Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI 236) - Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (40) - Ömer Öngüt
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (40)
EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI 236)
Dizi Yazı - "Hâtemü'l-Evliyâ" Hakkındaki Beyan ve İfşaatlar
1 Eylül 2020

 

EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (236)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (40)

 

Âdemoğlu’nun Yaratılışı Hakkında Bir Risâle (8)

Bâtıni hikmete gelince;

“Allah var idi ve O’nunla birlikte başka bir şey mevcut değildi.” (Buhârî, Hâkim, Taberân;, Muttakî el-Hindî, Kenzü’l-‘Ummâl, c. 50, s. 298)

Sırrına muttali olunan “Başlangıç (Varlıkların ve yaratılışın başlangıcı) ilmi”dir. Bu ise “Hikmetü’l-ulyâ”dır.

Daha sonra ise O’nun kendi mülkünü izhar etmesi, sonra Rubûbiyet’ini izhar etmesi, sonra ilâhi tedbir (İdâre) ve Makâdir (Takdir ve dileme)sini izhâr etmesi, sonra yarattıklarını, sevap ve ikâb (azap) yurdunu, tahtlar ve ubûdiyet (kulluk) yurdunu izhar etmesi ve sonra da bizim yaratılışımızı izhâr etmesidir.

İşte “Hikmetü’l-ulyâ” budur.

İlâhi ilmin bu türleri bir kimsede toplanıp bir araya gelince, Allah artık Kur’an’ın ilmini bütünüyle onda toplamış olur.

İşte bunun içindir ki, o:

“Ben nübüvveti, biri kendisine vahyedilmeyen iki taraf arasına yerleştirdim.” buyurmuştur. (Tirmizî)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu yüzden şöyle buyurmuştur:

“On iki peygamberin ümmetimden olmalarını temenni ederim.” (Tirmizî, Hatmü’l-Evliyâ, s. 316, 394)

Yani bu sınıfın dengini ve benzerini kastetmiştir.

Sonrasına gelince; O’nun bahşedeceği, şükrü gerektiren mânevi üstünlükten yana her ne varsa; O’nunla var olup ayakta durmaktan ve onun hakkında Allah için öğüt verip nasihatte bulunmaktan yana şükrü gerektirecek her ne varsa, bu hususlarda istenilebilecek her mânevi üstünlüğe sahip olan odur. Nasihat ise, bize verilmeyen bir takatin gücüyle bu Kur’an’da onun kendisi hakkında görünür kılınanlarla ilgilidir.

İlâhi yardım için inleyip çığlıklar atarak Allah’a ulaşma, hidayet hakkında O’na iltica edip kaçma, içindeki başka maksat ve gayelerden O’na sığınma işte ona verilmiştir.

O ancak ilâhi tevfik ve yardımı ister, hiç şüphesiz ilâhi tevfik ve yardım, destek bakımından akıldan da, ilimden de daha üstündür. Zira ilâhi tevfik ve yardım, kulu kendi irade ve dilemesinden sıyırıp çıkararak en büyük rahmete ulaştırır.

Bu konudaki sözler bizim kendi görüşlerimiz değildir, bilâkis O’nun kendi ilminden bize verdiği şeylerdir.

İlâhi vergiden gelen bilgi, yüklenilip taşınan ilimden başkadır. O ilim, haber verilenlerin yardımıyla kalemlerle kuşatılıp kapatılmıştır. İlâhi vergilerden gelen bilgi ise ilâhi nurun yardımıyla, yakınlık meclislerindeki hadis (söz)’le perdelenip kapatılmıştır.

Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Sizden önceki ümmetler içinde Allah tarafından kendileriyle konuşulan kimseler vardı. Eğer benim ümmetimin içinde de onlar gibi bir kimse varsa, o şüphesiz Hattâb oğlu Ömer’dir.” (Buhârî, Sâhîh-i Buhârî, c. 4, s. 200; Tirmizî, Nevâdirü’l-Usûl, c. 3, s. 138)

Aynı şekilde, İbn Abbâs da:

“Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki…” (Hâcc: 52)

Âyet’ini: “Ve muhaddes (ilham olunan) kimse yoktur ki…” şeklinde kıraat etmiştir. (Buhârî, Usûlü’l-Kâfî, c. 1, s. 230-231)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den rivâyet edildiğine göre şöyle buyurmuştur:

“Her kim Kur’an âyetlerine kendi reyine göre, karşılıksız ve hatalı bir şekilde mânâ verirse cehennemden kendisine yer hazırlasın.” (Suyûtî, Câmi‘u’s-Sağîr, c. 2, s. 536, Had. no: 8900; Tirmizî, Câmi‘u’s-Sağîr, c. 2, s. 8899; İbn-i Kesîr, Tefsîr-i İbn Kesîr, c. 1, s. 14)

Bu ise arzu ve şehvetlerin bulanıklığı ile karışmış, onun bulutlarının karanlık gölgesi altında kalmış, aklı darmadağın olmuş kimsenin aklıdır. Kendi rey ve görüşüyle konuşunca onun bir karşılığı olmaz, o sadece sakınılması gereken aklından delil ve burhan olmaksızın bir şeyler ortaya atmış olur.

O Allah’tan perdelenmiş biriyken nasıl ona güvenilebilir?..

Allah Azze ve Celle’nin:

“Ey Dâvud! Kalpleriyle şehvetlerine tutunanların akıllarıyla kendi arama ben perde koyarım.” buyurduğunu işitmez misin? (Tirmizî, Menâzilü’l-Kurbe, s. 48)

Hamd âlemlerin Rabb’i olan Allah’a, Allah’ın salâtı ve çokça teslimiyet -mahşer gününe dek dâimâ ve ebediyyen Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in ve onun tertemiz âl ve ashâbının üzerine olsun.

Âlemlerin Rabb’i olan Allah’a hamd ile tamamlandı.


  Önceki Sonraki