
Allah yolu edep yoludur. Hâlimiz, kâlimiz, fiilimiz ders verecek. O edebe sahip olursak, söz dahi fazla gelir. Söze iş düşerse ricâ mâhiyetinde olur. Ricânın yaptığını emir yapamaz. Yapılsa bile isteksiz ve gönülsüz olur. Herkesin nefsi var, herkesi okşamak gerekiyor.
Bu yol gönül yoludur, hâl ile terbiye olunur. Söz olursa rica ile olur, emir olursa kaba kalır. Çünkü yolumuz nezafet yolu, mahviyet yoludur. Allah yolunda emir ancak rica ile olur. Emrin yapamayacağını ricâ yapar. Bizim yolumuzda görünüşte çok müsamaha vardır, herkese emir yerine rica kullanırız. Lâkin bu ricanın altında öyle bir disiplin vardır ki, bir kardeş küçücük bir hareketi ile kalbimizden düştü mü, düştü o artık. Ahkâmdan asla müsamahamız yoktur. Bunu farkeden, o ciddiyeti alır, ciddi ciddi yürür.
Elhamdülillah. Hakk Celle ve Alâ Hazretleri lütfu kereminden olarak hiçbir büyüklük taslatmamış. Gerçekten bir köle, bir kul olma lütfunu sevdirmiş. Bunun için herkesi hoş, kendimizi boş buluruz. Fakat buna rağmen, bundan nefsi istifade edip, serkeşlik yapanı da derhal yoldan çıkarırız. Bazı nefis sünepelik yapar, müsamaha perdesinin altında kendisine bir varlık vermeye çalışır, büyüklük taslar. Derhal onu oradan ayıklarız. O noktada onun nefsine müsamaha etmeyiz. Hazret-i Allah nasıl ki bize hiçliği sevdirdi ise, her ihvanın hiçlik içinde yüzmesini isteriz.
Terbiye iki türlüdür: Hâlen, kâlen.
Bu yolda Rabb'imizin bahşettiği terbiye usulü hâlendir, İhvanı hâlen terbiye etmeye çalışırız. Hakikat yolunda kâl çok kaba gelir. Hâl olduğu için çok fazla ciddiyet gerekir. Yolun nezaketi buradan geliyor.
Efendi Hazretleri'nin huzur-u saadetlerine girerken elimizden gelse adeta iki parmak üzerinde yürümeye çalışırdık. Hoşlanmayacakları nahoş bir hareket yaparsak, bir nazar etseler bitti. Bir daha ömrümüz boyunca adım atamayacağımızı bilirdik. Elhamdülillah, Rabb'imiz bunu duyurmuştu.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri ihvana ihsan buyurduğunu başkasına ihsan etmemiştir. Yol uydum kalabalığa yolu değil, çoğalalım yolu hiç değil.
Bir insan edebini muhafaza edebilirse, daima abdestli bulunup zikirle, fikirle, çeşitli ibadetlerle meşgul olursa, evini cennet bahçesine çevirebilir.
•
Allah'ım bizi güzel hâl ile hallendirsin.
Bir kişinin mayası güzel olursa, ekmeği de güzel olur. Fakat Allah-u Teâlâ bir kulunu hâl ile hemhâl ederse o insan çok güzel olur. Mahviyeti olur, istikameti olur, gayesi rızâ olur ve rızâ yolunda çalışır.
Allah'ım rızâsında çalıştırdığı kullarından etsin.
•
En güzel numune hâldir. Hiç konuşma senin hâlin konuşsun. O da ondan ibret alsın. O da hâl ile yola girer.
Hâl terbiyesi mânevi yolda olur. Allah-u Teâlâ seni süslerse, iman ziynetiyle seni ziynetlendirirse sen hiçbir şey söylemeden o nasibini alır.
•
İnsan çok dikkatli olmalı, edepsizlikten, hayâsızlıktan, ahlâksızlıktan, çirkin şeylerden, ahkâm-ı ilâhi sınırını, hududunu aşmaktan, çiğnemekten sakınmalı, nefis ve şeytandan Hazret-i Allah'a çok sığınmalı, O'nun muhafaza etmesini, korumasını, gönülden dilemelidir.
Dünya ve ahirette en büyük rehberimiz Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz duâlarında şöyle buyuruyorlar:
"Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!"
"Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalplerimizi senin taatına çevir." (Buhârî)
"Ey Rabb'imiz! Bizi doğru yola hidayet ettikten sonra kalplerimizi saptırıp döndürme. Bize kendi nezdinden bir rahmet ver. Şüphesiz ki bağışı en çok olan sensin." (Âl-i imrân: 8)