Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI 244) - Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (48) - Ömer Öngüt
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (48)
EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI 244)
Dizi Yazı - "Hâtemü'l-Evliyâ" Hakkındaki Beyan ve İfşaatlar
1 Mayıs 2021

 

EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (244)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (48)

Âlemlerin Rabb’ine Sülûkun Keyfiyyeti Risâlesi
(Risâletü Keyfiyyeti’s-Sülûk ilâ Rabbi’l-âlemîn) / 8

 

Onlardan (Has velilerden) herhangi bir kimsenin vakti ancak bir saat, bir gün, bir Cuma, bir ay, tek bir yıl, kendi ömründeki tek bir an kadardır.

İnsanlardan bir kişinin ise kendisine âit hiçbir vakti bulunmaz. O’na harcanan vaktin en uzununun kendisinde bir araya getirildiğine delâlet eden [bu] şahıs öyle bir kimsedir ki; kendisinden sıyrılıp çıkmak ve boşa çıkmak sûretiyle ilâhi hikmetlere mahrem olup, artık kendisine harcayabilecek hiçbir vakti olmaz.

Hiç şüphe yok ki o melekût kapısını; mülk ve melekûtu müşâhede edeceği, kalbinde açılan boşluk ve yalınlığın içinde karar kılacağı yeri elde eder.

Daha önce hiç açılmamış ilâhi müşahedeye göre “İlm-i billâh”; yani “Allah’ı bilme” kapısına gelince; süratli, göz açıp kapayıncaya kadarki âlemi ile onun kalbinin dolup taşmasıdır; yani “Mülk” ve “Melekût”tur.

Onun yanında Allah’ın kıymet ya da hatırı, başkaları için olandan çok daha büyük, hatta en büyüktür.

Bil ki, ortaya konulan bu işlerle insan O’nun üzerinde sülûk edince, yani O’nunla kâim olunca; artık cennet dışında onun daha ötesindeki işlere yönelik hiçbir çaba ve gayreti olmaz.

İşte gerçek “kul” olabilen kimse ancak budur.

O yüksek ilâhi himmete sahip olduğu gibi; bozulmazlık ve değişmezliğin, kendisine yönelinen yüksek mertebenin sahibi de yine odur.

İbadetlerin ötesinde kendisine addedilemeyecek herhangi bir şeyle alâka kursa; artık onun herhangi bir şeyi keşfetmesi imkân dahilinde olmaz, ilâhi himmetiyle ayakta da duramazdı. Aksine o hastalıklı bir şekilde benzerlikleri sahiplenir, mânevi kuvvetleri tümüyle elinden düşerdi.

İlâhi irade onun katında tecelli eder, hareketi ilâhi himmetledir. Atma ve hükümsüz bırakma onun vesilesiyle gerçekleşir.

Sadece ilâhi himmetle onun Matlûb’una vâsıl olmasına imkân var mıdır?

Onun ilâhi himmetle, kemâlât sahipleri ve diğerlerine nispetle sayılı kişilerden olması düşünülemeyecek bir şey değildir.

O erişilmesi gerekenleri tahsil etmekle değil, hakikatin aynına ve özüne vâsıl olmakla O’nun ilâhi himmetine hak kazanır. Câhil olan ise onun ona erişemediğini söyler. Bu öylesine dehşetli bir şeydir ki, hicâb (perde)lerin kaldırılışı nispetinde ona yerleşir.

İlâhi ilmi de öyle bir şeydir ki, O’nun katına teveccüh edip yönelişi nispetinde kendisine ilkâ olunan ilâhi müşâhede nispetinde onun için hâsıl olup, onu, kendisinden daha yukarıda hiç kimsenin olmadığı şeye ulaştırır.

Onun hakkında zâhir olan şey zuhûr ile gerçekleşmez. Zâhir sadece ve tek başına göz için geçerli olur. Onun yüzlerinin ise nihayeti yoktur ve bunun eserleri de bizim içimizdedir.

Âlemin mânevi kuraklığı ebediyyen zevâle ermez; O’nunla alâka kurup yol tutanların idâmesi de hiçbir zaman sona ermez. Bunun misâli ise işleyen şeylerin işleyişidir ki, nefes alanların nefes alışı da bu misâlin içine dahildir.

Âlemlerin Rabb’i olan Allah’a hamd olsun!

Allah’a hamd ile ve O’nun güzel inâyet ve tevfîki ile kitap tamamlandı.


  Önceki Sonraki