gazze'yi anlaşmayla almaya çalışıyorlar. Trump kan gölüne çevirmeden anlaşmayla verin dedi.

Gazze'yi de Batı Şeria gibi silahsızlandırmaya çalışıyorlar. İsrail'in esas amacı ise buraları Filistinlilerden temizlemek, topraklarını ilhak etmek. Bakalım iş nereye varacak? Ne olacağı meçhul.

İsrail ateşkesten sonra kaç defa ateşkesi ihlal etti, onlarca Filistinliyi katletti.

Aslında "Ateşkes anlaşması" demek gerçeği yansıtmıyor. Zira ateşkes birbirine az-çok denk iki silahlı güç arasında olur. Oysa burada sürekli bombalayan, soykırım yapan İsrail var. Bir de İsrail'i durdurmak isteyen dünya var.

Bu ateşkes ile dünya üzerinde İsrail ve İsrail vatandaşlarına karşı oluşan ve çığ gibi büyüyen tepkiyi asgariye indirmeyi de amaçladılar.

Trump barış-ateşkes derken bile kendi çıkarını, kendi hegemonyasını düşünüyor, asla dünyanın huzurunu, öldürülen müslümanları, kadın ve çocukları düşünmüyor; bu katliamların, soykırımların, vahşetlerin, yıkılan yok edilen şehirlerin hesabının sorulmasını istemiyor, engelliyor.

Gazzeli bir genç çektiği videoda Trump'ın bu iki yüzlülüğünü şu ifadelerle eleştirdi:

"Bazı insanlar bana "Ateşkes için Trump'a teşekkürler." dedi. Hadi ona layıkıyla teşekkür edelim.

Çocuklarımızdan kendilerini "korumak" için (İsrail'e) milyarlarca dolar verdiğin için teşekkürler.

Bizim üzerimize bombalar yağmasını sağlamak için, bir kez değil, on kez (BM kararlarına) veto yetkini kullandığın için teşekkürler.

Akıllı mühimmatlar gönderdiğin için teşekkürler. O kadar akıllılar ki, her zaman çocuklarımızı buluyorlar.

Buna "meşru müdafaa" dediğin için teşekkürler. Müdafaanın okul ve hastane bombalamak anlamına geldiğini bilmiyordum.

Ve sessizliğin için teşekkürler. O sessizlik, duyduğumuz her sömürüden çok daha yüksek sesli."

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde küfür ehlinin öz niyetini şöyle haber veriyor:

"Kitap ehlinden olan kâfirler de müşrikler de size Rabb'inizden bir hayır inmesini istemezler." (Bakara: 105)

Trump'ın narsist yapısından, güce, güçlüye bir tür hayranlık duyması gibi kişisel özelliklerinden istifade ederek bazı beklentiler içine girenler oluyor. Ancak günün sonunda Trump İsrail'e en çok destek veren, her istediğini veren, barış deyip savaşa teslim olan bir başkan profili sergiliyor. Onu yapmak istemedi, bunu yapmak istemedi ama yapmak zorunda kaldı gibi analizlerin pratikte bir faydası yok. Çünkü yahudi ne derse o oluyor. Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdı, Golan'ın ilhakını tanıdı. İran'a vurmasına yardım etti.

Niçin?

"Amerika demek yahudi demektir, yahudi demek Amerika demektir." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

Bu cümle çok önemli bir durumu beyan ediyor. Amerika ve İsrail'in müsavi olduğunu 20-25 sene önce beyan etti bu Zât-ı âli. Bugün herkes müşahede ediyor.

Dikkat ederseniz Trump öteden beri Türkiye'ye uçak verecekmiş gibi, Suriye'de PKK'ya desteğini çekecekmiş gibi konuşuyor ama söylediklerinin tam tersi oldu.

Savaşları durdurdum diye övünüyor ama Venezuella'nın önüne savaş gemilerini yığdı, CIA'ye "uyuşturucuyla mücadele" gerekçesiyle Venezuela topraklarında operasyon yapma yetkisi verdi.

İsrail soykırımı hakkındaki beyanları ile dikkat çeken Kolombiya Devlet Başkanı'na da uyuşturucu lideri diyerek ona da gözdağı verdi.

Trump zaten adalet, insan hakkı, hukuk gibi şeyleri düşünen birisi değil. Amerikan çıkarını önde tutmak istiyor ama konu İsrail ve yahudiler olunca yahudilerin, İsrail'in dediği oluyor.

Trump'tan ne bekliyoruz? İslâm'ın hasmı, düşmanı. Müslümanı sevmeyen, aşağılayan, nefret eden, elindeki zenginlikleri gasp etmeye çalışan birisi. Ukrayna'yı tehdit edip nadir toprak elementlerine konması, Türkiye'den de nadir toprak elementleri rezervini istemesi onun bu haris, mafyatik tüccar zihniyetinin yansımaları.

Trump 13 Ekim'de Mısır'da savaş bitti diye konuşup Pakistan, Endonezya, Azerbaycan, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya dahil birçok ülkenin devlet ve hükümet başkanının şehadetinde Türkiye, Katar ve Mısır ile beraber savaşın durması için bir niyet beyanı imzaladı. Amerika'ya döndüğü gün 14 Ekim'de Hamas'ı tehdit eden İsrail'e izin veririm tekrar savaş başlar mealinde açıklamalar yaptı. Sebep ne? Hamas'ın ölen rehinelerin cenazelerini vermekte bilerek yavaş davrandığını iddia ettiler. Ancak esas sebep Hamas'ın Gazze'de İsrail destekli silahlı çeteleri yok etmeye başlaması.

İsrail ne yaptı? Bir gün bile bekleyemedi. 14 Ekim'de Lübnan'ı bombaladı.

Gazze'de hâlâ katliam yapmaya devam ediyorlar.

Bu kan ve vahşet arzusu, bu savaş ve soykırım iştiyakı hiçbir kelime ile izah edilemez.

 

İsrail Gazze'de Amacına Ulaşamadı:

İsrail onlarca yıldır abluka altında tuttuğu, âdeta açık hava hapishanesi olan 365 km2'lik ufacık bir alanı havadan karadan 2 yıldır bombalıyor, o kadar kadın çocuk öldürdü, Gazze'yi yerle bir etti, vurmadığı hastane, okul kalmadı, buna rağmen amacına ulaşamadı. Hamas'ı yok edemedi. Hayatta kalan esirlerini bile ancak Hamas'ın ateşkese ve takasa razı olması ile geri alabildi.

Hamas İsrail teknolojisi ile nasıl baş edebileceğine dair çok büyük tecrübe kazanmış ve çok iyi hazırlanmış.

Filistin'de öteden beri dış siyasetinde isabetli hareket edemeyen bir yönetim var. Hamas da bazı hareketlerinde hatalar yaptı. Fakat bu İsrail'in istihbaratı, parası, fitnesi, teknolojisi ve bombalarına rağmen Gazze direnişine nüfuz edemediği gerçeğini değiştirmiyor. Hamas İsrail'e göğüs göğüse savaşmaktan başka seçenek bırakmadı. İsrail ise bunu göze alamadı, göze aldığı zaman büyük kayıplar verdi. Katliam yaparak, soykırım yaparak, hastaneleri vurarak, aç bırakarak Gazzelileri yok ederek netice almaya çalıştı. Gazzelilerin pes etmesini, Hamas'ın başını çektiği direnişçileri teslim etmesini bekledi. Ve fakat beklediği olmadı. İran'a karşı elde ettiği başarıyı, yıllardır abluka ve ambargo altında inim inim inlettiği, her şeyini kontrol ettiği Gazze'de elde edemedi.

Bu durum İsrail'i kudurtuyor. Dünyadan çekinmese, kendi ülkesine çok yakın olmasa Gazze'ye atom bombası bile atar bunlar. Nitekim daha önce bunu dile getiren İsrail'li yetkililer oldu. İsrailli Miras Bakanı Amihai Eliyahu bir soru üzerine Gazze Şeridi'ne nükleer bomba atılmasının olasılıklardan biri olduğunu söyledi. Amerika'nın Cumhuriyetçi Senatörü Graham "İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdirilmesi için atom bombası atıldı. Burası Hiroşima ve Nagazaki. İsrail'e ihtiyaç duyduğu her şeyi vermeliyiz" dedi.

Atom bombası atmadılar ama Gazze atom bombası atılmış gibi oldu. Her yer yıkıldı. Bütün binalar, bütün altyapı, bütün hastaneler bombalandı. İsrail Gazze'ye ABD'nin Hiroşima'ya attığı bombanın yedi katından fazla yıkıma sebep olacak büyüklükte 100 bin ton bomba attı.

2 yıl boyunca en modern silahlarla ibtidai silahlarla direnen, aç, susuz, evsiz kalan bir halkı yok edemediler.

Çünkü onlar Hazret-i Allah'a ve Resul'üne iman etmiş, gönül vermiş ve O'na dayanmışlardı.

"Gerçek bir dost olarak da Allah size yeter, hakiki bir yardımcı olarak da Allah size yeter." (Nisâ: 45)

"O'ndan başka size yardım edecek kimdir? Müminler yalnız Allah'a güvensinler." (Âl-i İmran: 160)

Gördüğünüz gibi sindiremediler, yenemediler, istemeye istemeye ateşkes anlaşması imzalamak zorunda kaldılar.

İslâm devletleri bir olup Filistin davasına sahip çıkamıyor. Türkiye âdeta tek başına uğraşıyor, yalnız kalıyor.

Selçuklu'nun, Osmanlı'nın, Selâhaddin Eyyubî'nin gösterdiği azim ve dirayeti göstermekten aciz bir İslâm dünyası var. Halbuki hepsinin ordusu, silahı, parası, petrolü, gazı, yaptırım gücü var. Ama azim, gayret, uhuvvet, kardeşlik, iman ve şehadet aşkı yok.

 

İsrail Hiçbir Sözünde Durmaz, Durmamıştır:

Hiç şüphe olmasın İsrail bu ateşkes anlaşmasını da bozacaktır.

"Her defasında hiç çekinmeden andlaşmalarını bozarlar." (Enfâl: 56)

Buyuruyor Cenâb-ı Hakk.

Yahudilerin düşmanlığı hakkında diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:

"Andolsun ki insanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun." (Mâide: 82)

Bunlara güvenilir mi?

Bunlar ezelî düşmandır. Müslümanlar hakkında hep kötülük düşünürler. Yahudileri hıristiyanların soykırımından kurtaranlar müslümanlar, Osmanlı olduğu hâlde bugün en büyük düşmanlığı yine de müslümanlara yapıyorlar.

Türkiye de biliyor, öğrendi, gördü artık bu yahudi tıynetini. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ateşkes anlaşmasını anlatırken İsrail'e güvenilmeyeceğini yeni saldıralar yapabileceğini söyledi, "İsrail, Gazze'deki sakinlikten sonra potansiyel olarak rahat duracak bir ülke değil. Yönünü tekrar Lübnan'a, Suriye'ye ve İran'a çevirebilir." dedi.

Başta Filistinliler olmak üzere herkes biliyor ki; İsrail kurulduğu günden beri hiçbir zaman barış anlaşması imzalamamıştır, sınırları belli olmayan bir ülkedir. Barış anlaşması imzalamak isteyen kendi başbakanları İzak Rabin'i öldürdüler.

İsrail hiçbir ateşkese de uymamıştır. Fırsatını bulduğu an yeniden saldırmıştır. Gazze, Batı Şeria, Lübnan on yıllar boyunca bu hakikatin en büyük şahididir. Yahudiler İngiliz idaresi altında iken terörle Filistinlilerin toprağını gasbetmeye başladı. Devlet kurdular, aynı terör zihniyeti devam etti. Bir yandan sürekli Filistinlileri öldürüp, sürüp topraklarını gasbettiler, diğer yandan sürekli etraflarındaki devletlere saldırıp işgal ettiler. Akdeniz'e, Kızıldeniz'e açıldılar, Lübnan, Ürdün, Suriye topraklarını işgal ettiler. Suriye'deki rejim değişimini fırsat bilip Golan işgallerini daha da genişlettiler.

Bunların tıyneti bu. Asla durmak gibi bir niyetleri yok.

İsrail Savunma Bakanı Trump'ın Mısır'da imzaladığı niyet beyanından bir gün sonra "Hamas'ı yok etmek için yeniden savaş olursa kapsamlı bir savaş planı hazırlama talimatı verdim." dedi. Ateşkesin bozulması durumunda İsrail'in ABD koordinasyonunda yeniden saldırılara başlayacağını söyledi.

Trump da "İsrail'in yeniden saldırması bir iznime bakar" diyerek Hamas'ı tehdit etti.

Ancak zulüm, katliam, soykırım, açlık öyle bir boyuta ulaştı ki bütün dünya ne olursa olsun bu kan dursun noktasına geldi.

İmzalanan ateşkes anlaşması hiç olmamasından daha iyi elbette. Türkiye bu anlaşma için çok uğraştı. İsrail'e çok baskı yaptı. Ancak özellikle Arap ülkelerinin çekimser tavırları sebebiyle istediğimiz baskıyı oluşturmakta çok zorlandık.

İsrail'i durdurması için Amerika'nın gözüne baktığımız sürece İsrail durmayacak.

Ne zaman ki İslâm ülkeleri Amerika'yı İsrail'i durdurtacak güce ulaşır bunlar ancak o zaman dururlar. Çünkü bunlar ancak güçten anlar; laftan, iyiliğe davetten asla anlamazlar.

 

İsrail Katliamlarına Devam Ediyor:

İsrail bir anlaşma yapılmasına rağmen yine bombalamaya, sudan bahaneler üreterek müslüman soykırımına devam ediyor. Ateşkes anlaşması imzalandıktan sonraki ilk bir hafta içinde yüz masum insanı şehid ettiler. Bunlara güvenilmez. Yahudinin tıyneti bu.

"Onlar her defasında hiç çekinmeden andlaşmalarını bozarlar." (Enfâl: 56)

Tarihten bugüne hep böyle yapmışlardır.

Evet bir anlaşmaya varıldı ama ABD ve İsrail'in Gazze'deki niyeti âdeta bir mütareke anlaşması yapmak, bir manda yönetimi kurmak, Gazzelilerin, Hamas'ın elinden silahları almak. Ellerinde zaten bir şey yok, geriye kalanı da almak. Trump'ın ve İsrail'in niyeti bu. Filistinlilere adetâ bir Mondros mütarekesi, bir Sevr anlaşması dayatmak istiyorlar.

Neredeyse yüz yıldır İsrail ihanetini, İsrail vahşetini, İsrail düzenbazlıklarını yaşayan Filistinliler ise temkinli. Dünya da biliyor, Türkiye de biliyor. İsrail'e kimse güvenmiyor. Bu yüzden Hamas "Silah bırakırız demedik, Filistinlilere Araplara yönetimi bırakırız dedik, bütün silahlı gruplar silah bırakırsa biz de silah bırakırız." diyor.

Kısaca henüz her şey belli değil. Herkes yeter ki akan kan dursun havasında.

Gazze'de bir manda yönetimi gelse İsrail ellerinde olanları da alacak, manda filan dinlemeyecek. İsrail kurulmadan önce İngiliz mandası vardı, ne oldu? İsrail istediğini almadan, direnişçiler elindeki silahları bırakmadan İsrail'in Gazze'yi tamamen terk etmesi biraz zor. Trump da Hamas'ı tehdit ediyor, uslu olmazsan yok ederiz diyor.

Durum göründüğü gibi değil.

Nitekim Trump anlaşmaya rağmen bombalamaya devam eden, Gazze'ye yardım tırlarının girişine izin vermeyen, İsrail'in kurup desteklediği sokak çetelerini, silahlı eşkıyaları kullanarak halkın huzura kavuşmasını engellemeye çalışan, Hamas bu çetelerle mücadele edince ateşkesi ihlal etti diye ortalığı yaygaraya verip sivilleri bombalayıp katleden İsrail'e tek söz etmiyor. Bilakis Hamas'ı tehdit edip ABD'yi de katarak yok ederiz, İsrail yeniden bombalamaya başlar gibi tehditler savuruyor.

İsrail de hemen her gün sivil katletmeye devam ediyor.

Buna rağmen anlaşmaya imza atan İslâm ülkeleri ve Hamas ateşkesin devam etmesi, anlaşmanın yürümesi ve Gazze'nin yeniden imarı için gayret ediyor. Türk iş makineleri Gazze'de çalışıyor.

Bir habere göre İsrail'in attığı patlamamış bir bomba üstünden araç geçerken patlayınca, bunu bahane eden İsrail, hemen Hamas ateşkesi ihlal etti yalanıyla yüz savaş uçağı ile saldırmaya niyetlenmiş ancak ABD tarafından engellenmiş.

Bu haber doğrudur değildir ayrı mevzu. Ancak İsrail'in kötü, vahşi, soykırımcı niyetini, durmaya niyeti olmadığını, ateşkesi bozmak için fırsat kolladığını gösteren bir başka işaret.

İsrail Gazze'de dursa bile başka yere saldıracak. Çünkü tabir caiz ise foseptik patladı ve yayılıyor, akıyor. Bunların içindeki kötü niyet de patladı akıyor.

Değil İslâm dünyası, bütün dünyayı ateşe atmaya, büyük harpler çıkarmaya çalışıyorlar. Çünkü bütün dünyaya, kendilerinden olmayan her millete bir kinleri, düşmanlıkları var. Tarih boyu işledikleri suçlar ve çıkardıkları fitneler sebebiyle her millet bunları ya kovmuş, veya katletmiş.

Yahudiler tarihte: "Peygamberlerini öldüren kavim" olarak tanınmaktadır.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde buyurur ki:

"Allah'ın âyetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberlerini öldürenlere ve insanlardan adâleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele!

Onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur." (Âl-i imrân: 21-22)

Kendi peygamberlerini yalanladılar, hatta öldürdüler.

"Andolsun ki biz İsrâiloğulları'ndan sağlam söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Her ne zaman onlara hoşlarına gitmeyen hükümlerle bir peygamber gelmişse; bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler." (Mâide: 70)

Bunlar kendi peygamberlerini katletmiş bir millet. Kendi peygamberlerini katledecek bir tıynete, bir inanışa sahipler.

Yapmadıkları kötülük, işlemedikleri suç yok. Bizim başımıza bunlar niye geldi demiyorlar, her millete karşı bir kan davası güdüyorlar. İhanetleri sebebiyle Medine'den sürgün edildikleri için Resulullah Aleyhisselâm'a ve Araplara da ayrı bir kin ve düşmanlıkları var. Türkler onları soykırımdan kurtarıp barınmalarına izin verdiği hâlde Türklere de düşmanlar. Çünkü Türkler İslâm'ı temsil ediyor, İslâm'ın kutsal şehri Kudüs'e sahip çıkıyorlar.

Binaenaleyh her ihtilafı kaşıyorlar. Her yerde bir savaş çıkartmaya çalışıyorlar.

Allah-u Teâlâ onların bu tıynetini şöyle haber veriyor:

"Ne zaman savaş için bir ateş tutuştursalar, Allah onu söndürür. Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar. Şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları sevmez." (Mâide: 64)

Bugün Rum'u, PKK'yı kullanıyor, işi bittiği an onları da kullanılmış mendil gibi atacaklar. Çünkü kendilerini Tanrı'nın çocukları, diğer insanları hayvan olarak görüyorlar. Bazı Rum siyasetçiler bile İsrail bizi de öldürür diye açıklama yapıyor.

Ve fakat insanlık yoldan çıktı, insanlıktan çıktı. Her türlü ahlaksızlık, her türlü yalan dolan sıradanlaştı. Dinsizlik, Allah düşmanlığı moda oldu. Hazret-i Allah'ın gadabını celbeden ne varsa işleniyor. Hazret-i Allah da bu lânetlilere ruhsat veriyor, musallat ediyor.

 

Ölen Onbinlerce Müslümanın,

Yıkılan Gazze'nin Hesabını Soramıyoruz:

Bütün İslâm dünyası bir olmuşuz akan kanı durdurması için Amerika'dan, Trump'tan medet umuyoruz.

Halbuki İsrail'e her silahı veren, BM'de İsrail aleyhine alınan her kararı veto eden, İsrail istedi diye İran'a saldıran Amerika değil mi?

Gazze'de şehit edilen tamamına yakın sivil, kadın çocuk 100 bin insandan, yerle bir edilen şehirlerden, kasten bombalanan hastanelerden zerre bahsetmeyen, ancak İsrailli 5-6 rehine için tehdit üstüne tehdit gönderen Amerika değil mi, Trump değil mi?

İsrail'e yaptıklarının hesabını Amerika mı ödetecek?

Kan ve vahşet afakı kapladı bunların umurunda değil. Amerika'da bile Trump'ı "Gazze'de akan kanı durdur." diye yuhalıyorlar.

Ellerine fırsat geçer geçmez her anlaşmayı bozuyorlar. Resmi olarak bize teslim edilmiş F-35'lerimizi vermediler. Vermedikleri gibi hangarda bekliyor diye kira talep ediyorlar.

Bunlar mı İsrail'e hesap ödetecek?

"Onlar size galip gelselerdi (sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçseydi), hakkınızda ne yemin ne de andlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla (dil ucuyla) sizi hoşnud etmeye çalışırlar, halbuki kalpleri istemez." (Tevbe: 8)

Peki İsrail'e bütün bu yaptıklarının hesabını biz ödetebiliyor muyuz? Ödetemiyoruz. Niçin? Çünkü İsrail deyince karşımızda büyük bir düşman var, Amerika var. Bu büyük düşman karşısında tek ses, tek kuvvet, azimli bir karar görmezse durmaz, durmuyor.

"Ey iman edenler! Yakınınızda bulunan kâfirlerle savaşın. Onlar sizde büyük bir azim ve sertlik görsünler. Bilin ki Allah takvâ sahipleriyle beraberdir." (Tevbe: 123)

Türkiye'nin kararlı duruşunun ve mücadelesinin elbette faydası oluyor. Amma yetmiyor. Bütün İslâm ülkeleri bir arada tek bir devlet gibi, bütün şiddet ve celadeti ile karşılarına dikilemediğimiz için küffar meydanı boş buluyor, bütün kötü niyetini icraata geçirmeye çalışıyor.

Halbuki müslümanlar olarak bir ve beraber olsak büyük bir güç oluruz, bütün İslâm dünyası bir olsa, tek ses kükrese asker göndermesine bile gerek kalmaz. Allah-u Teâlâ bizi destekler ve küffar hemen geri adım atar.

"Ey iman edenler! Eğer Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz (sarılırsanız), Allah da sizi muvaffak eder ve ayaklarınızı sâbit kılar." (Muhammed: 7)

Dünyanın insanlık vicdanı harekete geçtiği için bir noktada soykırımı durdurmak zorunda kalıyorlar. O da olmasa asla geri adım atacak değiller.

 

İslâm Dünyasının Her Şeyi Var; Azmetsek, Birlik Olsak;

Küffarın Saldırmaya Cesaret Edemeyeceği Büyük Bir Güç Oluruz:

İslâm dünyasına baktığımız zaman petrol var, gaz var, para var.

Hatırlanacağı üzere 1973 yılındaki Yom Kippur Savaşı'da İsrail'e destek veren Amerika ve Avrupa'ya karşı Arap ülkeleri Suudi Arabistan Kralı Faysal önderliğinde petrol ambargosu başlatmıştı. Dünya ekonomisi sarsıldı. Geri adım atmak zorunda kaldılar. Bugün İran'ın hedefte olmasının bir sebebi de petrol ve gaz zengini bir ülke olmasıdır.

Yine maden var, stratejik öneme sahip nadir toprak elementleri var.

Diğer yandan İslâm ülkeleri çok stratejik ticaret yolları üzerinde bulunuyor. Çin'in ticaret yollarını Amerikan hegemonyasından kurtarmak için "kuşak-yol" adı altında hayata geçirmek istediği ticaret yollarının güzergâhları İslâm ülkelerinden geçiyor.

Ticaret yolları üzerinde kopartılan fırtınalar ve mücadeleler, bazı ülkelerde çıkan savaş ve yaşanan darbelerin bu mücadelenin yansımaları olduğuna dair analizler göz önünde bulundurulduğunda bu projelerin ne kadar stratejik olduğu anlaşılacaktır. Türkiye'nin Basra Körfezi'ni karayolu ile Avrupa'ya bağlamayı amaçlayan "Kalkınma Yolu Projesi"ne karşı Hindistan çıkışlı Arabistan üzerinden İsrail'e çıkan bir ticaret yolu projesi ortaya atılmıştı. Bu yol bile İslâm ülkelerinden geçiyor.

Dünya ticaretinin %80-90'ı deniz yolu ile yapılıyor. Ticaret gemilerinin geçtiği en kritik boğaz ve kanallar Orta Amerika'daki Panama Kanalı hariç İslâm ülkeleri üzerinde. Endonezya ve Malezya arasındaki Malaka Boğazı'ndan bu ticaretin ve dünya petrolünün dörtte biri geçiyor. Mısır'daki Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Babül Mendep Boğazı, Asya'ya giden petrolün %70'inin geçtiği Hürmüz Boğazı, Karadeniz ülkelerinin dünyaya açılan kapısı Çanakkale ve İstanbul Boğazları, İslâm ülkeleri üzerindeki diğer stratejik deniz yollarıdır.

Binaenaleyh İslâm ülkeleri coğrafi olarak dünyanın ortasında ve en stratejik konumdadır. Dünyanın ortasına, stratejik coğrafyasına yerleşmiş koskoca 2 milyarlık İslâm dünyası var.

İslâm ülkelerinde bilim ve teknoloji olmadığına dair -ateistlerin de büyük bir iştahla sahip çıktığı- propaganda da doğru değildir.

Bizim savunma sanayii örneğinde olduğu gibi azmedildiği zaman teknolojiyi, üretilmesi en zor harp silahlarını, uzay teknolojilerini üretebilecek bir altyapıya ve mühendislik birikimine sahibiz. "Doğu'nun Silikon Vadisi" olarak bilinen, uluslararası çip şirketlerinin üretim tesislerine ev sahipliği yapan, çip üretimine 107 milyar dolar yatırım yapma kararı alan Malezya var. Nükleer silahını, Çin desteği ile de olsa kendi savaş uçağını üretmiş Pakistan var. 300 milyonluk nüfusu ve ekonomisi ile Asya'nın dev ülkesi Endonezya var.

Teknoloji geliştirmek için; kısa ve uzun vadeli stratejik kararlar alınması; kararlılık, ve azimle beraber maddi kaynak (para) ayrılması gerekiyor. Türkiye savunma sanayiinde bu sayede üst seviyeye geldi. Ancak maddi kaynak noktasında çok sıkıntılarımız var.

Halbuki petrol zengini Arap ülkelerinin petrol satışından elde ettikleri trilyonlarca doları var. Ama bu paralar Amerika ve Avrupa bankalarında rehin. Özellikle Amerika bu paraları istedikleri gibi harcamasına izin vermiyor.

Trump geliyor, birkaç zengin Arap ülkesinden trilyon dolarların sözünü alıp gidiyor.

Türkiye ise hangi uçağı, hangi gemiyi, hangi füzeyi, hangi tankı üreteyim, kaç tane üreteyim, hangisine para yeter diye hesap yapmaya çalışıyor.

Her şey var ve fakat baktığımızda iman zayıf, iman tavrı yok, İslâm bilinci yok. İsrail Gazze'yi vururken bile 6 Arap ülkesinin İsrail ile ittifak yaptığına dair haberler çıkıyor.

Türkiye'nin içinde bütün savunma sanayii projelerini kötülemek için hazırda bekleyen bir kitle var. Ellerine fırsat geçse Amerika istedi diye kendi silahımızı yapmamızı durdurmak isteyecekler var.

Bizden azim ve gayret bekleniyor. Küffarla mücadele etme imanı ve zihniyeti bekleniyor.

Küffar bu kadar azdı, taştı, düşmanlık yaptı. Hâlâ küffara karşı bir iman tavrı gösteremiyoruz, küffarla birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. İslâm NATO'su gibi söylemler lafta kalıyor. Çünkü İsrail'le Amerika ile Avrupa ile göbek bağını kopartamayan çok ülke var. Mısır'da Gazze için yapılan toplantıda koca bir İslâm ülkesinin başbakanı Trump'a methiyeler düzüp Nobel'e aday gösteriyor, bir başka hıristiyan ülkenin başbakanı ise hayretle burun bükerek izliyor. Buradan kıyas edebilirsiniz müslümanların halini.

Halbuki izzet İslâm'da, müslümanlarda; zillet küfürde, kâfirlerdedir.

"Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Bilsinler ki şeref ve kudret tamamen Allah'a âittir." (Nisâ: 139)

Bütün şeref, izzet ve kudret Hazret-i Allah'a aittir.

 

Allah-u Teâlâ'nın Yardımını Hangi Yüzle İsteyeceğiz?

Allah-u Teâlâ müminlerin umduğuna, ilâhî muvaffakiyete kavuşmaları için nasıl hareket etmeleri gerektiğini şöyle ferman buyuruyor:

"Ey iman edenler! Düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok zikredin ki umduğunuza kavuşabilesiniz." (Enfâl: 45)

"Ey iman edenler! Eğer Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz (sarılırsanız), Allah da sizi muvaffak eder ve ayaklarınızı sâbit kılar." (Muhammed: 7)

Şüphesiz hayrın ve şerrin yaratıcısı, mülkün sahibi Hazret-i Allah'tır. Dilerse bu küffarı yerle yeksan eder

Ve fakat biz müslümanlar olarak O'nun Âyet-i kerime'lerini dinlemezsek, O'nun emir ve nasihat buyurduğu iman tavrını göstermez isek; bilakis küfür ehlinden medet ummaya, küfür ehli ile birlik ve dost olmaya çalışırsak; Allah-u Teâlâ'nın yardım ve desteğini istemeye nasıl yüzümüz olabilir?

"Şüphesiz ki Allah iman edenleri müdafaa eder. Allah, hâin ve nankör hiç kimseyi sevmez." (Hacc: 38)

Biz bu ilâhî ayırıma iman eder ve ona göre tedbir alıp hareket edersek şüphesiz Hazret-i Allah yardımını desteğini verecektir.

"Eğer sabreder Allah'tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zaman zarar veremez. Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır." (Âl-i imrân: 120)

Allah-u Teâlâ'nın en büyük desteği kâfirin gönlüne korku salmasıdır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:

"Bir aylık mesafeye kadar (düşmanlarımın kalbine) korku salmakla yardım olundum." buyurmuşlardır. (Buhârî)

Müslümanlar birlik olsa, İslâm devletleri bir ve beraber hareket etmiş olsa, İslâm'ın mehabeti, iman ve cihad ruhu ile tavır alsa, ordu göndermeye bile gerek kalmazdı. Müslümanların korkusu bunlara yeterdi. Yahudinin Amerika'nın tavrı çok daha farklı olurdu.

Bu iman olmadığı için, ittifak halinde hareket edilemediği için bilakis müslümanların korkusu kâfirin gönlünden kalkmış durumda.

Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bugünleri haber veren başka bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyor.:

"Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!" (Ebu Dâvud: 4297)

Müslümanlar olarak, İslâm dünyası olarak bizim bu hale düşmemiz kendi ellerimizle işlediklerimizden; Allah korkusu yerine ölüm korkusunun, ahiret sevgisinin yerine dünya sevgisinin kalplerimize yerleşmesindendir.

Zira Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yukarıdaki Hadis-i şerif'lerini beyan buyurdukları zaman Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm-: "Zaaf nedir yâ Resulellah." diye sormuşlar, o da şu cevabı vermiştir: "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" (Ebu Dâvud: 4297)

Değişik milletlerden 500 insanın teknelerle ölümü, işkenceyi, tutuklanmayı göze olarak Gazze'ye yardım götürme girişimi bile büyük olay oldu ve yahudinin bütün ayarını bozdu.

İslam ülkeleri birlik olsa, 44 değil 1000 tekne ile sefer düzenlese neler olurdu?

Müslümanlar birlik olamadığı için, bu iman tavrını gösteremediği için küfür devletleri gemi azıya aldı.

Biz Allah'ın hükmüne razı olmuyoruz da elimize ne geçiyor? Küfrün murdarlığını, küfür ehlinin hasımlığını-düşmanlığını yine görüyoruz. Gördüğümüz zarar, yaşanan savaşlar da cezası oluyor.

"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" diye meşhur bir söz var.

Nasihattan, azardan anlamayan dayağı hak etmiş demektir.

Eğer ki biz iman-küfür ayırımını yapmazsak, burnumuz sürtüle sürtüle daha çok düşmanlıklar, çok vahşetler görürüz. Ahiretteki âkıbeti ise çok daha acıdır.

Küffarın verdiği sözden, yaptığı anlaşmadan medet umdukça onların her seferinde anlaşmasını bozduğunu çok gördük ve yine göreceğiz.

"Sen kendileriyle andlaşma yaptığın halde, onlar her defasında hiç çekinmeden andlaşmalarını bozarlar." (Enfâl: 56)

Nitekim; "İsrail'in tarihi anlaşma bozma ve müslümanlara saldırıp ellerindekini mütemadiyen gasp etme tarihidir. İsrail'in tarihi BM kararlarını hiçe sayma tarihidir." denilse doğrudur. İsrail Filistin'de, Lübnan'da ve daha pek çok yerde kaç defa ateşkesini, anlaşmasını bozdu, yeniden saldırdı.

Küffarın bu tıynetini biz de kaç defa müşahede ettik, bizzat yaşadık. Amerika parasını verip teslim aldığımız uçağımızı göndermiyor, Suriye'de kaç sefer söz vermelerine rağmen PKK'yı devlet yaptılar.

Bu küffarın nesine güveneceğiz.

Allah'a güvenip kendi gücümüzü sağlamlaştırmamız lâzımken İslâm ülkeleri balık otu yutmuş gibi.

"Müminler yalnız Allah'a güvenip bağlansınlar." (Tevbe: 51)

 

"Allah'ın İpine Sarılın, Parçalanıp Ayrılığa Düşenler Gibi Olmayın" (Âl-i İmran: 103)

Müslümanların Birlik ve Beraberliğinin Olmaması:

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Allah'a ve Resul'üne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider." (Enfâl: 46)

Allah-u Teâlâ diğer bir Âyet-i kerime'sinde geçmiş ümmetlerin, yahudi ve hıristiyanların parçalanıp ayrılığa düşmeleri, hak ve hakikatten uzaklaşmalarını örnek vererek müminlere şöyle ferman buyuruyor.

"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır." (Âl-i imrân: 105)

İran'ın şiilik ideolojisi adı altında yaptıkları ayrılık İslâm'a büyük zarar verdi, en büyük zararı da kendileri gördüler ve daha da görecekler.

İran Arap baharından sonra senelerce kendi alanını genişletmek için müslümanlara zulüm yaptı, müslüman devletleri, Türkiye'yi dinlemedi, yanaşmadı. Kafasına bombayı yiyince de döndü müslümanları suçladı.

Yine Afganistan'ın Pakistan ile çatışması ne kadar üzücü bir durum. Küffar bu gibi ayrılıkları kaşıyıp büyütüyor ve bu ayrılıklardan çok istifade ediyor. Pakistan terör örgütü olarak gördüğü bir yapının Afganistan'dan destek gördüğünü söylüyor. Taliban'ın zihniyet farkı sebebiyle Pakistan'la dostluk kurmak yerine Pakistan'ın içişlerine karıştığı şüphesi doğuyor. Halbuki Afganistan'ın Pakistan'ın daha dün Hindistan'la savaştığını ve mağlup ettiğini düşünmesi, halkı müslüman bir ülke ile anlaşma yoluna gitmesi gerekmez miydi?

Hucurat 9-10 Âyet-i kerime'leri ölçü olmalıdır:

"Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, hemen aralarını düzelterek barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine saldırırsa, o zaman o saldıranla Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşınız. (Sonunda teslim olur, Allah'ın emrine) dönerse yine adaletle aralarını düzeltin ve hep adaletle iş görün. Şüphesiz ki Allah adalet yapanları sever.

Müminler kardeştirler. Öyleyse (dargın olan) kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin." (Hucurat: 9-10)

Arabistan'da da Vehhabi zihniyeti var. Osmanlı devrinde terör yaparak, İngiliz desteği ile başa geldiler. Bunlarda da IŞİD'e benzer bir zihniyet var. Resulullah Aleyhisselâm'ın kabrini bile yıkmaya niyet ettiler, halkın tepkisinden korkup vazgeçtiler. Bugün hacca giden bir müslüman Resulullah Aleyhisselâm'ın aziz hatırası önünde hürmetle eğildiği zaman hemen polis müdahale ediyor, şirk diye azarlayıp müdahalede bulunuyor.

Filistin'in içinde bulunduğu durumun en büyük sebeplerinden birisi de içinde bulundukları bu durumdur. Gazze'de ayrı bir zihniyet ve yönetim, Batı Şeria'da ayrı bir yönetim var. Batı Şeria'daki Abbas devlet başkanı olarak kabul oluyor. Fakat cihad ve mücadele azmi olmayan birisi. İsrail'in istediği tıynette bir yapısı var. Filistinliler bir araya gelemiyorlar, hatta adeta birbirlerine düşmanlar. Olan halka oluyor, müslümanlara oluyor.

Bosna'da Aliya İzzetbegoviç vardı, Kıbrıs'ta Denktaş vardı, müslümanlar onların etrafında toplandı bir devletleri oldu.

Çeçenistan'da Dudayev aynı durumda idi ama ömrü vefa etmedi. Ondan sonra çeşitli ayrılıklar oldu ve bundan büyük zarar gördüler.

Kıbrıs'ta da Rumlar hayır dememiş olsa AB'ye girme sevdasını kullanıp devleti elimizden alacaklardı. Kıbrıs'taki bu zafiyet kaybolmadı, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Erhürman'ın partisi ve destekçilerinin Rumlarla federasyon yanlısı bir zihniyete sahip. Hâlbuki masadan yedi sefer kalkan, devleti, devlet yetkisini Türklerle paylaşmak istemeyen taraf Rumlar.

Binaenaleyh biz Allah-u Teâlâ'ya yönelip O'nun hükmüne teslim olmazsak, bir ve beraber olmazsak, parçalanıp ayrılırsak, küffarın ekmeğine yağ sürmüş oluruz, küffar da hükmünü, niyetini yürütür, yürütmeye devam eder.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyuruyor:

"O halde siz gerçekten müminler iseniz Allah'tan korkun. Aranızı düzeltin. Allah'a ve Resul'üne itaat edin." (Enfâl: 1)

"Dine bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin." (Şûrâ: 13)

"Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirine yardım ederler." (Şûrâ: 39)

Bu tür parçalanmalar, bölücü zihniyetler hem dinde hem vatanda hem de İslâm dünyasında büyük zararlara sebep oluyor. İslâm dünyasının içinde bulunduğu en büyük fitne budur.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri Türkiye'deki din ve vatan bölücüleri ile çatır çatır mücadele etti. Hamdolsun onun bu mücadelesi Türkiye'yi ayakta tutuyor. FETÖ'nün 15 Temmuz darbe teşebbüsünde halk bunların içyüzünü gösteren birisi olduğu için uyandı bunlarla mücadele etti. FETÖ gibi daha niceleri var. Bunlarla bu fitnelerle tavizsiz bir mücadele yapmak lâzımdır. Çünkü bu fitneler, bu gruplar Allah-u Teâlâ'nın nasihatini dinlemeyip kendi arzularına göre bir yol tutmuş iken bu ikaza, nasihate mi gelecekler?

"Hiçbir gayemiz ve maksadımız olmaz, fakat hakikati söylemekten de hiçbir zaman geri kalmayız.

Bütün gayem Allah-u Teâlâ'nın emir ve hükümlerinin mevcudiyetinin, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Sünnet-i seniyye'sinin varlığının dimdik ayakta durmasıdır.

Allah-u Teâlâ'nın emir ve hükümlerine gözü yumuk bakıyorlar, anlamak bile istemiyorlar. Neden onların gözünü açmayayım?

Bâtıl inançlarla beyinleri bozulmuş, hakikat ile neden onların beyinlerini parçalamayayım?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"De ki: Hak geldi, bâtıl zâil oldu. Çünkü bâtıl yok olmaya mahkûmdur." (İsrâ: 81)

Eğer ilâhî hükümlere uymazsanız artık suçu kendinizde arayın." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

"Şu beş şey sizin aranızda vuku bulsa nasıl olursunuz? Onların aranızda vuku bulmasından veya onlara ulaşmanızdan Allah'a sığınırım.

Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.

Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi.

Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar.

Âmirleri Allah'ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir.

Allah'ın kitabını ve Resulullah'ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah birbirine düşürür." (İbn-i Mâce: 4019)

 

Türkiye'nin Gayreti, Fedakârlığı ve Eksikleri:

Türkiye bir yandan küffarla, küffarın taşeronlarıyla mücadele etmeye çalışıyor, savaşıyor; bir yandan ileride yaşanması muhtemel büyük savaşlara ve düşmanlıklara hazırlık yapmaya, kendi silahını üretmeye çalışıyor; bir yandan da İslâm ülkelerini bir araya getirmeye, birlikte hareket etmelerini sağlamaya gayret ediyor. Hatta birçok dünya milletini ve ülkesini insanlık noktasında buluşturmaya, harekete geçirmeye, İsrail ve Amerika üzerinde bir baskı kurmaya çalışıyor.

Türkiye İslâm ülkelerini bir araya getirmeye çalışırken de; bir yandan gücünü ortaya koyuyor; bir yandan tevazusunu ortaya koyuyor, diğer yandan hamlıklar yapan zarar verici hareketlerde bulunan İslâm devletlerine karşı büyük bir metanet ve sabırla yaklaşıyor. İran'a karşı olduğu gibi bazen kan kusuyor kızılcık şerbeti içtim diyor.

Ortaya çıkan fitne ve çatışmaları söndürmek için dünyanın her yerine yetişmeye çalışıyoruz, bazen fiilen müdahalede bulunuyoruz. Libya'da, Somali'de, Sudan'da, Suriye'de, Karabağ'da olduğu gibi.

"Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenip mağlup edecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? Müminler yalnız Allah'a güvensinler." (Âl-i İmran: 160)

Bunun sebebi Osmanlı'nın varisi olmamız ve bütün müslümanların, bütün mazlum halkların gözünün bizde olması, bir şey olacaksa bizden bekliyor olmalarıdır.

Türkiye İsrail'e karşı Arapları olsun İslâm dünyasını olsun birlikte hareket ettirebilmek için çok uğraştı, ancak bir araya gelip kınama kararı almaktan öteye geçilemedi.

Gazze'de bir ateşkes anlaşması yapılmış ise bunda Türkiye'nin gayretinin büyük katkısı oldu. Ancak İslâm ülkeleri birlik olup tam destek vermediği için Amerika'nın sözü ve gücü ön plana çıktı. Trump tabir caiz ise İsrail'i koruyabildiği kadar korudu ve arkasından savaşı durdurdum diye havasını basıp gitti. Gider gitmez de şöyle olmazsa böyle olur diye Amerikan ve İsrail tehditleri ortalığa saçılmaya devam etti.

Türkiye hem kendini korumaya, hazırlamaya çalışıyor, hem de İslâm ülkelerini korumaya, çıkan ateşleri söndürmeye çalışıyor.

Eksiğimiz ise şu: Küffarın düşmanlığının, niyetinin az-çok farkındayız ama öz niyette Allah-u Teâlâ'nın yazımızın başında bahsettiğimiz "İman-küfür ayırımı", "küfür ehlini hasım bilme" noktasında zaafiyetlerimiz var. Tam orada değiliz. FETÖ'nün "Küfrü hoş görü" fitnesinin kalıntıları devam ediyor. Meselâ Avrupa Birliği Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne alıyoruz dese düğün bayram ederiz. Ya da meselâ Amerika çıksa dese ki: "PKK'yı artık desteklemiyorum, Türkiye'ye F-35 veriyorum, bütün ambargoları kaldırıyorum." hemen Amerika en büyük dostumuz olur. Yine mesela Vatikan Papa'sı İznik konsülünün 700. yılı diye Türkiye'ye İznik'e gelecek. Belediye başkanlarımız, turizmcilerimiz turist gelecek diye sevinç duygusu ifade ediyor. Halbuki Türkiye'ye karşı iyi niyetli değiller, Anadolu'da gözleri var. Bu gibi hareketlerle bir bilinç, bir zemin oluşturmaya çalışıyorlar.

Oysa Osmanlı İslâm'ın izzetini ve üstünlüğünü dâima göstermeye gayret eder, bunlar kâfir derdi. Yeri gelir savaşını, yeri gelir anlaşmasını yapardı ancak öz niyet ve bakış açısı "İman ve İslâm"a göre idi.

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)

Bizim içimize, zihin dünyamıza yerleşen Batı'yı ve Batı'nın küfrünü hoş görme, Batı'yı üstün görme gibi zaaflar FETÖ ile başlamadı, özellikle Tanzimat'tan sonra Masonluk gibi örgütler eliyle başladı. Batı 300 yıldır içimizde çalışıyor, 200 yıldır da bu örgütler eliyle hükmünü yürütmek için elinden geleni yapıyor.

Ancak 15 Temmuz'dan sonra FETÖ'nün deşifre olup yönetim kademesinden uzaklaştırılması ile Türkiye büyük bir dönüşüm yaşadı. Küffar da elinden kaçanın farkında olduğu için aleni düşmanlığa başladı. Silah ambargosu olsun, PKK'yı desteklemekle, âdeta devlet haline getirmekle olsun, İslâm dünyasını, Ortadoğu'yu karıştırmakla olsun, Hindistan'ı, Yunan'ı kışkırtıp üzerimize salmakla olsun her yönden üzerimize geliyor.

Biz de büyük bir mücadele veriyoruz.

Türkiye hamdolsun eskisi gibi değil. Çok değişim ve ilerleme var. Dış siyasette bir tavrımız, bir ağırlığımız var.

Büyük çoğunluğu Türkiye'nin gayretiyle imzalanan ateşkes anlaşması ile Gazze'de kırılgan da olsa bir güven iklimi oluştu. Ancak henüz sorun çözülmedi. Asıl olması gereken bu değil fakat bir nebze nefes aldırır. Tüm aksaklıklara rağmen yüzlerce yardım tırı Gazze'ye giriş yaptı.

Eğer ateşkes anlaşması uygulanır, Türkiye'nin de içinde olduğu bir görev gücü kurulur ve İsrail Gazze'den tamamen çekilirse bu büyük bir başarı olur.

Ancak küffarın niyeti bozuk. Bakalım sonu nasıl olacak?

 

Harp ve Harabiyat Devrindeyiz,

Bu Savaş ve Saldırı Dalgası Devam Edecek:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde bunları, bu düşmanlıkları, bu harp ve harabiyat devirlerini haber veriyor.

Hadis-i şerif'lerde haber verilen harp ve harabiyat devirleri başladı. Daha başındayız.

Bugün İslâm dünyası, özellikle bizim içinde bulunduğumuz bölge yeni bir saldırı dalgası altında. Artık ok yaydan çıktı. Durum vahim ve çok daha vahim günler bizi bekliyor.

Bakara suresi 217. Âyet-i kerime'sinde Allah-u Teâlâ: "Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler." buyuruyor.

Küffar eğer duruyorsa, bir ateşkes imzalıyorsa gücü yetmediği için, gücünün yeteceğine kanaat getiremediği için, birilerinden, bazı ülkelerden, dünya milletlerinin tepkisinden çekindiği için duruyor.

Ancak öz niyetleri çok kötü. Gemi azıya aldılar. Yeni bir döneme girdik. Harp ve harabiyat devri.

İran'ın İsrail ve Amerika'nın saldırılarına karşı hava sahasını koruyamaması, üstüne cevap vermekte aciz kalması küffarın fıtratından gelen işgal ve talan niyetini canlandırdı, cesaretini artırdı, iştahını kabarttı.

Amerika dünyadaki bütün askerî üslerinden general rütbesindeki bütün komutanları Amerika'ya çağırıp bir toplantı yaptı. Toplantının haberi verildi ancak ne konuştukları hakkında bir açıklama yapılmadı.

Türkiye de gidişatın farkında.

Her bakanlığın bünyesinde Acil Durumlar ve Savunma Planlaması Daire Başkanlıkları kuruldu. Bu başkanlıklar ile afet, acil durum, sivil savunma, seferberlik ve savaş hali hazırlıklarının tek elden kabine bünyesinde takip edilmesi ve bu gibi durumlarda koordinasyonun sağlanması amaçlanıyor.

 

Küfrün Düşmanlığı:

Selçuklular devrinde Haçlılar bir saldırı dalgası başlattılar. Defalarca üzerimize geldiler. Osmanlılar devrinde yeni bir Haçlı dalgası başladı, yine defalarca üzerimize geldiler. Osmanlı'nın son zamanlarında Osmanlı zayıflayıp yıkılmaya başlayınca kendi aralarında paylaşım anlaşmaları yaptılar. Sevr anlaşmasını bize dayatmaya çalıştılar.

100 yıl aradan sonra Türkiye başta olmak üzere İslâm ülkeleri yeniden güçlenmeye, kendisini göstermeye başlayınca tekrar üzerimize gelmeye başladılar. Yeniden talan etmek, yükselen kuvvetimizi elimizden almak, İslâm ülkelerini daha küçük parçalara ayırarak yutmak niyetiyle orduları ile geliyorlar.

"Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar." (Bakara: 120)

"Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. Allah kahretsin onları!" (Münâfikun: 4)

ABD ve İsrail elele verdi, beraberce Ortadoğu'yu, İslâm âlemi'ni, müslümanları dizayn etmek için harekete geçtiler. Yahudi gayesine ulaşsın, müslümanlar ölsün, topraklarını terk etsin, kuvvetli İslâm devleti kalmasın istiyorlar. ABD İsrail'le beraber dünyayı ele geçirmeye çalışıyor, her yere uzanıyor.

Küffarın kendi arasında çıkar çatışması veya katliam yaparken uygulanacak yöntem konusunda bazı anlaşmazlıklar, farklı düşünceler olabilir. Ancak öz niyeti kötü, yahudi ile aynı.

Binaenaleyh defaatle dergilerimizde beyan ettiğimiz üzere -ki alâmetleri de iyice aşikâr hâle gelmiştir-; düşman niyetini aldı, ordularını hazırlıyor. İslâm ülkelerini birer birer yutmayı düşünüyor ve harekete geçti.

Düşman düşmanlığını yapıyor ve yapacak.

"Allah düşmanlarınızı sizden çok daha iyi bilir." (Nisâ: 45)

Allah-u Teâlâ bu kadar Âyet-i kerime'si ile haber veriyor ve düşmanı bize tanıtıyor. Ve fakat biz müslümanlığımızın icabını yapmıyoruz. Düşmanı dost biliyoruz. Bu düşmanın insanlığının galip gelmesini bekliyoruz, savaşların durmasını ümit ediyoruz.

Halbuki Haçlı ordularıyla bin yıl savaşan bir millet olarak bu hataya bizim asla düşmememiz lâzım.

Oysa tarih boyu, öteden beri bunların tıyneti bu:

"Dinsizliğin ismini değiştirdiler "Medeniyet" dediler, vahşetin ismini değiştirdiler "Demokrasi" dediler:

Huzursuzluğun baş kaynağı Amerika oldu. İşte numune olarak Irak! Onların demokrasisi bu kadar, onların demokrasisi vahşetten ibaret!

Bu meziyet(!) onlara atalarından tevarüs etmiştir. Zira bütün Batı tarihi vahşet, katliam ve soykırımlarla doludur." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, Hâinlerin İçyüzü, s. 318, 1. baskı: 2006)

Binaenaleyh bunlar sadece insanları öldürmüyorlar; insanlığı, adaleti, medeniyeti, uluslararası kurumları öldürüyorlar.

Bugün Amerika ve İsrail başta olmak üzere yahudi ve hıristiyanlar olsun, Hindistan ve Çin gibi ülkeler olsun; yaşanan hadiseler, savaşlar, ateşkesler, soykırımlar, vahşet ve zulümler, işgaller, katliamlar, gasp ve hırsızlıklar, ambargolar .... bunların hepsi küfür ehlinin düşmanlığının bariz neticesi değil midir?

Bu zülüm ve katliamları yapma cesaretini, koca koca İslâm ülkelerine saldırıp işgal etme planlarını bizim zaafımızdan, iman tavrını ve birliğini gösteremeyişimizden almıyorlar mı?

Biz hâlâ neyi bekliyoruz?

 

Küffarın İslâm'a ve Müslümanlara Sinsi Düşmanlığı,

Terörist Gibi Göstermeye Çalışması:

Küffarın en büyük ve en sinsi düşmanlığı müslümanlar aleyhinde plânlar yapmaya, tuzaklar kurmaya, müslümanları terörist göstermeye, her şekilde düşmanlık etmeye çalışmasıdır.

İslâm âleminin kutsallarına hiç bu kadar saldırı olmamıştı. Bunlar topyekûn İslâm'a ve müslümanlara saldırmak için zemin hazırlamaya, kendi halkını da müslümanlara karşı kışkırtmaya çalışıyorlar.

Böylece bütün dünyayı ateşe atmak istiyorlar.

Ancak bu ateş kendilerine dönecek, en çok kendilerini yakacak.

"Kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya kendilerine hiç ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?" (Nahl: 45)

"Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve onların kurdukları tuzaklar da mutlaka boşa çıkacaktır." (Fâtır: 10)

"Onlara mühlet veririm. Çünkü benim tuzağım çetindir." (A'raf: 183)

"Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır." (Âl-i İmran: 54)

Küfür mahfillerinin, Batı devletlerinin bu yönlendirmesi sebebiyle bugün Batı'da hıristiyan halkın büyük çoğunluğu "İslâm=terör", "Türk=barbar", "PKK=Özgürlük savaşçısı Kürt" gibi yalan, sahte algıların, propagandaların tesiri altındadır. İslâm'ın güzelliklerinden, Türklerin medeniyete hizmetlerinden, PKK'nın teröründen, Kürtlere yaptığı eziyetlerden bîhaberdirler.

İşin acı kısmı bu milletin içinde azımsanmayacak bir kitlenin aynı algı ve propagandanın tesirinde kalmış olmasıdır.

Bu maksat ve yöntemle hıristiyan haçlılar soğuk savaşın ardından, özellikle 11 Eylül 2001 hadisesinden sonra müteaddit defalar İslâm'a ve müslümanların değerlerine saldırdılar.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Şüphesiz ki Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Artık onlar iman etmezler." (Enfâl: 55)

"Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necis (pislik)tir." (Tevbe: 28)

"Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır." (Tevbe: 95)

İçlerindeki necaseti dışarıya atıyorlar, murdarlıklarını ortaya döküyorlar.

 

İsrail Kıbrıs'a Göz Koydu, Rumlarla Birlik Oldu,

Kıbrıs'ta Büyük Bir Tehdit Oluşturmaya Başladı:

Doğu Akdeniz'in kalbi konumunda bulunan Kıbrıs, yahudilerin Arz-ı mevud (vadedilmiş topraklar) olarak vasıflandırdığı coğrafyanın içindedir.

Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl ve onun sadık bir destekçisi olan Lionel Walter Rothschild (1868-1937) Kıbrıs'ın Yahudi yerleşim planlarına dahil edilmesine karar vermişlerdi.

Ancak yahudilerin Filistin'e yerleşmesine destek veren, İsrail devletinin kurulmasının önünü açan İngilizler bu plana onay vermediler. Bu yüzden siyonistler Kıbrıs'a yerleşemediler.

Ancak bu niyetlerinden vazgeçmediler. 1939 yılında İngiltere'ye Kıbrıs Rumlarının Selanik yahudileri ile mübadele edilmesini teklif ettiler. İngilizler bu planı da reddetti.

Ama Kıbrıs adası Filistin'e yahudi göç ve yerleşimin üssü haline geldi. Kıbrıs'taki mülteci kamplarında 50 bin ile 100 bin arası yahudinin yaşadığı dönemler oldu.

FETÖ'nün "Dinlerarası diyalog" adı altında başlattığı küfrün hoş görülmesi ve içimize yerleşmesine zemin hazırlayan faaliyetleri ile beraber 2000'li yılların başından itibaren İsrail vatandaşları ile başka vatandaşlıklara sahip yahudilerin Kıbrıs'a olan ilgisi yoğun bir şekilde artmaya başladı.

Kısa zaman zarfında adaya yerleşen Yahudi sayısı on binleri aştı. Bu kişiler adanın her iki tarafına ciddi yatırımlar yaptılar; toprak satın aldılar, siteler kurdular, liman imtiyazı elde ettiler. Kuzey Kıbrıs'taki toprak ve ev satın almalarına dair birçok haber basında yer aldı.

Bu arka plana rağmen Kıbrıs Rumlarının sırf Türkiye düşmanlığı sebebiyle İsrail ile siyasi-askeri ittifak yapmaları, İsrail ordusunun Kıbrıs'a yerleşmesine izin vermeleri kendileri için de Kıbrıs Türkleri için de Türkiye için de büyük bir tehdittir.

İsrail Güney Kıbrıs'a en modern füze ve silahları vermekte, Güney Kıbrıs'ı Türkiye'ye karşı silahlandırmakta, bazı İsrail'i analistler Türkiye'nin Kıbrıs'tan çıkartılmasından bahsetmektedir.

1997-98 yıllarında Güney Kıbrıs Rusya'dan S-300 Hava Savunma Sistemi alıyor diye Türkiye büyük tepki göstermiş, bataryaları vurmakla tehdit etmişti. Bugün S-300'lerden daha etkili Barak MX ve benzeri İsrail hava savunma sistemleri Güney Kıbrıs'ta.

Yine İsrail Ordusu'na bağlı "8200 Birimi" tarafından Güney Kıbrıs'a siber güvenlik merkezi kurulduğu, bu merkezin 2025'in sonunda tam kapasiteye ulaşmasının hedeflendiği biliniyor. Merkez Atina Siber Komutanlığı ve ABD 6. Filosu ile koordineli çalışıyor. Merkezin en büyük amacı KKTC'deki Türk askeri iletişim ağlarının elektronik takibi ve dinlenmesi.

Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı Başkanı ve 1974 mücahidi Celal Bayar şu bilgileri veriyor:

"Füzeleri de (İsrail'in) kendi uzman ekipleri kurdu ve başında bekliyor. Diğer kara, deniz ve hava savunma araçlarını da aynı şekilde kendi askerlerinin kontrolünde tutuyor. Emir-komuta tamamen Yahudilerde. Bu kapsamda Rum tarafında yüzlerce Siyonist askerin olduğunu söyleyebilirim. MOSSAD'ın ikinci merkezi de GKRY oldu. Her alanda belirleyici güce dönüştüler. Yıldırım Kalkanı ismini verdikleri 2,5 milyar Euro'luk savunma sistemi de Barak'a entegre edilerek İsrail'e bağlandı. Netanyahu, Rum lider Hristodulos'a doğrudan direktif veriyor. Çünkü tüm sistem esir durumda."

İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii'nde 2024'e kadar üst düzey görev yürüten Shay Gal İsrail'in Kıbrıs üzerindeki niyetini ve Türkiye düşmanlığını en açık şekilde dile getiren bir isim.

Temmuz ayında Netanyahu'ya yakın Israel Hayom gazetesinde yayımladığı yazıda Kuzey Kıbrıs'a yönelik bir "acil durum planı" önerdi. Türkiye'nin adadaki varlığının "ileride ciddi bir tehdit" oluşturabileceğini iddia ederek, "Gerekirse Türkler Kuzey Kıbrıs'tan çıkarılmalı" ifadelerini kullandı. "Sahte devlet" ifadesiyle KKTC'yi hedef alan Gal, "Bayraktar ve Akıncı İHA'lar Lefkoşa'dan kalkıyor, ATMACA füzeleri deniz yollarını tehdit ediyor, Beşparmak Dağları'nda konuşlu SIGINT bataryaları Kıbrıs ve İsrail'i şeffaf hedeflere çeviriyor." dedi.

Ekim ayında Rum Gazetesi Simerini'ye verdiği röportajında da:

"Kıbrıs, sahiplenilecek kenar bir Avrupa kıyısı değil; Akdeniz'in kalbi, Avrupa'nın ileri cephesidir."

"Kuzey Kıbrıs'taki 'işgal' sonsuza kadar sürmeyecek. Barışla bitsin isteriz ama gerekirse güçle bitecek. Biz, 'Kıbrıs', İsrail ve Yunanistan, yeni bir 'Münih' kurbanı olmayacağız. Bu deniz bizim; işgal edenlerin değil, özgürlük düzeni kuranların olacak." ifadelerini kullandı.

Binaenaleyh İsrail hem Suriye'de SDG-PKK üzerinden, hem Kıbrıs'ta Rumlar üzerinden, hem de Yunanistan üzerinden Türkiye'ye karşı büyük bir cephe kurmaya çalışmaktadır.

Bu sebeple yahudilerin Kıbrıs'ta toprak aldığına dair, Kuzey Kıbrıs'taki faaliyetlerine dair haberler asla kulak ardı edilemeyecek, asla küçümsenemeyecek vakıalardır.

Türkiye'de de uzun zamandır ev alan yabancılara vatandaşlık verilmektedir.

Bu gibi uygulamalar İsrail gibi, Türkiye'de gözü olan Haçlı Batı gibi düşmanların sinsice içimize yerleşmesine zemin hazırlayabilir. Normal zamanda zararı olmayacak bir uygulama siyasi-ekonomik-psikolojik-istihbarî-askerî her türlü harbe konu olan düşmanlıkların ve düşmanların olduğu bir zamanda büyük zararlara sebep olabilir.

Bütün bunlara rağmen, bir devletleri olmasına rağmen, Avrupa üyeliği sevdası için devletinden vazgeçip Rumlarla federasyon kurma gayesi güden Kıbrıslı Türklerin bulunması, Kuzey Kıbrıs'ta yapılan seçimlerin sonucunun Yunan ve Rum basınında 'yeni bir umut' olarak manşetlere taşınması ne kadar üzücü bir durumdur.

 

İsrail-Rum-Yunan-Patrik-PKK İttifakı:

İsrail Rum gibi Yunan'ı da hazırlıyor. Yunan sürekli bir düşmanlık dili kullanıyor. Sürekli Türkiye düşmanlığı gündemi ile yatıp kalkıyor.

Türkiye de bunların iç durumunun farkında.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Yunanistan'da hiçbir siyasal meşruiyet Türkiye'yle olan sorunları bitirecek kadar güçlü değildir." dedi.

Yani demek istiyor ki, Yunan'dan bir şey olmaz, Yunan barış yapmaz.

GKRY'nin İsrail'den silah alması hakkında da "Bu silahlanma psikolojisinin kendilerini yanlış bir harekete sevk etme riski de var." diye konuştu.

Yani demek istiyor ki bir savaş riski var.

Son zamanlarda yaptığı açıklamalardan Yunan ve Rum muhatapları hakkında söylediği bazı cümleleri şu şekilde:

"Böyle bir birliktelik çabası var ve biz bu birliktelik çabasını görüyoruz. Biz bununla ilgili uluslararası gerekli mercilere uyarımızı ve kayda geçirmelerimizi yaptık. ... Ama burada tekrar ediyorum, bizim olayları takip etmede, farkına varmada, gerekli senaryoları yapmada hiçbir sıkıntımız yok, çok şükür tedbirleri almada."

"Eğer bir tehdit dili oluşturursanız Türkiye bunun 15 katını yapar."

"Yunanistan Başbakanı'nın Yunanistan Parlamentosu'nda kendini savunmak için SAFE Programı'na Türkiye'yi nasıl almayacaklarını övüne övüne anlatmaları ibretle takip edilmesi gereken bir konu. Avrupa'nın sistemi, güvenlik sistemi Yunanistan gibi bir, iki ülke tarafından hack edilmiş durumda. Bu ülkelerin Avrupa'nın güvenliğiyle falan alakaları yok."

"Ne Avrupa'daki Türkiye aleyhtarı girişimler ne Doğu Akdeniz'deki çabalar dikkatimizden kaçmıyor.

Yani siz barış diliyle geldiğiniz zaman bu ülke size barış diliyle gelir. Başka bir dille geldiğiniz zaman başka bir dille gelir. Bakın biz bu dili ilk başlatan ülke değiliz. Siz bu dili kullanıyorsunuz. Siz bu dili kullandığınız zaman karşısında başka bir dil beklemeyi zaten düşünmeyin. Ama ilk başlatan asla biz olmayız. Bizim ilk dilimiz selamdır, barıştır. Gelin, barışalım, oturalım, konuşalım."

Hatırlarsanız 27 Eylül 2021 tarihinde Yunanistan Fransa ile Savunma ve Güvenlik Alanlarında İş Birliğine Yönelik Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamış Yunan Başbakanı Miçotakis bu anlaşmadan bahsederken Türkiye'yi nükleer silahla tehdit etmişti:

"Yunanistan'ın tarihinde ilk defa, olası bir saldırı anında kıtamızın en güçlü, BM Güvenlik Konseyi üyesi ve AB'nin yegâne nükleer gücü olan Fransa'nın -askeri dahil- yanında yer alacağını taahhüt ettiği tarihi bir anlaşmadır"

O zaman Cihat Yaycı Yunan Başbakanı'nın bu açıklaması hakkında: "Fransa ile Yunanistan savunma iş birliği anlaşması imzaladı. Yunan milli savunma bakanı ne dedi? AB'nin tek nükleer gücü artık arkamızda dedi bu anlaşmadan sonra. Bu bir uluslararası suçtur. ... Bu uluslararası hukukta yasaklanmış bir konuşma tarzıdır. Siz normal konvansiyonel silahla da tehdit edemezsiniz, hele nükleer silah kullanımı konusunda hiç kimse hiç kimseyi tehdit edemez! Yani bu BM'nin kuruluş şartlarına aykırı. Bir de şunu hatırlatmak gerekir. İttifak imzaladığı devletin sahip olduğu silahla başkalarını tehdit eden bir devletin, kendisinin o silaha sahip olduğu durumda dünyayı ne hale çevireceğini düşünmek lâzım." açıklamasında bulunarak tehdidin ciddiyeti hakkında kamuoyunu haberdar etmişti.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri seneler evvel Yunan tehdidi ve Kıbrıs hakkında şu beyanda bulunmuşlardı:

"Burada bizim manevî gördüğümüz işler de oluyor. Şimdi Yunanistan'ın plânına bakıyorum, yahut gösteriyorlar daha doğrusu. İlk hücumları atom olacak. Fakat şimdiki devletlerin her birisi kendi plânını yürütmeye çalışıyor. Ama başına geleceğini düşünmüyor. Çünkü Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki: 'Hiçbir belde yoktur ki, onu ben yıkmamış bırakayım.' (Bkz. İsrâ: 58)

Yunanistan'ın plânına baktım, atomunu atacak, Kıbrıs'ta askerini serbestçe yürütecek. Fakat Türkiye'nin ona ne atacağını o bilmiyor."

Yani bunların niyeti bu. Düşman bu. Düşmanlık iliklerine kadar işlemiş.

Bir tarafta İsrail, yahudi, bir tarafta Yunan-Rum.

Ellerinden geldiği an nükleer silah kullanmaktan bile çekinmeyecek bir tıynetteler, kin ve düşmanlığa sahipler.

Bu Yunan-Rum düşmanlığının arkasındaki en büyük merkezlerden birisi Fener Patrikhanesi'dir. Yunan'ın Türk düşmanlığının arkasında Patrikhane ve Patrikhane'ye bağlı Yunan kiliseleri vardır. Patrikhane ABD ile siyasi ittifak halindedir. Rus-Ukrayna savaşı esnasında ABD'nin siyasi kolu gibi hareket ettiği için Rus Ortodoks kilisesi ve Avrupa'daki Rus kiliseleri Patrikhane'den ayrılarak kendi bağımsız kiliselerini kurmuştur. Fener patriği Türkiye'den koparmaya çalıştığı tavizler için, Türkiye'nin denetiminden bağımsız Ruhban Okulu açıp yabancı öğrenci getirip okutabilmek için ABD başkanları nezdinde Türkiye'yi şikâyet edip siyasi baskı kurmaya çalışmaktadır. Patrikhane'nin bir din kurumu gibi değil, Türkiye aleyhine siyasi niyetleri olan bir merkez gibi çalıştığına dair hiçbir şüphe yoktur.

Bu ittifakın bir üyesi de PKK. Yunanistan Esed ile birlikte PKK'yı öteden beri müttefik görmüştür. İsrail de PKK'yı müttefik olarak görüyor. PKK'yı da bu ittifakın içine alıyorlar, destekliyorlar. PKK yandaşlarının propagandalarına bakarsanız hepsinde büyük bir İsrail iştiyakı, İsrail'in taşeronu, askeri olma sevdası görürsünüz. Yahudi bunların üzerinde çok çalışıyor, bunlar da bunlara gönüllü destek veriyor.

 

Düşmanlığın Dereceleri:

Küffarın hepsinin öz niyeti aynı ve fakat küfrün derecesi olduğu gibi düşmanlığın da derecesi, şiddeti var:

"Andolsun ki insanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulursun." (Mâide: 82)

"Cehennemin dereceleri olduğu gibi küfrün de dereceleri vardır.

Küfür ehli içinde İslâm'a, müslümanlara, insanlığa en büyük zararı dokunan ülke Amerika'dır.

Nitekim; dinsizliğin ismini değiştirdiler "Medeniyet" dediler, vahşetin ismini değiştirdiler "Demokrasi" dediler.

"Kendilerine: 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın!' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz.' derler." (Bakara: 11)

Amerika İslâm'a ve İslâm ülkelerine harp ilân etti. Hem haçlı nefreti ile hareket ediyor, hem de petrol ve ganimetlere konmaya çalışıyor. Ancak bu durum sadece bölgeyi değil, bütün dünyayı ateşe sürüklüyor. Büyük bir hızla 3. dünya harbine doğru ilerliyoruz." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, Hâinlerin İçyüzü, s. 318, 1. baskı: 2006)

Hıristiyan Avrupa da bunlara destek veriyor, onlar da düşman, ancak düşmanlıklarının şiddeti farklı. Bütün dünyanın tepkisini çekmenin, destekledikleri İsrail'in kendilerine malettikleri "İnsan hakları", "Adalet" gibi kavramları bu kadar aleni bir şekilde ayaklar altına almasının kendilerine zarar vereceğinin farkındalar.

Ve fakat yahudiye, İsrail'e en büyük desteği verenlerin başında yukarıda arzettiğimiz üzere İstanbul'daki patrik ve Yunan-Rum geliyor.

Kudüs'teki Ortodoks patrik Ankara'ya geliyor, Türkiye'den yardım istiyor; İstanbul'daki patrik Amerika'ya gidiyor, ABD'den Türkiye'ye karşı yardım istiyor. Trump da Patrik'in telkiniyle Türkiye'ye baskı yapıyor.

Türkiye kadar ihanet gören başka bir ülke var mıdır?

 

Avrupa'nın İslâm ve Türk Düşmanlığı:

Rus tehdidi ile beraber Trump'ın NATO ve Avrupa karşıtı tavırları sebebiyle bugün Avrupa bize yanaşmaya, savunma ittifakı yapmaya, savunma sanayiinde işbirliği yapmaya çalışıyor.

Müslümanların menfaatinin olduğu yerde küfür ehli ile anlaşmalar yapılabilir.

Ancak Avrupa'nın seneler senesi İslâm ve Türk düşmanlığı yaptığını, bunların da düşman olduğunu unutmamamız lâzımdır. Bunlardan dost olur zehabına asla kapılmamamız lâzım. Unutmayalım ki bunlar da düşman.

"Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık bir düşmanınızdır." (Nisâ: 101)

Görüyorsunuz Yunanistan ve Kıbrıs Rumları Türkiye aleyhine haksız adaletsiz bazen saçma-sapan denilebilecek şeyler yapıyor, Avrupa'nın çıkarlarını bile sekteye uğratıyor, buna rağmen Avrupa bunları destekliyor, sesini çıkartmıyor. Rumları adanın temsilcisi olarak Avrupa Birliği'ne alan, Türkiye işgalcidir diyen bunlar değil midir?

Hatırlarsanız daha iki yıl önce Türk Büyükelçilikleri önünde Kur'an-ı kerim ve Türk bayrağı yakılıyordu. Bunu yapan alçaklara güya ifade özgürlüğü adı altında her türlü izni verip bir de polis koruması tahsis ediyorlardı. Mahkemeler, devleti yönetenler bu soytarılara sahip çıkıyordu. Bu alçak eylemler açık bir nefret suçu olduğu halde; savcılar bu suçları soruşturmaya bile gerek görmüyordu.

Aralarında Sarkozy'nin de olduğu 300 Fransız yazar ve siyasetçi bir araya gelip "Antisemitizme karşı yeni manifesto" adında bir bildiri yayınladılar, "Kur'an-ı kerim'in değiştirilmesi, bazı âyetlerin çıkartılması gerektiği" gibi haddini aşan açıklamalar yapıp, Kur'an-ı kerim'e saldırdılar. Bu alçaklığı yapanlar bunlar değil miydi?

Daha önce de Resulullah Aleyhisselâm'a benzer hakaretler yapılmış, yine "İfade özgürlüğü" adı altında bunlara göz yummuşlardı.

Bu hakaretlerin ülkesinde yapılmasını teşvik eden Danimarka Başbakanı NATO Genel Sekreteri olmuştu. Türkiye önce veto etmiş, sonra vetosunu kaldırmıştı.

Binaenaleyh bu alçaklıklar münferit olaylar değil, arkasında bizzat bu küffar devletlerinin, istihbaratlarının olduğu provokasyonlardır.

Avrupa'daki camilerimizin yakılması, müslümanların, Türklerin öldürülmesi hep Türk ve İslâm düşmanlığındandır.

Küffarın tıyneti öteden beri böyledir. Asr-ı saadette de, Osmanlı devrinde de böyleydi.

1889 yılında Fransa'da bir tiyatroda "Mahomet" adı altında asılsız iftirâlar ve çirkin ithamlarla dolu bir tiyatro oyunu hazırlanmış; bu oyunu sergilemek için hazırlıklara başlanmıştı. Bunu haber alan Sultan İkinci Abdülhamid Hân âdeta ültimatom gibi bir irade yayınlamış, oyun engellenmezse Fransa ile tüm ilişkilerin kesileceğini ilan etmişti. Bunun üzerine Fransa devleti hemen oyunu yasaklamıştı. Oyunun yasaklandığını haber veren bir İtalyan gazetesi Sultan Abdülhamid Han'ın tepkisini sanki büyük bir düşman filosunun İstanbul'a doğru yaklaştığını haber almış gibi olduğunu söylemişti. Osmanlı'nın Resulullah Aleyhisselâm'a imanı, sevgi, saygı ve bağlılığı böyle idi.

Kâfir öteden beri aynı düşman, öteden beri hasım.

Allah-u Teâlâ kâfirlerin müslümanlara karşı gönüllerinde besledikleri hınç ve nefretin büyüklüğüne dikkati çekerek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmuştur:

"Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür." (Âl-i İmran: 118)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde "Küfür tek millettir." buyurarak, küfür milletlerinin her ne kadar kendi aralarında ihtilaflar olsa da İslâm'a ve müslümanlara karşı kalplerinin aynı olduğunu, düşmanlıkta bir ve beraber olduklarını haber vermiştir. Türkler bin yıldır süregelen Haçlı seferleri sebebiyle bunu en iyi tecrübe etmiş bir millettir.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bir beyanlarında:

"Küffarın gayesi İslâm'ı yıkmaktır." buyurmuşlardı. ("Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", s.149)

Binaenaleyh bu düşmanlıklar, bu Haçlı seferleri, küffarın fitneleri geçmişte olup bitmiş şeyler değil. Hâlen devam ediyor. Bugün Türkiye'ye muhtaçlar, yarın konjenktür değişir, bir anda hepsi hasım kesilir.

Türkiye'yi bölmek istediğini gizlemeyen terör örgütlerini PKK'yı, DHKP-C'yi açıktan destekleyen, barındıran, silahlandıran, bunlar değil mi? FETÖ'yü Türkiye'ye karşı kullanan, Türkiye'de operasyon yaptıran, darbe ile Türkiye'yi ele geçirmek isteyen, başaramayınca kaçan bütün FETÖ'cüleri ABD'de ve Almanya başta bütün Avrupa'da himaye eden bu kâfirler değil mi?

Tarih boyu Haçlı seferlerine öncülük yapan, hıristiyan Avrupa devletlerini ve halkları bu seferlere katılması için teşvik eden Vatikan değil mi? 2006 yılında Resulullah Aleyhisselâm hakkında "Şerden başka bir şey bırakmamıştır." diye alçakça iftira ve hakaret eden o günkü Vatikan Papası değil miydi? "Kur'an-ı kerim üzerine eleştirel çalışma yapmak iyi olur" diyen bir sonraki Papa değil miydi?

Şimdi bu Vatikan'ın bugünkü Papası İznik Konsili'nin 700. yılı sebebiyle İznik'e gelecek. Bunu basit bir ziyaret olarak görmek mümkün mü? Bu kâfirler Anadolu'yu hıristiyan yurdu olarak görüyor ve öyle göstermek istemiyorlar mı? Böyle böyle yeni bir Haçlı seferine zemin hazırlamak, Türkleri Anadolu'dan çıkarmak istemiyorlar mı? Bundan şüphesi olan var mı?

Allah-u Teâlâ "Kalplerinin gizlediği daha büyüktür" buyurmuyor mu? (Âl-i İmran: 118)

Küffar her türlü düşmanlığını, her türlü kinini ortaya sermiş. Allah-u Teâlâ'nın hükmü gün gibi ortaya çıkmış; bu düşmanlara karşı ona göre tedbir almamız gerekir.

İçimizde hâlâ küffardan medet uman; küffarın beslediği, büyüttüğü terör örgütlerini masum göstermeye çalışanlar var.

İmanı ve vicdanı olan bir kimse bunu yapar mı?

Küffarı düşman bellemez, dost bilirsek, yaranmaya çalışırsak, küffarın verdiği akıldan medet beklersek; Allah ve Resul'üne itaat etmemiş, kendi kendimizi düşmanın insafına teslim etmiş oluruz.

"Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphesiz ki Allah zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez." (Maide: 51)

"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz." (Âl-i imrân: 119)

Allah'ın düşmanlarına sevgi beslemenin ne derece yanlış ve çirkin olduğu bu Âyet-i kerime'den de anlaşılmaktadır. Onlar hiçbir zaman dost tutulmaya lâyık değillerdir.

 

Rusya, Çin, Hindistan'ın Düşmanlığı:

Rusya seneler senesi Osmanlı olsun, Asya müslümanları ve Türk devletleri olsun en büyük zararı veren devlet olmuştur. Komünist Rusya zamanında birçok müslüman yerinden yurdundan sürülmüş, birçokları sürgünde, hapiste, Sibirya kamplarında hayatını kaybetmiştir.

Çin de aynı şekilde tarih boyu bize hasım olmuş, günümüzde de Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri'ne akla hayale gelmeyecek, vicdana sığmayan baskı ve zulümler yapan bir devlettir.

Hindistan da Pakistan'la olan ittifakımız sebebiyle Türkiye'ye tıpkı Yunan tıynetinde bir düşmanlık yapmaktadır.

2022 yılında Hindistan'da iktidardaki faşist zihniyetli hindu partisinin bir yetkilisi Avrupa'ya özenmiş ve Resulullah Aleyhisselâm'a hakaret etmiş ve devamında olaylar çıkmıştı.

Bu küfür devletleri de Türkiye'nin, İslâm'ın iyiliğini, yükselmesini asla istemiyorlar, istemezler.

Bütün küfür ehli İslâm'a karşı aynı kin ve düşmanlıkla doludur.

"Küfür tek millettir."

O hâlde bize düşen nedir?

O kadar büyük İslâm dünyası var, o kadar nüfus var. İslâm dünyası olarak bizim bir araya gelmemiz, birbirimizi desteklememiz lâzım.

"İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız." (Mâide: 2)

 

Küffarın En Büyük Düşmanlığı Türkleredir;

Bunların Bu Kini Nereden Geliyor?

Kâfirin bu kini, bu nefreti nereden geliyor?

İslâm'a ve müslümanlara olan düşmanlıklarından.

Müslümanlar, hususiyetle bu millet, Allah ve Resulullah için canlarını verdiler. Kâfirler de Allah ve Resul'üne her türlü düşmanlığı ve kötülüğü yaptılar.

Bu böyle devam ediyor.

Bu hususta Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri şöyle buyuruyor:

"Bu necip millet yüzyıllar boyu İslâm için cihad etmiş, küffârı zelil etmiş, haçlı seferlerine karşı İslâm dünyasına kalkan olmuştur. Küfür ve zulüm beldelerine İslâm dininin nurunu, adalet ve huzurunu taşıyarak hiçbir zorlama yapmadan birçok hıristiyanın İslâm dini ile müşerref olmasına vesile olmuştur.

Bu hakikatlere gözlerini kapatan, zulüm ve küfründe ısrar eden küffâr milletleri ise çok defa birleşerek bu milleti ve dini yıkmak için her türlü yolu denemişlerdir.

Nitekim küffârın maksadını Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde bize şöyle tanıtıyor:

"Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler." (Bakara: 217)" ("Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", s. 133)

İslâm'a ve müslümanlara düşmanlık söz konusu olunca bütün kâfirler ittifak ederler. Güçleri yetmiş olsa, niyetleri; bizi dinimizden döndürünceye, yahut yok edinceye kadar bizimle savaşmaktır. Tarihte böyleydi, bugün de böyledir.

"Bu necip İslâm milleti, İslâm dinine çok büyük hizmetlerde bulunmuş; İslâm'ın yayılması, küfrün ortadan kalkması, fitnenin söndürülmesi ve adaletsizliğin bitmesi için azimle mücadele ve mücahede etmiş, İslâm'ı yok etmek isteyen Haçlı küfür sürülerini yüzyıllar boyu defalarca tepeleyerek defetmişti.

Selçuklular olsun, Osmanlılar olsun bu uğurda büyük fedâkârlıklar göstermiş ve Cenâb-ı Allah'ın yardımıyla muazzam muvaffakiyetlere mazhar olmuşlardı." ("Hâinlerin İçyüzü", s. 168)

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Sizin dostunuz ancak Allah'tır, O'nun Peygamber'idir ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.

Kim Allah'ı, O'nun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Maide: 55-56)

Eğer tarihte olduğu gibi bugün de Hazret-i Kur'an'ın, Resulullah Aleyhisselâm'ın, din-i İslâm'ın müdafii olursak;

Kur'an-ı kerim'i koruyacağını vadeden Allah-u Teâlâ elbet bizi de korur, küffara fırsat vermez.

Bin yıldır olduğu gibi.

"Ey Peygamber! Allah sana da sana tâbi olan müminlere de yeter." (Enfâl: 64)

Küffarın düşmanlığı büyük ama Hazret-i Allah'tan büyük değil.

Ama bu davadan dönecek olursak o zaman bize kim yardım eder?

 

"Allah Kâfirleri Sevmez"

Allah için sevgi, Allah için buğz imanın en sağlam kulpudur. İmanın tekâmülünde en büyük âmildir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir." (Ebu Dâvud)

İnsan bunu ayırdedemezse, ne kadar ibadet ederse etsin dalâlettedir, sapıklıktadır. Allah-u Teâlâ ile arasında çok büyük bir uzaklık meydana gelir, rahmet-i ilâhiden kovulur.

Kitabullah'ın hükmüne rızâ göstermeyenleri dost edinmenin insanı İslâm hudutları haricine çıkaracağı kesinlikle bilinmelidir. Bir müminin her şeyden önce dininde ve imanında samimi olması gerekir. Küfre rızâ küfürdür.

"Allah onlara lânet etmiştir." (Nisâ: 46)

"Allah onlara gazap etmiştir." (Mâide: 80)

"Allah kâfirleri sevmez." (Âl-i imrân: 32)

"O halde sakın kâfirlere arka çıkma!" (Kasas: 86)

"Kim onlarla dost olursa işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir." (Mümtehine: 9)

"Allah'ın lâneti kâfirlerin üzerine olsun!" (Bakara: 89)

 

Küffarın Kendi İçinde Çarpışması;

3. Dünya Savaşı:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Eğer Allah, insanların bir kısmı ile diğerlerini savmasaydı, yeryüzünün düzeni bozulurdu." (Bakara: 251)

Allah-u Teâlâ küffara bir yere kadar ruhsat veriyor. Hiçbir zalime dünyayı bırakmıyor. Bu dünyadan ne firavunlar, ne nemrutlar geçti. Bir zamanlar dünyayı kasıp kavuran, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayan nice zalim hükümdarlar vardı. Yakın tarihte Hitler gibi, Stalin gibi zalimler yaşadı. Allah-u Teâlâ her birinin karşısına bir başkasını çıkarttı.

Bugün bu zalim hükümdarların yerini Amerika ve İsrail aldı. İslâm dünyasına, müslümanlara, Türkiye'ye karşı büyük bir niyetleri var, saldırmayı düşünüyorlar.

"Allah'ım! Küffar büyük ateş hazırladı. Bu ateşi onlara çevir, kendi ateşleriyle birbirlerini yaksınlar. Allah'ım! Bizi affet, muhafaza et, muzaffer et. Bizim Mevlâ'mız sensin. Eğer bizi muhafaza etmezsen, bu ateşin içerisine bizi koyarsan helâk oluruz. Hakikaten günahımız, isyanımız çok büyük. Fakat ya Rabb'i! Mevlâ'mız sensin, sana kalmış, lütfuna, ihsanına, ikramına, ona dayanıyoruz." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

Rusya-Avrupa, Rusya-Amerika gerilimi bir savaşa doğru gidiyor. Diğer yandan İngiltere olsun, Amerika olsun Çin'i düşman olarak görüyorlar. Ve Çin de büyük bir hızla hazırlığını yapıyor. Avrupa ülkelerinin kendi içinde de gerek tarihten gelen gerek günümüzde ortaya çıkan problemler sebebiyle birçok anlaşmazlıklar var. Hatırlarsanız pandemi döneminde birbirlerinin maskelerini gaspetmişler, el koymuşlardı. Yarın ekonomik buhran çıkmış olsa hepsi birbirini yer.

"Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur." (Haşr: 14)

Arzettiğimiz üzere Trump ABD Savunma Bakanlığı'nın ismini "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirmişti. ABD'nin bu Savaş Bakanı Brüksel'deki NATO Karargahı'nda düzenlenen toplantıda "Eğer bu savaş sona ermezse ve kısa vadede barışa giden bir yol yoksa ABD, müttefikleriyle birlikte Rusya'nın devam eden saldırganlığı için gerekli bedelleri ödetme yolunda gerekli adımları atacaktır. Bu adımı atmamız gerekirse, ABD Savaş Bakanlığı, ABD'nin üzerine düşeni yapmaya hazırdır" diye konuştu.

Binaenaleyh bütün dünya fokur fokur kaynıyor. Ha patladı ha patlayacak.

Dıştan bakarsan hepsi hıristiyan dersin. Ama aralarında büyük ihtilaflar var, menfaat çatışmaları var.

"Oysa kendilerine kitap verilmiş olanlar, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, sırf birbirlerini çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler." (Bakara: 213)

Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'te şöyle buyuruyorlar:

"Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. O bir fırka-i nâciye ise benim ve ashabımın üzerinde gittiğimiz yolda gidenlerdir." (Ebu Davud, Tirmizî)

Bu hak üzere olan bir fırkanın hepsi İslâm'ın gelmesi ile beraber bütün insanlara gönderilen ahir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm'a iman ettiler. Zaten gelmesini bekliyorlardı. Selman-ı Fârisi, Abdullah bin Selâm -radiyallahu anhüm- gibi kiminin ömrü vefa etti sahabe oldu, Rahip Bahira gibi kimisinin ömrü vefa etmedi, zuhurundan önce vefat etti. Diğer yetmiş küsur fırkaların hepsi kendi yolunu beğendi ve cehennemde kaldı.

Binaenaleyh yahudiler olsun, hıristiyanlar olsun hepsi fırka fırka, parça parça. İslâm'a karşı birlik oluyorlar ama Allah-u Teâlâ onları birbirine düşürmekle, onu ona onu ona musallat etmekle müslümanlara nefes aldırıyor, aradan yol buluyoruz.

Bu da Allah-u Teâlâ'nın bir yardımıdır. O'nun yardımı ve görünmez ordularına akıl sır ermez. Meselâ; Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda ortaya çıkan ve 3-4 yıl bütün dünyayı kasıp kavuran İspanyol gribi pandemisinde yüzbinlerce insan öldü. O gribin özelliği 20-40 yaş arası askerliğe müsait genç nüfusu öldürmesi idi. Biz Kurtuluş Savaşı verirken İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin Yunan'ı destekleyip kendi ordularını göndermeyişinin bir sebebi savaş yorgunu olmaları, diğer sebebi o devirde ortaya çıkan bu pandemiydi. Kanada, Avustralya gibi İngiltere'ye bağlı ülkelerin hepsi İngiltere asker istediği zaman rest çekti, asker göndermedi. Yahudi denebilecek seviyede siyonizmi destekleyen ve Türk düşmanı olan 1922'ye kadar başbakanlık yapan İngiliz Başbakanı David Lloyd George Türkiye'ye savaş açmayı çok istiyordu. Ancak Hazret-i Allah müsaade etmedi.

Diğer bir husus şudur ki; müslümanların da yetmiş üç fırkaya ayrılacağını haber veren yukarıdaki Hadis-i şerif bugün müslümanların neden birlik olamadıklarını, paramparça olduklarını izah ediyor.

Türkler hakkında nazil olduğuna dâir İslâm âlimlerinin ittifak ettiği şu Âyet-i kerime ne kadar arza şayandır:

"Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdürler. Allah yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, her şeyi bilendir." (Mâide: 54)

Allah-u Teâlâ "İçinizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki" buyuruyor.

Dikkat ederseniz Selçuklu'nun tarih sahnesine çıkışı da Ortadoğu ve Afrika'nın tamamında İslâm dünyasını Şiilerin ele geçirdiği bir döneme rastlamaktadır. Selçuklular İran'da ve Ortadoğu'da şii devletlerini ortadan kaldırdılar. Sultan Alparslan şii Fâtımîlerin üzerine yürürken Bizans ordusunun geldiğini haber aldı ve ordusunu Anadolu'ya çevirdi. Malazgirt Savaşı öyle yaşandı. Fâtımîleri ortadan kaldırmak da Selahaddin Eyyubi'ye nasip oldu. Selçuklular olmasa idi Bağdat ve çevresine sıkışmış olan Abbasi halifeliği yıkılacak ve şiiler tamamen ele geçirecekti.

Binaenaleyh İslâm bölücüleri ile, İslâm dünyasını parçalayanlarla atalarımız böyle mücadele etmişti.

 

Müslümanların Zaafı;

Kâfirlerin Kalbinden Müslümanların Korkusunun Kaldırılması;

Müslümanların Çer-Çöp Gibi Olması:

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım." (Enfâl: 12)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hadis-i şerif'lerinde:

"Bir aylık mesafeye kadar (düşmanlarımın kalbine) korku salmakla yardım olundum." buyurmuşlardır. (Buhârî)

Allah-u Teâlâ kâfirlerin kalbine korku saldığı gibi, müslümanların kalbine de güven ve sakinlik vermekle yardımını gönderir.

Bedir Savaşı'nda Allah-u Teâlâ müslümanlara bir uyuklama verdi. Sükûnetle uyuyup dinlendiler. Müşrikler ise korkularından ortalık ağarıncaya kadar hiç uyuyamadılar.

"O zaman Allah kendi katından bir güven işareti olmak üzere, sizi hafif uykuya daldırıyordu." (Enfâl: 11)

Bu uyku, onları gaflete düşürüp baskına uğratmak için değil, Allah-u Teâlâ'nın yardımı ile yatışıp emniyet içinde olmaları içindi.

Eğer biz Allah'a teslim olur, O'nun yolunda cihad azmi ve imanına sahip olursak O bize bu yardımını ve daha bilmediğimiz nice yardımını gönderir.

Oysa imanlar sükût ederse, küffardan medet ve dostluk umarsak; dünya sevgisi, ölüm korkusu iman ve cihad duygusunun önüne geçerse ne olur?

Böyle olunca kâfirlerin kalbinden müslümanların korkusu kalkar, müslümanların kalbine de kâfirlerin korkusu yerleşir.

Bugün olduğu gibi.

Sevban -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Size çullanmak üzere yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirini çağıracakları zaman yakındır." buyurdu.

Orada bulunanlardan biri:

"O gün sayıca azlığımızdan mı?" diye sordu.

"Hayır! Bilâkis siz o gün çoksunuz. Fakat sizler bir selin getirdiği çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!" cevabını verdi.

"Zaaf nedir yâ Resulellah?" denildiğinde:

"Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" buyurdu. (Ebu Dâvud: 4297)

Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Allah'a ve Resul'üne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider. Sabredin! Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfâl: 46)

 

Harp Hilesi:

Hendek Savaşında Düşmanı Birbirine Düşüren İstihbarat Başarısı:

Bugün küffarla adı konulmamış bir savaş içindeyiz. Bu savaş eninde sonunda gerçek bir savaşa dönüşecek.

Bu savaşta küffara karşı her türlü harp hilesini kullanmamız, dikkatini dağıtmak için, birbirlerine düşürmek için her yöntemi denememiz lâzımdır.

Bunun bir örneği Asr-ı Saâdet'te Hendek Savaşı esnasında yaşanmıştır.

Şöyle ki:

Bütün müşrikler bir olmuş, Medine'nin yakınındaki yahudilerle de ittifak içine girmişler ve müslümanlara karşı ordu toplamışlardı. Müslümanlar Medine'yi savunmak için şehrin etrafına hendek kazmışlardı.

Düşman kalabalık, savaş şiddetli idi. Çok zorlu bir savunma savaşı yaşanıyordu.

O sırada müşrik ittifakının bir üyesi olan Gatafân oğulları'nın ileri gelenlerinden Nuaym bin Mes'ud, gizlice müslüman olmuştu. Bu nâzik dönemde müslümanlığa hizmet etmeyi düşündü. Yahudilerle Kureyşliler'in arasını açmayı başardı.

Bu hadise şöyle cereyan etti:

Nuaym bin Mes'ud Resulullah Aleyhisselâm'a gelerek müslüman olduğunu, fakat kavminden kimsenin bilmediğini, istediğini yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Elinden gelirse bizi kuşatmış olan kavimlerin arasına gir de onları birbirinden ayırmaya çalış.

Çünkü harp hileden ibarettir." buyurdu.

Bu talimat üzerine Nuaym -radiyallahu anh- Kureyza, Kureyş ve Gatafân arasında mekik dokudu.

Önce Kureyza yahudilerinin yanına gitti. Kendisini çok iyi karşıladılar, hâl hatır sordular, önüne yiyecek içecek çıkardılar.

Nuaym -radiyallahu anh- şöyle konuştu:

"Ben sizin hakkınızda korktuğum bir şey üzerinde görüşümü size açıklayayım diye geldim.

Gatafân ve Kureyş sizin gibi değiller. Bu yurt sizin yurdunuzdur. Bütün malınız mülkünüz, çocuklarınız ve kadınlarınız burada. Bunları başka yere götüremezsiniz. Onlar Muhammed'le savaşmaya geldiler. Siz Muhammed aleyhine onlara yardım ediyorsunuz. Onların yurdu, malları, kadınları başka yerde. Onlar sizin gibi değiller. Onlar bir yağma bulsalar yaparlar. Başaramazlarsa çekip giderler, sizi Muhammed'le başbaşa bırakırlar. Bu durumda siz buradakilere güç yetiremezsiniz. Siz onların eşrafından bir kısım rehineler istemeden savaşa katılmayın. Rehineler Muhammed'i bertaraf edinceye kadar savaşmaları için elinizde bir garanti olur. Rehineler elinizde bulunursa, onlar sizi yalnız bırakıp gidemezler, size verdikleri sözleri yerine getirirler."

Yahudiler duâ ve teşekkür ettiler, memnun oldular. "Biz senin dediğin gibi yapacağız." dediler.

Oradan ayrılan Nuaym -radiyallahu anh- Kureyş'e geldi. Ebu Süfyan ve beraberindekilere dedi ki:

"Benim size olan sevgimi, Muhammed'e olan uzaklığımı biliyorsunuz. Kulağıma bir haber geldi. Bu haberi size bildirmeyi bir dostluk vazifesi bildim. Ancak benden duyacağınız şeyleri gizli tutunuz.

Bilin ki yahudiler Muhammed'le aralarındaki andlaşmayı bozmaktan pişman olmuşlar. Ona adam gönderip: 'Biz yaptığımızdan pişman olduk. Gatafân ve Kureyş'ten bazı ileri gelenleri sana getirmemiz, boyunlarını vurman seni memnun eder, tekrar seninle beraber olmanıza yeter mi?' dediler. O da onlara: 'Olur!' diye cevap verdi. Bu durumda yahudiler size adam gönderip rehin istemeye kalkarlarsa sakın onlara tek kişi vermeyin."

Nuaym -radiyallahu anh- daha sonra Gatafânlılar'a gelerek:

"Benden duyduğunuzu kimseye söylemeyin!" diyerek onlara da Kureyşliler'e söylediğini aynen tekrar etti, aynı endişelerle onları da korkuttu.

Ebu Süfyan ve Gatafân'ın ileri gelenleri Kureyza yahudilerine cumartesi günü bir heyet gönderdiler. "Biz eğreti çadırlarda kalıyoruz. Atlarımız ve develerimiz helâk oldu. Savaşa siz de katılın da Muhammed'in işini bir an önce bitirelim." dedirttiler.

Yahudiler ise şu cevabı gönderdiler.

"Bugün cumartesidir. O günde biz hiçbir şey yapmayız. Zira bizden bir kavim cumartesi günü savaştığı için maymuna ve domuza çevrildiler.

Ayrıca siz bize bir kısım adamlarınızı, elimizde Muhammed'in işini bitirinceye kadar savaşacağınız hususunda garanti olacak rehineler vermedikçe Muhammed'e karşı savaşacak da değiliz. Biz, savaş sizi sıkıştırdığı takdirde bizi terk ederek memleketinize çekip gideceğinizden korkuyoruz. Bu durumda bizim Muhammed'e karşı koyabilecek gücümüz yoktur."

Heyetteki kişiler Kureyzalılar'ın bu sözlerini getirince Kureyşliler ve Gatafânlılar: "Nuaym'ın söyledikleri doğruymuş." dediler. Kureyza'ya: "Size bir tek adamımızı bile rehin olarak göndermeyiz. Dilerseniz çıkın savaşın!" haberini gönderdiler. Bu haberi getiren elçi kendilerine ulaşınca Kureyzalılar birbirlerine: "Nuaym'ın dediği doğruymuş, bunlar sadece savaş istiyorlar. Fırsat bulurlarsa yağmalayacaklar, bulamazlarsa memleketlerine çekip gidecekler. Yurdumuzda bizi o adamla başbaşa bırakacaklar!" dediler. Kureyşliler'le Gatafânlılar'a: "Siz bize kendi adamlarınızdan rehineler vermedikçe, biz de vallâhi sizin yanınızda Muhammed'le çarpışmayız!" diyerek haber gönderdiler.

Yahudiler de, Kureyşliler de, Gatafânlılar da: "Nuaym'ın dediği çıktı!" diyorlardı. Birbirlerinden yardım görme ümidini kestiler, işleri karıştı, aralarında anlaşmazlığa düştüler.

Ebu Süfyan ayağa kalkarak:

"Ey Kureyş topluluğu! Demek ki ben maymun ve hınzırın kardeşlerinden yardım talep ediyormuşum!" dedi.

Böylece birbirleriyle münasebetlerini kestiler, biri ötekini hıyanet ve sahtekârlıkla itham etmeye başladı.

Nihayet bir gece çıkan fırtınada hepsi dağılıp memleketlerine döndüler.

 

İman Küfür Ayırımını Kim Kaldırmaya Çalışıyor?

Vatikan Papası VI. Paul 2000 yılı milenyum mesajında şöyle demişti:

"Birinci bin yılda Avrupa'yı hıristiyanlaştırdık, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika'yı hıristiyanlaştırdık, üçüncü bin yılda da Asya'yı hıristiyanlaştırmalıyız."

Dinlerarası diyalog Vatikan'ın müslümanları hıristiyanlaştırmak için ortaya koyduğu bir misyondur. Hıristiyan ülkelerinde asla reklamı ve propagandası yapılmadığı hâlde FETÖ gibi örgütler eliyle İslâm ülkelerinde çok büyük propagandası yapılır. Arap ülkelerinin İsrail ile yapacağı anlaşmalara "İbrahim Anlaşmaları" gibi isimler verilir. Yapılan anlaşmalarda "Hoşgörü, diyalog" adı altında bu İslâm ülkelerine bu misyon dayatılır.

Bu misyonun Türkiye'deki uzantısı Fetullah Gülen'di. Papazları sırat köprüsünden geçiriyor, "Muhammedürresulullah demese de olur" diyordu.

Bu misyonun anlamını, amacını hep beraber 15 Temmuz'da gördük. FETÖ başarılı olsaydı Türkiye'yi ABD'ye peşkeş çekecek, PKK'nın devlet kurmasına müsaade edeceklerdi.

Bu karıştırma Türkiye'de 200 yıldır Osmanlı'dan beri özellikle masonlar kullanılarak yapılıyor. Tanzimat'ta ve Osmanlı'nın yıkılışında o günkü masonların büyük etkisi olmuştu. Dikkat ederseniz mason ritüellerinde de üç dinin karıştırılması vardır.

Bu karıştırma özellikle İslam ülkelerinde yapılıyor. Türkiye 200 yıldır bu propagandanın etkisinde. Bugün FETÖ'ye karşı büyük bir muvaffakiyet kazandık ama bu fitnenin kalıntıları devam ediyor. Bazı devlet yetkililerimizin konuşmalarında açıkça hoşgörü diyalogdan bahsediliyor.

Bu etkinin kalıntısı durduğu için Papa elini kolunu sallaya sallaya İznik'e geliyor.

Bu etkinin yansıması olarak Avrupa ile Amerika ile konuşmaya başlarken "Avrupalı dostlarımız" şeklinde lafa başlanıyor.

Bu yüzden küffarın bütün düşmanlığına rağmen tekrar dost olmayı ümit ediyoruz.

Halbuki en iyi zamanımız olsa yine küffardan dost olmaz.

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bize Allah-u Teâlâ'nın hükmünü, iman tavrını gösterdiği, küfrün içyüzünü ifşa ettiği için, bu fitnelerle büyük bir cihad yaptığı için bizim gözümüz açıldı.

Ey müslüman!

Senin gözün ne zaman açılacak?

Hâlâ bu küffarla ittifaktan, dostluktan medet mi umacaksın?

Hâlâ bu küffarın vahşeti bırakıp insanlığa dönmesini, adaletsizliği bırakıp bizim hayrımızı düşünmeye başlamasını mı bekleyeceksin?

Halbuki bunlar asla bizim iyiliğimizi istemezler:

"Size bir iyilik dokunursa bu onları üzer. Başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler." (Âl-i İmran: 120)

 

Sumud Filosu,

Tüm Dünya Yahudiden İkrah Etti:

Gazze'de zulüm öyle bir noktaya ulaştı ki her milletten insanlar toplanıp "Sumud (Direniş) Filosu" adını verdikleri bir organizasyonla Gazze'ye sefer düzenledi.

44 tekne ile 500 insan bu sefere katıldı. İsrail ablukasını kırarak Gazze'ye ulaşmak, mümkün olmazsa en azından dünyanın dikkatini burada yaşanan soykırım ve vahşete çekmek niyeti ile yola çıktılar.

İsrail bu teknelerin hepsini enterne edip, içindeki insanları gözaltına aldı, 3 gün aç-susuz bırakıp çeşitli hakaretlerde bulundu.

Ve fakat amaçlarına ulaştılar, bütün dünyanın dikkatini buraya çektiler. Bunların hemen ardından da ateşkes imzalandı.

Yahudiler terör zihniyetlerini devlet politikası yaptı. Vahşet, kan, zulüm, soykırımla kendi sapkın inançlarında haber verilen devletlerini kurma zehabına kapıldılar. Bütün dünyayı karşılarına aldılar.

Ancak bu terör, vahşet ve zulüm zihniyetini icraata geçirmeye çalışmakla İsrail'in sonunu başlatmış oldular. Hitler kimsenin karşısında duramadığı tanklarıyla, uçaklarıyla bütün Avrupa'yı ele geçirmişti. Ancak birkaç sene içinde yerle yeksan oldu. Bunların âkıbeti de böyle olacak.

Tüm dünya bunlardan ikrah etmeye başladı.

Amerikalı bir senatör yahudi lobisinin merkezi konumundaki AIPAC'tan aldığı parayı iade edeceğini söyledi.

New York Belediye Başkanlığı'nı önseçimini kaybeden Cumhuriyetçi Andrew Couma sebep olarak halkın İsrail'e yönelik öfkesini fark edemediğini söyledi.

Amerika'da bile içine düştükleri durum bu.

Bütün dünya bunlardan ikrah etmeye başladı ve gitgide bu ikrah zirveye çıkacak. Böyle böyle herkes bunlardan iyice ikrah edecek, yaka silkecek.

Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"Allah yahudileri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah'ın yarattığı yaratıklardan arkasında bir yahudinin saklanıp da Allah'ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır. 'Ey Allah'ın müslüman kulu! İşte bu bir yahudidir. Gel de onu öldür!' demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan olacaktır. (Yalnız Gargad ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu onların ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.)" (İbn-i Mâce)

"Allah-u âlem yahudiler Mekke-i mükerreme'ye ve Medine-i münevvere'ye giremeyecek, Medine-i münevvere'ye nötron bombası atsalar gerek. Amma onlar, amma Çinliler. Bütün halk ölecek. Bundan değil müslümanlar, bütün küffar halkı da rahatsız olacak. Sonra Allah-u Teâlâ onların öldürülmesini murad ettiği zaman, küffar memleketine sığınmış bir yahudiyi dahi ikrah ettikleri için haber verecekler. Yalnız Amerika haber vermeyecek, çünkü Amerika onlardandır." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

Başta Amerika kim bunlara destek veriyorsa bunlarla beraber şerefini de kaybedecek:

"Şimdi Amerika ona karşı destek veriyor; 'Ben de Yahudi'yim.' diyor. Bütün dünya lanet ediyor. O da aynı lanetten alıyor. Şerefini kaybetti. Eskiden Amerika deyince bir şeydi, artık şerefini de kaybetti." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, 2004)

Amerika şerefini kaybedeli çok oldu. Trump üzerine mum dikiyor.

"Amerika demek yahudi demektir, yahudi demek Amerika demektir. Binaenaleyh bütün dünya bunlardan ikrah etti. Müslümanların cezaları var cezalarını çekiyor. Sonra cezaları bitince onların cezası başlayacak." (Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, 2004)

Bunlara asker olan, bunlara destek veren Yunan olsun, Rum olsun, PKK olsun, FETÖ olsun, Hindistan olsun bunlar da bundan nasibini alacak.

Zira deccaliyet devri başlamıştır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle haber veriyor:

"Deccal yahudidir." (Müslim)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri de "Deccalin Amerika'dan çıkacağını" haber vermişlerdir.

Binaenaleyh bunlara destek verenlerin hem dünyada hem ahirette uğrayacağı âkıbetini ve yerini buna göre hesap etmesi lâzımdır.

Ömrü olan çok şey görecek.

 

Kâfirler İstemese de, Allah Nurunu Tamamlayacaktır:

İslâm dini en şümullü, en mükemmel, en son dindir.

Allah-u Teâlâ'nın râzı olduğu ve ondan başkasını kabul etmediği bir dindir. Çağlar boyunca insanlığın maddi-mânevi bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir özelliğe sahiptir.

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim'inde:

"Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğendim." buyuruyor. (Mâide: 3)

Bu böyledir, bu Allah-u Teâlâ'nın apaçık fermanıdır. Allah-u Teâlâ kendi dinini bizzat ilân etmiş, kurtuluşun sadece bu dinde olduğunu ferman buyurmuştur.

Artık kıyamete kadar yeni bir din gelmeyecektir. İslâm'ı ortadan kaldırmak ve yeni bir din icat etmek isteyenler hüsrana uğrayacaklardır.

İslâm dini nâzil olduğu zaman nasıl taptaze idiyse, kıyamete kadar da bu tazeliğini ve ciddiliğini koruyacaktır. O Allah'ın dinidir ve dimdik ayakta kalacaktır, nihayetinde zaferi er veya geç İslâm'a bahşedecektir.

Küffar İslâm dini'ne düşmanlık yapmak, ortadan kaldırmak istiyor. Ancak amaçlarına ulaşamayacaklar.

Gayeleri İslâm'ı esasından çıkarmak, müslümanları Hazret-i Kur'an'dan uzaklaştırmak.

"Onlar Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler." (Saff: 8)

Bütün gaye ve gayretleri, bütün çabaları O'nun ilâhî nurunu söndürmektir. Onlar hiçbir yerde, hiçbir tarihte müslümanlara dost olmamışlardır. Müslümanlarla savaşmakta her zaman için birbirine dost olmuşlardır. İnkâr ve sapıklıkta birleştikleri için, müslümanlara karşı bir el gibidirler.

Bu küfür ehli ne kadar uğraşırsa uğraşsın. İslâm dini kıyamete kadar payidar olacaktır, Allah-u Teâlâ dinine yardımını değişik tezahürlerle sürdürecektir.

Kâfirler istemese de Cenâb-ı Hakk'ın vaad-i Sübhâni'si var:

"Halbuki kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır." (Sâff: 8)

O zaman tamamladığı gibi bugün de nurunu tamamlayacak ve onu kıyamete kadar muhafaza edecek, pâyidar kılacaktır. Bu nur kıyamete kadar aslâ söndürülemeyecektir.

"Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber'ini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar!" (Sâff: 9 - Tevbe: 33) (Bakınız, Fetih: 28)

Hak dini bütün dinlere üstündür ve bütün dinlere hâkimdir.


  Önceki Sonraki  

Diğer Yazıları
TÜM YAZILAR