
O’nun zikri varlıktan uzaklaşmaktır; onun mânevi lezzetini tatmak ise başkaları adına mânevi bir düğündür.
O günün mânevi rızık ve ziyafeti ise söyleyenle: “Filân şöyle, şöyledir!” diye söyleşmektir.
O onun mânevi ziyafetinin letâfetini O’nun azametiyle tatmış; o gün herhangi bir kimseye dair: “Şöyle, şöyledir!” söyleşisi ile de mânevi içeceğini yudumlamış olur.
O içtiği şeyin dışında, O’nun içindeki mânevi lezzeti de tadar.
O halkla karşılıklı söyleşmelerde mevsûk görülmeyen işlerinden yana herhangi bir zorlanma ve güçlük içinde değildir.
İlimlerin faydalı olanları; nefislerin kendisinden mânevi lezzet ve haz duydukları, geçmiştekilerin hikâye ve anlatımlarını da bir araya toplayandır.
Bu kastedilenler, karşılıklı olarak şekillendirilenlerin onun tarafından ihdâs edilişine göredir.
Bu onların kuru sözlerindendir, zira onlar onun kusur ya da yanlışıyla ilgili herhangi bir şeyi yerinden kımıldatıp da yönlendirmeye güç yetiremezler. Bu mânevi ziyafetlerin ve onun güzelliklerinin üzerine onun yerini tutabilecek herhangi bir şey de koyamazlar.
Onda bu gösterilenlerin hiçbiri mevcut olmayınca, sanki tüyleri yolunmuş, kanadı kırılmış kuşlar gibi olur.
Onların yanında bâtınî huşû ve onun işte bu varlığı mevcut bulunmaz.
Onların ondan dolayı ne kalplerinde bir elem, ne gönüllerinde bir hüzün, ne de vuslata ermek için bir gayret ve istekleri vardır.
Onların gözlerinin gördüğü şey büyükler, imtiyaz sahipleri ve onların ikramları üzerinden halka ulaşmaktır.
Onlarla karşılıklı taahhüdünü yerine getirmek isteyen kimse ise, onların bu aldatmaca ve tezvirlerine karşılık dünya kumaşından da, bunlarla bir araya gelmekten de, onun benzerlerini gâye ve maksat edinmekten de uzak durur.
İşte Allah-u Teâlâ’nın ‘Azamet-i ilâhi’sinin başlangıcı budur.
Dünya hakkında karşılıklı çekişme ve rekabete dair zikrettiğim şeye gelince;
Ben, çekişme ve rekabetin tefsir ve açıklamasının bana göre olanını derleyip özetledim. Zira onların yanında Allah-u Teâlâ’nın dışında makam ve mevkii sahibi olma talebi de mevcuttur.
Kim O’nunla birlikte olmak isterse, onun yanında “Bir” olanın dışında bir makam talebi söz konusu olamaz!
Nitekim halkın ve yaratılmışların teveccüh ve yönelişi de zaten O’nun katınadır.
Onun yapıp-ettiklerinin hepsine sûretâlık ve yapmacıklık karışır; sûnîlik üzere olup gereksiz yere yumuşar ve laçkalaşır.
Allah-u Teâlâ’ya karşı uykusundan uyanmış ya da sarhoşluğundan ayılmış kimseler ise yalnız Allah-u Teâlâ’ya ulaşma makam ve mevkiini talep hâli içinde, O’nunla dostluk (velâyet) makam ve mertebesinde O’nunla birlikte olurlar.
Onun makam ve mertebesi çok zor ve güçtür, dünya sebepleri ile hakkında rekabet gösterebilmesi ise oldukça gevşek ve ağırdır.
Şu kadar var ki, hafifletilen bu hallerden yana ihvâna zikrettiğim şey nedeniyle dahi, Allah-u Teâlâ ile ilgili bu fiilden kayıp düşmeler gerçekleşir.
Şu halde bu kardeş nerededir?
Artık ben onun talep ettiği şey karşısında kuraklık içinde olurum; zira onun asıl mekân ve yeri her ikisi hakkında da başıboş kalıp, iki gözünü de kapatma istek ve arzusudur.
Sana kardeş olabilecek kimse her ikisinden de susuzluğunu giderme hususunda tek bir meşrep ve hâl üzere olan, verim elde edip kazanç sağlama hakkında her ikisinden de tek bir kazanç sağlayan, her ikisine birden binerek yine tek bir yol üzerinden bir ve yegâne olan Rabb’e ulaşandır.