Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (214) - Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî -Kuddise Sırruh- (5) - Ömer Öngüt
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî -Kuddise Sırruh- (5)
Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (214)
Dizi Yazı - Hatm'ül Evliya Hakkında İzah ve Açıklamalar
1 Haziran 2024

 

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (214)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî -Kuddise Sırruh- (5)

 

O'nun Lütfu İhsanı:

O, O'nun tecelliyâtı ile yürüyor. Hakk'tan gelen azim onu yürütür. Allah-u Teâlâ ona öyle bir azim ve irade vermiş ki, O onu desteklediği için, o azamet ile her güç iş kolay geliyor.

Allah-u Teâlâ onu nuru yaymak için, küfrü kaldırmak için gönderdi.

İşte böyle bir zamanda Zühal yıldızı karanlığı delip geçtiği gibi, bu siyah bayraklılar da biiznillâh-i Teâlâ bu zulümâtı deldiler ve dağıttılar, nur-i ilâhîyi yaydılar. Allah-u Teâlâ indirdiği ilimle bunların hepsini yok etti. Hiçbir şey kalmadı, sadece isimleri kaldı.

Resulullah Aleyhisselâm'ın yolu ve Ashâb'ın yolu ile bu yol ve ihvanın yolu birleşir, ötesi hükümsüzdür.

Allah-u Teâlâ böyle bir zamanda göndermiş, böyle bir devirde vazifelendirmiş. Bu hep O'nun lütfu ihsanıdır.

Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri "Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-evliyâ" kitabında; Hatemü'l-evliyâ olan zâtın ve ihvânının yaşayacağı devrin Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-in asrına benzeyen bir devir olacağını; insanların ve dalâlete düşürücü şeytanların iyice azgınlaşacağı bu devirde onun, ihvanı ile birlikte iman ve istikâmetini koruyacağını ve korumaya çalışacağını haber vermiştir:

"Ey kardeşim!

Mustafa'nın asrıyla birleşen devir sana gizli kalmasın. İnsanın Sübhân olan Rabb'i ile beraberliğini devam ettirmesinin ve O'nu görüp gözetmesinin mevcudiyeti zevâle ermez. Nitekim Hakk onu gösterir; şeriat ona işaret eder ve onunla ilgili olarak, yıkım ve ölüm ibaresi içinde bir de duyum gelir. Bu ise öncüleri olan kişinin, onlardan (ilk devirdekilerden) yetmiş kişinin ecriyle amel edeceği için, yapacağı amelle onları öne geçireceği ve üstünleştireceği anlarla ilgilidir.

Onların önünde bir imam olur; fakat onlar, onların bulduğu gibi, kendilerine hayır hususunda yardımcılar bulamazlar. Zira onların imamını, onlarınkini gördükleri gibi bir gözle görmezler. Halbuki sahibine herhangi bir şüphe karışmadan, göze görünmeyene imân eden kimseden daha sağlam biri yoktur. İşte belâların ve hâinliklerin ortalığı sardığı fitne zamanı budur!

"Bizim zikrimize iltifat etmeyen ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir! Onların ilimden erebildikleri gâye işte budur.

Şüphesiz ki Rabb'in, yolundan sapanları en iyi bilendir. O hidâyete erenleri de en iyi bilir." (Necm: 29-30)

Şimdi bu işaretleri kendi nefsin hakkında bir düşün ve onu kalbinle ve hissinle birleştir! İnatçı zorbaların ve dalâlete düşüren şeytanın iyice azgınlaşacağı devir, gündüzün geceden çıktığı şekilde onların karşısına çıkar. Ancak senin, (yoldan) çıkış ve veyl ashâbıyla hiçbir ilgin yoktur ve düzgünsündür. Sana izah edilen yolun önemini çok iyi öğren!.." ("Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-evliyâ"; s. 22, Bas.: Mısır, 1954)

Nitekim Mevlânâ -kuddise sırruh- Hazretleri de Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in geleceğini haber verdiği, velâyette onunla aynı mertebede bulunan zâtı tarif etmekte; bütün ehl-i İslâm'ı onlara tâbi olup iman etmeye dâvet etmektedir.

Buyurur ki:

"Açtılar kenz-i füyûzu olunuz hil'at-pûş,

Mustafa geldi yine cümleniz iman ediniz."

Yani: (Feyizlerin kaynağını açtılar, süslü elbiselerinizi örtünüz. Mustafa yine geldi, hepiniz iman ediniz.)

(A. Avni Konuk, Fusûsu'l-Hikem Şerhi, c. 1, s. 215'den naklen)

Hâtemlik akar su gibidir. Oraya da akar, oraya da akar, aynı su, hiç fark yok. Şu kadar var ki Hâtem-i nebi menbadır.

Menba o, aynı su olduğu için, o değil amma o geldi, o vazife ile geldi, o feyizle geldi. Mustafa yine geldi, onun feyzi ile, onun rahmeti, onun merhameti ile geldi. Onun asaleten vekâletini taşıdığı için ona ne verdiyse aynısını ona da verdi. O su ile beraber hepsini ona akıttı.

Mustafa yine geldi. O gelmedi amma, ona verdiğini vekiline de verdi, onun gelmesi ile beraber hepsi geldi. Ona verdiğini aynen ona da vermiş. O vazifesini bitirmiş, onun vazifesini o yapıyor.

Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Sırru'l-Esrâr" isimli eserinin "Yirmi İkinci Kısım"ında buyurur ki:

"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in dilinden söylenen:

'Ben ve bana tâbi olanlar basiret üzerindeyiz.' (Yusuf: 108)

Âyet-i kerime'sindeki 'Bana Tâbi olan' cümlesinde bir işaret vardır. Peygamber Aleyhisselâm'a tam vâris olan kâmil mürşidi anlatır. Demek olur ki benden sonra irşad; her yönden, benim bâtınî basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır. Burada tam velâyet hâline sahip olan zât murad edilmektedir.

"Veli olan mürşid..."(Kehf: 17)

Âyet-i kerime'si de aynı şeye işaret eder." ("Sırru'l-esrâr" s. 114, 115 trc. Abdülkâdir Akçiçek)

Buradaki veliden murad, Allah-u Teâlâ'nın Zât-ı akdes'ine has kullarıdır, sevdiği seçtiği kullarıdır Sevdiği için, kendi lütuf desteği ile desteklediği için bu hâl husule gelir.