Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
MAKALE - İnsanın Dili Kendine Düşmanıdır! - Ömer Öngüt
İnsanın Dili Kendine Düşmanıdır!
MAKALE
Misafir Yazar
1 Mart 2003

 

İnsanın Dili Kendine Düşmanıdır!

 

Hatice Aydın


Her türlü ayıp ve kusurdan münezzeh olan Yüce Rabb’imiz, bedenimizi en lâtif ve en güzel şekilde tam olarak yaratmış, süslemiş, uzuvların herbirini vazifelendirmiş. Uzuvların şekil, hikmet ve faydalarını ne dil anlatabilir, ne de akıl anlayabilir. Kudretini, ilminin kemâlini, sanatını, merhametini hafızalar almaz.

Tat ve konuşma organımız olan dilimizin, kemiksiz ve ıslak olmasının hikmeti; lokmayı hareket ettirmek, harflerin sesini çıkarmak, ses ve sözü bildirmek içindir. Daha dilimizin yapısında nice hikmet ve faydalar vardır amma gel gör ki biz zavallı şükrü az, nankör insanlar Rabb’imizin bu ikramlarını ne görebiliyor, ne de O’nun beğenip râzı olacağı şekilde kullanıyor. Dilimizi kötü sözler konuşmaktan, kullağımızı da çirkin sözler dinlemekten koruyup bu organların şükrünü veremiyoruz.

Yüce Sahibimiz, dilimizi insanlar arasında sevgi, saygı, yardımlaşma gibi güzel hasletler oluşturacak şekilde güzel konuşmamızı, araya buğz, kin, öfke, düşmanlık gibi kötü duyguları oluşturacak çirkin sözlerden korumamızı emir buyurmuştur.

Güzel söz; bizi Hakk’a ve halka sevdirecek dünya ve ahiretimizi mutlu kılacak olan çok mühim bir ameldir.

Güzel söz; doğru, faydalı, sevindirici, sevdirici, muhatabın sevgisine uygun olan sözdür.

Âyet-i kerime’de:

“İnsanlarla güzel konuşun.” buyuruluyor. (Bakara: 83)

Bizi Allah’tan uzaklaştıran, cehenneme düşürecek olan amellerin başında dil suçları gelmektedir.

Dilin yaptığı bu günahları kısaca belirtelim.

 

Boş konuşma:

Bir şeyi kısa bir konuşma ile ifade etmeli, çünkü ömür sermayesi olan zamanı boşa harcamamak gerekir.

Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emredenlerin sözünde hayır vardır.” (Nisâ: 114)

Ebu Derdâ -radiyallahu anh-çenesi düşük bir kadın gördüğünde şöyle dedi:

“Eğer bu kadın dilsiz olsaydı, onun için daha hayırlı olurdu.”

 

Başkasının sözüne itiraz etmek, tartışmak:

İnsanı öfkelendiren, üzücü, ürkütücü bir konuşma şeklidir. Bazı insanlar vardır ki, kim ne söylerse kabul etmez, “Hayır öyle değildir” der. Bu tip konuşmalarda üzüntü ve kalp kırmak meydana gelir. Konuşma da eksiklik ve yanlışlık varsa nasihat yolu ile söylenir. Kabul etmek ümidi yoksa tartışmaya neden olmamak için susulur.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kardeşinle tartışma, onunla alay etme?

Ona bir söz verdiğin zaman sözünde muhalefet etme.” (Tirmizî)

 

Çirkin söz söylemek, sövmek:

Sözlerde incelik göstermek, nazik şekilde konuşmak İslâm ahlâkındandır. Açık söylenmesinde utanılan şeyleri kinâye ile belirtmek gerekir. Çünkü açık olarak konuşmak çirkin konuşmak demektir.

Örneğin: “Benim karım” sözü yerine “Çocuklarımın annesi” veya “Hanımefendi” denmelidir.

Peygamber Efendimiz:

“Çirkin söz söyleyen, söven kimseye cennet haramdır.” buyurmuşlardır.

 

Lânet etmek:

Allah’ın sevgisinden, ilgisinden uzaklaştırmak demektir. Hayvana, insana, eşyaya neye olursa olsun, lânet etmek kötüdür.

Peygamber Efendimiz buyururlar ki:

“Mümin lânet etmez.” (Tirmizî)

Şer’an lânet etmenin câiz olduğu insana lânet etmek câizdir. “Allah, Ebu Cehil’e lânet etsin” gibi.

 

Yalan yere söz vermek:

Âyet-i kerime:

“Ey iman edenler! Verdiğiniz sözü yerine getiriniz.” buyuruluyor. (Mâide: 1)

Elden geldiği müddetçe verilen sözü yerine getirmeliyiz.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmaktadırlar:

“Üç şey vardır ki, bunlardan biri kimde bulunursa namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır.

Konuşunca yalan söyler, sözünde durmaz, kendisine verilen emanete hıyanet eder.” (Müslim-Buhârî)

 

Yalan konuşmak ve yalan yere yemin etmek:

Âyet-i kerime’de:

“Yalandan kaçının.” (Hacc: 30)

Peygamber Efendimiz:

“Muhakkak ki yalan, ateşin kapılarından bir kapıdır.”

Peygamber Efendimiz, yalan söylemeye üç yerde izin vermiştir:

“İki müslümanı barıştırmak için kastettiği söz.

Kişinin savaş halinde müslümanların faydası için söylediği söz.

Kişinin hanımına, hanımında maslahat için konuşması.” (Müslim)

Âyet-i kerime’de:

“Allah sizi boş yere yaptığınız yeminlerden dolayı cezalandırmaz. Fakat sizi bile bile ettiğiniz yeminlerinizden dolayı sorumlu tutar. Bozulan yeminin kefareti, âilenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri yedirmek veya onları giydirmek, yahut bir köle azad etmektir. Bunları bulamayan kimseye üç gün oruç gerekir. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun.” buyuruluyor. (Mâide: 89)

 

En yaygın ve en iğrenç konuşma olan Gıybet:

Gıybet: Bir kimsenin arkasından kusurunu, ayıbını, eksiğini söyleyip, duyduğu zaman üzüleceği şekilde konuşmaktır. Yalan söylerse iftira etmiş olur.

Âyet-i kerime’de:

“Kiminiz kiminizin arkasından gıybetini etmesin. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?Tiksindiniz değil mi?O halde Allah’tan korkun.” buyuruluyor. (Hucurât: 12)

Keza başka bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Müminler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere işte onlara dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır.” (Nûr: 19)

Allah-u Teâlâ gıybeti, ölü kardeşinin etini yemeye benzetiyor.

Gıybet; yalnız dil ile değil göz, kaş, el, yazmak ve taklit etmekle de olur. İsmini söylemeden “bir kimse böyle yaptı” demekle gıybet olmaz. Dikkat etmek gerekir ki orada bulunanlar kimden bahsedildiğini anlamasınlar, anlarlarsa gıybet edilmiş olur. Bir kimsenin noksanını, kusurunu, başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine de söylemekle kalp ile gıybet etmiş olur. Herkesi hoş, kendimizi hatalı ve günahkâr görmeliyiz. Kötü düşüncelerle kalbimizi meşgul etmemeliyiz. Kulağımızı da gıybetten korumalıyız. Çünkü gıybet eden kimse haram işlediği gibi, duyup da tasdik eden veya susan aynı günahı işlemiş gbidir.

Peygamber Efendimiz:

“Gıybet edenlerle, gıybeti dinleyenler günaha ortaktırlar.” buyurmuşlardır. (Münâvî)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bazı Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyurmaktadır:

“Varlıklının borcunu geciktirmesi hem cezalandırılmasını hem de gıybetinin yapılmasını helâl kılar.” (Ebu Dâvud)

“Fâsıkları irtikâb ettikleri fısklarıyla zikrediniz ki insanlar kötülüklerinden sakınsınlar.” (C. Sağîr)

Bir ayıp ve kusurun kendisine lâkap olan kimseden bahsetmek gıybet olmaz.

Meselâ; “Kanburun oğlu, gözü âma olan Mehmet” gibi böyle tanındıkları için bundan üzülmezler.

Aşikâre günah işleyenin hakkında konuşmak gıybet olmaz. İşlemekten utanmayanları anlatmak câizdir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Fısk-u fücuru âşikâr olanların gıybeti haram olmaz.” (C. Sâğîr)

 

Gıybetten nasıl korunulur:

Gıybetin ahiret azabına uğratacağına inanmalı, gıybet yapmakla kendi felâketimizin ağını ördüğümüzün şuuruna varmalıyız. “Allah beni gıybetten men etmiştir. Ben ise yapıyorum.” demelidir.

Fitne, fesat çıkaran insanlardan uzak olmalı.

Gıybeti yapana izin vermemeli, kırmadan yumuşak bir dille ikaz edilmeli, bu konuda Rabb’imizin emirleri hatırlatılmalıdır.

Şükürle, zikirle, ilimle ve kendi günahlarımızın tevbesiyle meşgul olunmalı.

Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Kendisinin ayıbı, kendisini halkın ayıbıyla meşgul olmaktan alıkoyan kimseye cennet vardır.” (Bezzar)

Her ne zaman kalbimizde bir kimseye karşı kötü düşünce hasıl olursa o kimseye daha çok yaklaşılmalı, yakinen öğrenince yalnız yerde öğüt vermeliyiz.

İnsanı, Allah ve toplum katında aşağılatan gıybet suçundan pişmanlık duyanlar, tevbe etmeli, gıybetini yaptıkları insanlarla helâlleşmeli, ancak bu şekilde kul hakkından kurtulabilinir. Hayatta değilse onun için istiğfar ve hayır yapmalıdır.

Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz bir kadın için “Uzun dillidir.” deyince Peygamber Efendimiz “Gıybet ettin, o kimseden helâllık iste.” buyurdu.

Hasan-ı Basri -kuddise sırruh- Hazretleri’ni bir kimse gıybet etti, o kimseye bir tabak hurma gönderip; “Duydum ki ibadetlerini bana hediye etmişsin, ben de karşılık olarak bir şey vermek istedim. Ancak bu kadar hurmam vardı. Hepsinin karşılığını veremediğim için özür dilerim.” dedi.

Dilimizin günahları çok ve kendimizi bu günahlardan korumak zor olduğu için elden geldiği kadar susmak en iyi çaredir. Zaruret miktarından fazla konuşmamaya çalışmalıyız.

Ebu Bekir Sıddîk -radiyallahu anh-Hazretleri mübarek ağzına bir taş saklar, gereksiz sözden kaçınırdı. Zaruret karşısında taşı çıkartıp konuşurdu. “Bu dil beni belâlara ve kötü cefalara salmıştır.” der sevdiklerini uyandırırdı.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz çok az konuşur, konuşulanları dinler, ashâbına boş ve faydasız sözlerden kaçınmalarını tavsiye ederdi.

“Yâ Resulellah! Benim hakkımda en çok korktuğun şey nedir?” diye soran bir zâta, mübarek dilini tutarak “İşte budur.” buyurmuşlardır. (Tirmizî)

İnsanın her sözünün kaydedilip yazıldığı ve kıyamet günü bundan dolayı hesap vereceği için hayır konuşması emrediliyor.

Âyet-i kerime’de:

“O bir söz atmaya dursun mutlaka yanında onu gözetleyen söylediği her sözü zapteden (bir melek) hazır bulunur.” buyuruluyor. (Kâf: 18)