“Yakınlarımızdan iki genç var, bunlar hem abi-kardeş, hem de ortak iş yapıyorlar. Abisi her şeye hâkim, ötekisi köle gibi.
Dün geldi. ‘Sen dedim müteahhitlik yaptın, başkaları ile birçok işler yaptın, seni ıskat ettiler. Hem sermayen gitti, hem de kârın gitti. Bundan bir şey anladın mı? Anlamadın. Sen o işi yaparken niyetini bozmuştun, kardeşine hiç pay vermemiştin. Hazret-i Allah da seni ıskat etti. Hani o senin kardeşindi, hani ortağındı? Senin âkıbetini pek iyi görmüyorum. Sen büyüğüm diye yapıyorsun amma, Hazret-i Allah daha büyük.’ dedim. Bu durumu anlamıyor, menfaat hırsı bunların hepsini örtüyor.
Ona bir temsil de getirdim. İki ortak varmış, birisi rahatsızlanmış bir müddet dükkana gelmemiş. Âfiyet bulup dönünce ortağına: ‘Ben senden ayrılacağım.’ demiş. Ortağı sebebini sorduğunda: ‘Ben şimdiye kadar dikkat ederdim, dükkana karıncalar girerdi, şimdi bakıyorum dükkandan çıkıyorlar. Muhakkak ki ortaklığa bir hile girdi.’ cevabını vermiş. Bunu duyan ortağı: ‘Dur söyleyeyim demiş, ben gerçekten hile yapmadım. Yalnız bir defasında eve yumurta göndermem icabetmişti. Büyüklerini kendime, küçüklerini sana gönderdim, bundan olabilir.’
Ortaklık bu işte. Böyle ortaklık olursa üçüncü ortak Hazret-i Allah’tır. Hadis-i kudsi’de:
“İki ortaktan biri arkadaşına hiyanet etmedikçe, onların üçüncü ortağı ben olurum. Biri diğerine hiyanet edince ben aralarından çıkarım.” buyuruyor. (Ebu Dâvud)
Böyle ortaklık çok iyidir. Ya hakkını vereceksin ya ortak olmayacaksın. En küçük bir hile olursa Hazret-i Allah o işi ilerletmez.
Önümüzde büyük bir huzursuzluk görüyorum. Yakında pek çok şey beklenebilir. Onun için borca dalmadan tedbirli bir şekilde ne isterseniz yapın. Önümüz pek aydınlık değil.”
(13 Temmuz 1983)