Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
HAZRET-İ MUHAMMED  Aleyhisselâm - Bedir Savaşı (11) - Ömer Öngüt
Bedir Savaşı (11)
HAZRET-İ MUHAMMED  Aleyhisselâm
Dizi Yazı - Resulullah Aleyhisselâm'ın Hayat-ı Saâdetleri
1 Eylül 2011

 

HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

Hicretin İkinci Yılı

Bedir Savaşı (11)

 

Esirler Hakkında İstişare:

Esirlerin ne yapılacağı hususunda henüz bir vahiy gelmemişti. Resulullah Aleyhisselâm Medine'ye döndükten sonra Ashâb'ını toplayarak istişare yaptı.

Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-, kurtuluş fidyesi karşılığında esirlerin serbest bırakılması fikrinde olduğunu söyledi. "Alacağımız fidyeler kâfirlere karşı bize bir kuvvet olur. Allah'ın onlara doğru yolu göstermesi ve kendilerinin bize yardımcı olmaları da umulur." buyurdu.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- ise:

"Bunlar seni yalanladılar, doğup büyüdüğün yurdundan çıkardılar, seninle savaştılar. Vur gitsin boyunlarını!" diye cevap verdi. Hatta: "Filân ve filân benim akrabamdandır. Emir ver onları ben öldüreyim. Âkil'i kardeşi Ali'ye, Abbas'ı kardeşi Hamza'ya ver, onlar öldürsünler."diye fikrinde ısrar etti.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Yâ Ömer! Senin halin Nuh Aleyhisselâm'a benzer. O: 'Ey Rabb'im! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!' diye duâ etmişti. (Nuh: 26)

Yâ Ebu Bekir! Senin halin de İbrahim Aleyhisselâm'a benzer. O: 'Bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi sana havale ederim.' demişti." (İbrahim: 36)

Daha sonra meseleyi heyetin istişaresine arzetti. Ashâb-ı kiram'ın çoğunluğu Ebu Bekir -radiyallahu anh-in fikrinde oldular. Kendisi de bu fikri uygun görüp, esirlerden dörder bin dirhem bedel alınarak salıverilmesini emretti. Bu arada durumlarına göre fidye olarak üçer bin, ikişer bin ve biner dirhem alınması kararlaştırılanlar da vardı.

Esirlerden fidyelerini ödeyenler serbest bırakıldı. Ödemeyenler ise on müslüman çocuğa okuma yazma öğretmek şartıyla serbest bırakılacaklardı. Bu sayede Medine'de okuma yazma bilenlerin sayısı artmış oldu.

Medine-i münevvere'ye getirilen esirler evlere dağıtıldı. Resulullah Aleyhisselâm esirlerin yeme içmelerine dikkat edilmesini tembih etti. Ashâb-ı kiram esirlere yeni elbiseler giydirdiler, yedirip içirdiler.

Esirlere yapılan bu muamele, istişâre neticesiydi, ancak Âyet-i kerime nâzil olunca durum değişti.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

"Hiçbir peygambere yeryüzünde ağır basıp düşmanı yere sermeden esir almak yaraşmaz." (Enfâl: 67)

Hiçbir peygamberin savaşta düşmanın esas kuvvetlerini iyice vurup, belini kırıp, askerlerini yerinden kımıldatamaz hale getirip, İslâm'ı yüceltecek şekilde kâfirlere karşı kesin zafer elde edinceye kadar savaşmadıkça esir alması ve esirlerden fidye alması doğru bir hareket değildir. Ancak hedef gerçekleştikten sonra esir alınabilir.

"Siz geçici dünya malını istiyorsunuz." (Enfâl: 67)

Onlarla gereğince savaşmadan, Allah düşmanlarını kesin bir yenilgiye uğratmadan önce fidye almak istemenizle geçici dünya menfaatini istiyorsunuz.

"Oysa Allah ahireti kazanmanızı istiyor." (Enfâl: 67)

Küfrün kahra uğrayıp din-i İslâm'ın izzet bulmasını, bu sayede ahiret hayatınızın selâmette olmasını, buna göre sevap kazanmanızı ve ebedî olan ahiret saâdetini gözetmenizi emrediyor.

"Allah güçlüdür, yegâne hikmet sahibidir." (Enfâl: 67)

Emir ve iradesine karşı gelmenin sonu çok tehlikelidir. Her emrinde mutlak bir hikmet, kullarının anlayamayacağı bir menfaat vardır.

"Eğer daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu." (Enfâl: 68)

Çünkü ganimet mallarının helâl olacağı, Bedir mücâhidlerinin azaba uğramayacakları vaktiyle Levh-i mahfuz'da yazılmış bulunmakta idi.

Onlar, bu esirler hayatta kalacak olursa, belki müslüman olmalarına sebep teşkil eder düşüncesinde idiler ve onlardan alınacak fidye ile cihad güçlerini daha da artıracakları kanaatine sahip olmuşlardı. Onları öldürmenin İslâm'ı daha da güçlendireceğini, geriye kalan kâfirlerin kalplerine daha bir korku salacağını farkedememişlerdi. Henüz düşman üzerine tam bir hâkimiyet kurulmuş değildi. O sırada düşmanın biraz uyanık davranması büyük bir felâket getirebilirdi. Bu ince noktaya dikkat edilmediği için bir sene sonra yapılan Uhud savaşında bunun çok zararı görüldü.

Nitekim diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:

"(Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun!

Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir edin). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye alarak salıverin." (Muhammed: 4)

Bu da ancak müslümanların üstün olması ve kâfirlerin ezilmesiyle olur.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- der ki:

"Ertesi günü geldiğimde Resulullah Aleyhisselâm'la Ebu Bekir Sıddîk'ı ağlar bir halde buldum. 'Yâ Resulellah! Neden ağlıyorsunuz? Öğreneyim de, gerekirse ben de sizinle birlikte ağlarım.' dedim.

"Bana senin arkadaşlarının teklif ettiği fidye meselesine ağlıyorum. Gerçekten onların azapları bana şu ağaçtan daha yakın arzolundu." buyurdu ve nâzil olan Âyet-i kerime'leri okudu." (Müslim: 1763)

Çok geçmeden müteâkip Âyet-i kerime nâzil oldu. Ashâb-ı kiram'ın bağışlandığı açıklandı:

"Elde ettiğiniz ganimetleri helâl ve temiz olarak yiyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan ve merhamet edendir." (Enfâl: 69)

Şimdi bu aldıklarınızdan faydalanın, size hakkında herhangi bir hüküm vermediği hiçbir şeyi yapmaya kalkışmayın.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurdular ki:

"Eğer bu fidyeler sebebiyle Allah'ın azabı inseydi Ömer'den başkası kurtulmazdı."

Sa'd bin Muâz -radiyallahu anh- da esirlerin öldürülmesi taraftarı idi. Resulullah Aleyhisselâm onun hakkında da aynı sözü söylemiştir.

Bedir savaşında ölümden kurtulup kaçan, müstehak oldukları cezaya çarptırılamayan müşrikler hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Kâfirler (kendilerini kurtarıp) geçtiklerini sanmasınlar. Şüphesiz ki onlar (Allah'ı) âciz bırakamazlar." (Enfâl: 59)

Bu Âyet-i kerime onların er geç azaba uğrayacaklarını, kendilerinden intikam alınacağını haber vermiş, nitekim öyle de olmuştur.

Resulullah Aleyhisselâm'dan önceki peygamberlerden hiçbiri, savaşta düşmandan alınan ganimetlerden yememişti.

Nitekim bir Hadis-i şerif'te şöyle buyurulmaktadır:

"Benden öncekilere helâl kılınmamışken ganimetler bana helâl kılındı." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 223)

İslâm dininde her işi Allah için yapmak esastır. Ganimet malı her ne kadar helâl ise de, bu hususta takvâ gösterenlerin ahiretteki ecir ve sevapları kat kat fazla olacaktır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir diğer Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Allah yolunda gaza ederek ganimet alan hiçbir ordu yoktur ki, ahirette alacakları ecirlerinin üçte ikisini peşin almış olmasınlar. Kendileri için üçte bir kalır. Ganimet almazlarsa ecirleri kendilerine tam verilir." (Müslim: 1906)


  Önceki Sonraki  

Diğer Yazıları
TÜM YAZILAR