
Korku, kaygı ve endişe içinde yaklaştırıldığının alâmeti; bütün benlikleriyle içine daldıkları nefislerini O'nunla temizleyip arıtarak, onlara her şeyin unutturulmasıdır.
Korku, kaygı ve endişe içinde yaklaştırılmanın gereğini icra eder, zuhule uğratılarak unutur. Onun alâmeti ise yalnız O'na iltica edip sığınmasıdır.
O, onu kendisinden başka her şeyden sıyırıp çıkararak arıtır.
Allah o kulunun bu husustaki sıdkiyyet ve doğruluğunu bildiği vakit, onu başka iki menzilin daha üzerinde bulundurur.
Onun menzili cehd (çaba ve gayret) yoluyla, başka herhangi bir şeye iltifat etmeksizin ve hiçbir şeyin üzerine sıçrayıp atılmaksızın, dosdoğru yolun üzerinde yürüyüp O'nun hidayetine erişerek ona muvaffak olmak, onu gözle görülür hale getirmek ve onda sâbit kalıp karar kılmaktır, tâ ki hâl ve ahvalinde ihtilafa sevk edecek aykırı tek bir şey bile bulunmasın…
Onun bir defa cehd ve gayret etmesi, bir defada rahata kavuşmasını, bir defada fakirliğini ve muhtaçlığını idrak etmesini, bir defada kurtuluşa ulaşmasını, bir defada daralıp sıkışmasını ve bir defada genişleyip açılmasını sağlar.
İşte bu kul herhangi bir şeyle uğraşıp vakit geçirirken, ancak Allah-u Teâlâ'nın emri ile uğraşıp vakit geçirir; nefsini hiçbir şekilde davet edip çağırmaz ve onunla ilgili herhangi bir iddiaya da kalkışmaz. Herhangi bir şeyde sabit kalır; tâ ki kendisini nihayete eriştirecek olan işin sonuna kadar ulaşabilsin…
Bu sıfata ehil olan kimse, onun menzillerinden bir menzilin üzerindedir.
Aslında ona "On menzil" denilir; onlar ilâhi düğüne davet edip çağıracak ve ona hazırlayacak olan kişinin menziline ancak bu menzil üzerinden gelebilir.
Onun dış kısmında onun hoş ve güzel elbisesi vardır; bu elbisenin altında ise hâlâ nefsin hastalıklarının çirkin ve yasak kokusu yer alır.
Düğününün otağı da onun etrafına kurulur. O onun rahatlığını bulup elde eder ve bu düğünün içindeki farklı renklere ve nimetlere bakıp nazar eder; bâtını ise düğünün nelere şamil olduğunu bilip anlamaktan uzak kalır.
Dimağı onun kokusunu hissederek rahatlamış ve ferahlamıştır, ancak karnı hâlâ açtır.
Eğer tekrar yürüyüp ayağa kalkabilirse, onları kovup def ederek, O'nun zuhur ettirdikleriyle yetinen bir kimse olarak ayağa kalkıp dikilmiş olur. Bu düğünün kendisine sunulan tabak ve çanaklarının çoğuna parçalayıp dağıtacak şekilde darbe vurarak, O'nun vech-i ilâhi'sinin boyasına boyanmış olur.
"On"una birden sahip olan ise O'nun kendisinde topladığı amellerine bakıp nazar eder ve O'nun kelâmıyla konuşarak hitap eder. O'na ulaşmaya kendini hazırlar ve O'na yönelir.
Büyük gözle halkı mülâhaza ederek nezareti altında tutmak ancak ona âittir.
Buna ulaşarak itminan ve güven bulmuş olsa da, kendisinde arta kalan şeyler yüzünden Allah-u Teâlâ'ya kesintisiz ve sürekli bir biçimde nazar edemez.
Bekâ bulmak iki türlüdür:
Allah-u Teâlâ ile bekâ bulmak, [67b] O'nun hakkı ile bâkî kalmak.
İşte bunun sahibi bu menzile konulup Allah-u Teâlâ ile bâkî kaldıktan sonra dahi uyanamaz.
Onlar O'nun lütfundan verdiği herhangi bir şeye karşılık konuldukları menzillerde Allah-u Teâlâ'nın rızâsını elde ederler.
Onlar O'na sımsıkı sarılır, O'na karşı anlayış ve tutkuya kapılır, kendilerini O'na hazırlarlar.
Ne var ki nefsinin hileleri ve geriye dönüp ona karşı yenilgiye uğrama hâli de hâlâ onunla birliktedir.
Adımları geriye dönebilir, onu tekrar dünyaya ulaştıracak geriye dönüş bu menzilden dahi türeyip yayılabilir. Öyle ki, düzgünken hastalıklı hale gelen aklını dahi ona rızâ gösterir hale getirmeye imkân bulabilsin!..