Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ - Alâk Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (2) - Ömer Öngüt
Alâk Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (2)
KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ
Dizi Yazı - Tefsir
1 Ocak 2010

 

Alâk Sûre-i Şerif'inin Tefsiri (2)

 

Ebu Cehil ve Ateşten Hendek:

Mekke döneminde iken müşriklerin şiddetli düşmanlıklarına rağmen Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'ı, kudret ve hikmetiyle halkettiği ciddî sebeplerle korumuştur.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- anlatıyor:

"Bir gün Ebu Cehil: 'Muhammed aranızda hâlâ yüzünü toprağa sürtüyor mu?' dedi. 'Evet!' cevabını alınca:

'Lât ve Uzza'ya yemin olsun! Onu böyle yaparken görürsem, mutlaka boynuna basarım, yahut mutlaka yüzünü toprağa gömerim.' dedi.

Az sonra Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken boynuna basmak üzere onun yanına yaklaştı. Fakat birdenbire onu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler. Kendisine: 'Sana ne oldu?' dediler.

'Onunla benim aramda ateşten bir hendek, korkunç bir şey ve birtakım kanatlar var!' cevabını verdi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de:

'Eğer bana yaklaşmış olsaydı, melekler onu uzuv uzuv kapıp parçalayacaktı!' buyurdu.

Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Alâk sûre-i şerif'indeki (mütebâki) âyetleri indirdi."

"Gerçek şu ki insan kendini zengin (kendi kendini yeterli) gördüğü için azgınlık eder." (Alâk: 6-7)

"Tağâ" kelimesi; sınırı aşmak, isyanda ve karşı çıkışta çok fazla ileri gitmek, haddi tecavüz etmek mânâlarına gelir. "Tuğyan" da bu kelimeden gelmektedir.

İnsan birçok nimetlere kavuştuğu ve kendisini başkalarına ihtiyaçtan uzak gördüğü, kendisinde istediğini yapabilecek bir güç, bilgi ve kabiliyet olduğunu zannettiği zaman artık Allah-u Teâlâ'yı unutur. Dilediğini dileme ve yapabilme güç ve irâdesine sahip olan kudretin yalnızca Allah-u Teâlâ olduğunu aklından çıkarır.

İşte bu durum, insan için tuğyana açılan bir kapıdır. Artık aklına geleni yapar, hak-hukuk, had-hudud tanımaz olur. Rabb'ine şirk koşmaya, nefsini O'nun yerine geçirip hevâ ve heveslerinin peşinden gitmeye başlar. İşte bu hâl "Tuğyan"dır ve bu gibi kişiler Kur'an-ı kerim'in ifadesi ile "Tâğut"tur.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde Firavun'un, Nuh kavminin, Semud kavminin müşrik elebaşı Ebu Cehil'in ve daha başka, üzerlerine ilâhi gadabın hak olduğu milletlerin ve kişilerin isyankâr durumlarını "Tuğyan" kelimesi ile beyan buyurmaktadır.

Bunlar kendilerini dünyanın en büyüğü olarak görmüşlerdi. Her istediklerini yapabilecek güce sahip oldukları zannına kapılmışlardı. Âyet-i kerime'de belirtildiği üzere"Tuğyan"ın içine dalmışlardı.

Tuğyankâr insanların elebaşıları ve önde gelenleri kendi tuğyanlarını haklı göstermek için, var güçleri ile bâtıl deliller üretirler, kendi zanlarını hüküm yerine koyarlar. Böylece diğer insanlar da bunların koydukları zan hükümlerini kabul ederler, Allah-u Teâlâ'nın hükmünü bırakırlar.

Hülâsa olarak haddi-hududu aşan her şey Tâğut'tur, şeytan ise bütün haddi aşanların arkasındadır.

İlk hükümleri tebliğ eden Âdem Aleyhisselâm'dan, son ve mütekâmil hükümleri tebliğ eden Muhammed Aleyhisselâm'a kadar İslâm dinini beşeriyete takdim eden bütün Peygamber Aleyhimüsselâm Hazerâtı ümmetlerine Tâğut'tan kaçınmalarını ilân etmişlerdir.

Şüphesiz ki dönüş Rabb'inedir." (Alâk: 8)

Mal ve mülk edinmeyi tek hedef seçen, dünyada devamlı kalacağını zanneden, ahirette karşılaşacağı hesabı unutan kişi için hiçbir kurtuluş ümidi yoktur. Azgınlığının sonucunu işte ancak o zaman görecektir.

Mütebâki Âyet-i kerime'lerde insanın azgınlığına ve cehâletine küfrün elebaşılarından olan Ebu Cehil örnek olarak gösterilmektedir:

"Namaz kılarken bir kulu men edeni gördün mü?" (Alâk: 9-10)

O Resulullah Aleyhisselâm'ı Rabb'ine kulluk etmekten engellemeye çalıştığı için gerçekten çok çirkin ve iğrenç bir iş yapıyor!

"Gördün mü? Ya o kul doğru yolda ise?" (Alâk: 11)

Ey kâfir! Eğer o kul Allah'ın sevip seçtiği, yolunda bulundurduğu, Hakk yoluna dâvet için görevlendirdiği bir dâvetçi ise, bu durumda senin bu engellemenin sorumluluğunun ne kadar büyük bir vebal, cezâsının da ne kadar ağır olduğunu hiç düşündün mü?

"Veya takvâyı emrediyorsa?" (Alâk: 12)

Eğer o mümtaz kul halka kötülüklerden sakınmayı öğütlüyorsa, insanların dünya saâdetine ve ahiret selâmetine kavuşması için kendisini tüketircesine çalışıyorsa; bu güzel dâvetçiye karşı çıkmanın, hafsalanın alamayacağı kadar büyük bir sapıklık olduğunu hiç göz önüne getirdin mi? Sen onu nasıl engellemeye çalışıyorsun?

"Gördün mü? O (meneden, Peygamber'i) yalanlıyor ve (doğru yoldan) yüz çeviriyorsa?" (Alâk: 13)

Hem yalanlıyor, hem inanmıyor, hem de muhalefet ediyor, böylece suç üstüne suç işliyor, küfrü katmerleştikçe katmerleşiyor. Şimdiden cehennemdeki ateşini hazırlamış oluyor.

"Allah'ın daima kendini görmekte olduğunu bilmiyor mu o?" (Alâk: 14)

Allah-u Teâlâ onun yalanlamasını da karşı koymasını da, imansızlığını da bilmekte ve yaptıklarını görmektedir. Bu beyân-ı ilâhî büyük bir tehdittir. Zâlimlere bir zamana kadar ruhsat verecek, verilen mühlet kısa bir zaman sonra bitince iplerini çekecek ve zulümlerinin karşılığını verecektir. Nitekim Ebu Cehil öyle olmuştur. Her zamanın zâlimlerinin âkıbeti de böyle olacağında hiç şüphe yoktur. Çünkü o âdil-i mutlaktır.

Bu Âyet-i kerime aynı zamanda zâhirî ve bâtınî bütün ibadet vazifelerini, iman esaslarını, kalplerin ihlâsını izah etmektedir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyururlar:

"İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Zira sen O'nu görmüyorsan bile O seni görüyor." (Müslim: 1)

Her yerde hazır, insanın her hâline nâzırdır.

Bu hâle gelen bir mümine Allah-u Teâlâ'nın her yerde mevcut olduğu hakikati zuhur eder, müşahede mertebesine yükselir. Rubûbiyet nurları, Ehadiyet sırları tecelli eder.

"Hayır! Hayır! Eğer bundan vazgeçmezse, yemin olsun ki onu perçeminden tutup sürükleriz. Yalancı, günahkâr perçeminden!" (Alâk: 15-16)

Sapıklığından vazgeçmezse, Hakk ve hakikati yalanlamaya, isyan ve tuğyana devam ederse; o perçemin sahibini küçük düşürür, hor ve hakir kılar, yakıcı ve horlayıcı ateşe sürükleriz! Onun durağı cehennemden başka bir yer değildir.

"O hemen gidip meclisini (taraftarlarını) çağırsın!" (Alâk: 17)

Deniz köpüğü ve saman alevi gibi olan bâtılın taraftarları, körü körüne peşinden gittikleri küfür liderlerini kurtarabilirlerse kurtarsınlar! Fakat ne mümkün!

"Biz de zebânîleri çağıracağız." (Alâk: 18)

O zaman bizim taraftarlarımızın mı yoksa kendi taraftarlarının mı galip geleceğini görmüş olur.

Cehennemde son derece sert tabiatlı, güçlü-kuvvetli ve sayılamayacak miktarda merhametsiz zebaniler bulunur, azaplara nezaret ederler.

Allah-u Teâlâ onlara ne emrederse ona koşarlar, bir göz kırpması kadar bile emr-i ilâhîden geri durmazlar. Hiçbir emri sonraya bırakmazlar, hemen yerine getirirler.

Haşin tabiatları azabın tabiatına uygundur. Bu haşin tabiatları sebebiyle, o şiddetli ateşin içinde azap yapmakla vazifelendirilmişlerdir. İşkence işlerini onlar tanzim etmektedirler. Onların bir adı da "Hazene-i cehennem"dir ki, cehennem bekçileri demektir.

Zebanilerin yapıları son derece ürkütücü bir görünümde, şiddet ve kesafettedir. Gözleri yıldırım gibi, dişleri demir gibidir, ağızlarından ateş yalınları çıkar.

Onlar sadece suçluya verilen cezâyı uygularlar. Kâfirlere karşı içlerinden merhamet duygusu silinmiştir, hiç kimseye zerre miktarı acımazlar. Çünkü onlar gazaptan yaratılmışlardır. İnsanoğluna nasıl yemek ve içmek sevdirilmişse, onlara da suçlulara işkence etmek sevdirilmiştir.

Bunların başkanları da "Mâlik"dir ve "Cehennem muhafızı" olarak anılmaktadır.

"Hayır! Ona itaat etme!" (Alâk: 19)

Rabb'in ne emrediyorsa onu olduğu gibi yerine getir, itaatında sebat et, onların arzu ve heveslerine kapılma!

"Rabb'ine secde et ve O'na yaklaş!" (Alâk: 19)

Namaz ve yakınlığa sebep olan diğer ibadetlerle Rabb'ine yakın ol!

Çünkü bir Hadis-i şerif'e göre; kulun Rabb'ine en yakın olduğu an, O'na secde hâlinde olduğu andır.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre: Resulullah Aleyhisselâm bu Âyet-i kerime'yi okuduğu zaman tilâvet secdesi yapardı.


  Önceki Sonraki