Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (227) - Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (31) - Ömer Öngüt
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (31)
EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (227)
Dizi Yazı - "Hâtemü'l-Evliyâ" Hakkındaki Beyan ve İfşaatlar
1 Kasım 2019

 

EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (227)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (31)

 

"Bismillâh"ın Hakikati Hakkında Bir Bâb:

Ebu Abdullâh [Muhammed bin Ali el-Hakîm et-Tirmizî] -rahimehullâh- buyurdu ki:

Bana "Bismillâh"ın hakikatinden soruyorsunuz.

Hiç şüphe yok ki dünya, Allah tarafından ilkâ olunmuş şehvetler nedeniyle O'nun bir zehiridir. İşte "Bismillâh" ile o zehir zararsız hâle getirilinceye kadar alıkonulur. O (zehir) ise dünyaya ve onun göz kamaştıran şeylerine düşkün olmaktır.

"Elhamdülillâh" ise kulu onun vebâlinden sıyırıp çıkartır ve Allah'a ulaştırır. Nitekim Allah kullarından gizlenmiştir, onun vebâlinden sıyrılıp O'na doğru çıkar.

Kişi için Ulûhiyyet'e vâsıl olmanın hakikati Haber'de bizlere şöyle rivâyet edilmiştir:

"Allah'ın salâtı kendisinin üzerine olsun, Âdem kendisine 'Bismillâhir-Rahmânir-Rahîm' inzal buyurulduğu vakit: 'Benim neslimi azaptan isminle koru!..' dedi."

İşte bu, Ulûhiyyet'in hakikatine vâsıl olan kimse için de geçerlidir.

Allah'ın salâvâtı kendisinin üzerine olsun, tâ ki Süleyman vaktine dek ondan sonra bu başka hiçbir kimseye indirilmemiş, sonra yine herhangi biri üzerine inzâl edilmemiş; bundan sonra ancak bizim Peygamber'imizin -salâvâtullâhi ve selâmuhu aleyh- üzerine indirilmiştir.

Şu kadar var ki, Süleyman -salavâtullâhi aleyh-e de dünya mülkü, O'nun mülkünü zaptedici olduğu için ancak "Bismillâhir-Rahmânir-Rahîm" le verilmiştir.

Bizim Peygamber'imize de -salâvâtullâhi ve selâmuhu aleyh- hem mülk, hem nübüvvet (peygamberlik) verilmiş ve ayrıca halkın kâffesi üzerine gönderilmiş, onun üzerinde bir kuvvet ve kudrete erişmesi için bu da ona ihsan edilmiştir (Geylânî, Gunye, I, 152).

Rivâyet edildiğine göre Hâlid ibnü'l-Velîd -radiyallahu anh- önüne konulan bir zehirin tesirinden kurtulmak üzere: "Bismillâhir-Rahmânir-Rahîm" demiş ve sonra onu içmiştir.

Süleymân et-Temîmî'nin bununla ilgili rivâyetine göre; ona zehiri sunan bizzat kendi câriyesi olmuş, o ise "Bismillâh!" diyerek onu tereddütsüz içmiş ve [ona] şöyle demiştir:

"Benden git, artık sen hürsün!.."

İşte "Bismillâh"ın hakikati, Ulûhiyyet'e ve O'nun huzur-ı İlâhi'sinde on kat hamdle Hamd'in hakikatine vâsıl olacak bir kimse için de geçerlidir. Zira o Hamd'e ulaşacak olan öyle bir kimsedir ki; o, daha önce yarattıklarından herhangi birinin O'nu hiç hamd etmediği bir şekilde, bizzat kendi varlığıyla O'na hamd eder.

 

"Hamd" Hakkında Bir Bâb:

Ebu Abdullâh [Muhammed bin Alî el-Hakîm et-Tirmizî] -rahimehullâh- buyurdu ki:

"Hamd" sözü, söylendiği zaman teyakkuzda olanın kendisiyle uyandığı çok geniş bir kelimedir. Bu ise bu kelimenin ilahi "Marifet" mahrecinden çıkmasından ileri gelir.

Herhangi bir belirsizlik ve tuhaflık olursa "Hamden lillâh: Allah'a hamd olsun!" denilmiş olacağı için, "Elif" ve "Lâm" ona dahil edilince bu, öncesinde malum olan şeye işaret edilir gibi olunduğuna delâlet eder, biz de bu söze ulaştıran daha öncenin de evveline bakmış oluruz.

Nitekim biz böyle bir şeyi, Âdem -salâvâtullâhi aleyh-in aksırdığı zaman: "Elhamdülillâh!.." dediğine ilişkin bir haberin içinde mevcut buluyoruz (Tirmizî, Nevâdirü'l-Usûl, II, 82; Tirmizî, Sünen, Had. no.: 3368; Muttakî el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, Had. no.: 15123; Hâkim, el-Müstedrek, Had. no.: 2553)

O, onun konuşmasının başındaki ilk kelimedir, öyle olur ki; O'nunla belirsizlik ve gariplik üzere değil, öncesinde Hamd'e işaret etmiş gibi ilâhi marifet üzere konuşmuş olur. İşte buna "Hamd" diyoruz.

Bizim nazariyemize göre asıl "Elhamdülillâh" diyen o kimsedir ki; O'nun yarattıklarını yaratışından daha önce, kendi varlığı ile Rabb'ine hamd edebilendir. İşte "Hamd"in en kâmil, en olgun ve en geniş olanı böyledir.

"İntibâh", yani "Mânevi uyanıklık"ın aslı ise "Elhamdülillâh" dediklerinde "Elif"le buluşup ülfet etmektir. Kalpleriyle bu hamde işaret edebilenler ise o kimselerdir ki, konuşmalarının kemâlâtı ve ilâhi nurlarının fazlalığı ile O'na kendi varlığı ile hamd eder ve: "Bu hamd Allah iledir." derler.

Bunun içindir ki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- den gelen rivayette şöyle buyurulmuştur:

"Sübhânellâh = Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim' sözü mizanın yarısını doldurur; 'Elhamdülillâh = Allah'a hamd olsun' sözü ise mizanı doldurur." (Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, Had. no.: 4635, 4637)

Hiç şüphe yok ki mizanı, yani teraziyi dolduran kelimenin söylenildiğinde tarifi ve tavsifi mümkün değildir. O ise kalbiyle işte buna işaret edebilir.


  Önceki Sonraki