İsrail Gerçek Yüzünü Gösterdi

 

Yahudiler yine yapacaklarını yaptılar ve gerçek yüzlerini bir kez daha ortaya koydular.

Hazret-i Allah bize Kur’an-ı kerim’inde yahudileri tanıttığı için biz müslümanlar gördüklerimize şaşırmadık.

Peygamberlerine en büyük iftiraları atan, bazı peygamberlerini öldüren, milletlerini ve ırklarını ilahlaştırarak çok sapkın bir dini telakki kuran yahudiler kendilerinde gerekli kuvveti bulmuş olsalardı bu yapılanlardan şüphesiz daha beterlerini yapmaktan hiç geri durmazlardı.

Bu hakikat Âyet-i kerime’lerde şöyle haber verilmektedir:

“Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır.” (Âl-i imran: 118)

“Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür.” (Âl-i imran: 118)

Dünyadaki birçok basın kuruluşu, haber ajansları yahudi tekelinde olduğu halde İsrail saldırganlığını ve gerçek yüzünü gizleyemiyor. Bütün olanlara rağmen Filistin halkı en az yahudiler kadar suçlu imiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.

Yerel ve ulusal medyasının %95’i yahudi tekelinde bulunan ABD’deki başkan adayları Arafat’ı ve Filistinlileri suçlayan beyanlar yaptılar. Türkiye’deki bazı medya da yahudi ağzıyla yayınlar yaptı. Kudüs ve yahudiler hakkındaki tarihi bilgiler Kur’an-ı kerim’in haber verdiği doğru şekliyle değil yahudi inanışında olduğu haliyle haber yapıldı. Yahudi ailelerinin evlerini nasıl birer karargaha döndürdükleri yahudilerin ağzından reklam edildi.

Bu garabetin iki türlü izahı olabilir: Ya bazı basınımız İslamiyetle uzaktan yakından alakası olmadığı için yahudi ajanslarının haberini değiştirmeden yayınlıyorlar veya bilerek yahudi propagandası yapıyorlar.

AB kuşatması ve Yunan oyunları karşısında da mandacı zihniyetle hareket eden, yıllar yılı bilinçli bir şekilde ahlaksızlığı empoze eden bir kısım Türk medyası, maalesef ülkemizin birlik ve bütünlüğü, vatanımızın selameti karşısındaki en büyük tehlikelerden biri haline gelmiş bulunmaktadır.

 

İslamiyet İle
Sapkın Din ve İnançlar
Arasındaki Fark:

Adem Aleyhisselam’dan beri Hazret-i Allah’ın gönderdiği tek din İslamiyet’tir. Nitekim İsrailoğullarının Mısır’da yerleşerek çoğalmalarının mimarı Yusuf Aleyhisselâm şöyle dua ederdi:

“Ey Rabbim! Müslüman olarak canımı al ve beni salihler zümresine kat!” (Yusuf: 101)

Fakat tarih boyunca nefsini ilah edinen ve dinde önderim diyerek ortaya çıkan hahamlar, rahipler, sahte alimler bu âli dini aslından saptırarak yeni inanışlar icad etmişler ve bu yeni sapkın icatlarını dünyayı elde etmenin bir aracı olarak kullanmaya çalışmışlardır.

Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi günümüzde de İslam dinini dünya menfaati için kullanan, dini iktidarı ele geçirmekten ibaret bir düzen gibi takdim eden bölücüler ve sapkınlar vardır ve sahayı bunlar işgal etmiştir. Resulullah Aleyhisselâm Hadis-i şerif’lerinde geçmiş ümmetlerde olduğu gibi bu ümmette de bu sapkınlıkların olacağını şöyle haber vermişlerdir:

“Doğrusu kitaplılar kendi dinlerinde yetmişiki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise yetmişüç fırkaya bölünecektir. Biri hariç diğerleri cehennemliktir.” (Ahmed bin Hanbel)

Gerçek dini aslından saptırarak yeni bir din kuran yahudiler olsun, hıristiyanlar olsun, İslam dinindeki bölücüler olsun hepsi yalancıdır. Zira her bölücünün gizli bir gayesi vardır. Bu sebeple kalplerinde gizledikleri ile söyledikleri çoğu zaman farklılık gösterir.

Kalplerdeki bu gizlilikler milletlerin siyaset ve devlet anlayışına da sirayet eder. Bu sebeple ülkemiz ve vatanımız üzerindeki emellerin ve sinsi taktiklerin tesbitinde sapkın inançların gizli gayelerinin bilinmesi önemli ipuçları verir.

Muhterem Ömer Öngüt’ün İnsan Dünya ve Ahiret isimli eserinin Kıyamet alametleri bölümünden aldığımız şu satırlar bunun delilidir:

“.....

“Dâvâları bir olan iki büyük fırka çarpışarak aralarında büyük bir harp olmadıkça kıyamet kopmaz.” (Müslim)

İran’la Irak çarpıştı işte. İkisinin de dâvâsı yahudiye hücüm gibi görünüyordu. Fakat Amerika bunu hissedince bir oyunla onları birbirine vurdurdu, yahudi de keyiflice baktı.

Bu oyunu Amerika yaptı, yahudi yaptı. Kendisi kuvvet buldu, müslümanları zayıf düşürdü. Gerek Amerika’dan gerek yahudilerden çok büyük paralarla silah aldılar. Küffar onları birbirine tutuşturmakla hem silah verip paralarını aldı, hem de çok müslüman kanı döküldü. Memleketler harap oldu, birbirlerinin varlıklarını, evlerini barklarını yok ettiler. Hazineleri boşaldı. Neticede ellerine hiçbir şey geçmedi.

Hüseyin Amerika’nın oyununa geldi. Sonra Amerika onun başına neler getirdi.

Bu arada Suudi Arabistan da İran’a karşı Irak’a yardım edeyim derken hazinesinin büyük bir kısmını oraya boşalttı, o da çok büyük sarsıntı geçirdi.

.....”

(İnsan Dünya ve Ahiret. Hakikat Yayıncılık sh:174-175)

Aynı şekilde Türkiye ile İran’ı kapıştırmak için ülkemizde türlü oyunlar tertip edildiği ehlince malumdur.

Sapkınların en sapkını inançlardan birisini edinen yahudi milleti bütün dünyada birçok siyasi ve askeri karışıklığın müsebbibi olduğu gibi, 19 ve 20. yüzyılda alabildiğine yayılan ahlaksızlığın ve dinsizliğin de mimarı olmuşlardır. Bu muvaffakiyetlerini özellikle basın ve medyadaki etkinlikleri sayesinde elde etmişlerdir.

 

Hazret-i Allah
Yahudileri
Kur’an-ı kerim’inde Tanıtıyor:

Bu sapkın yolu tutanlar içinde sapkınların en sapkınlarından birisi olan Yahudiler kendi ırklarını ilahlaştırmışlardır.

“‘Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.’ (derler.)” (Maide: 18)

Tahrif edilmiş Tevrat’a göre Yakup Aleyhisselâm Allah ile güreşerek onu yenmiş ve İsrail lakabını almıştır.

Bu inanışın neticesi olarak kendilerinden olmayan ırkları hayvan gibi görürler, insan olarak hiçbir kıymeti yoktur onlar için. Onların paralarını, mallarını, topraklarını almak için her türlü hileye başvurmayı mübah görürler.

“Kitap ehli olmayan Arapların ve sâir kimselerin (hakkını yemekten dolayı) üzerimize bir sorumluluk yoktur.’ derler.” (Âl-i imran: 75)

Her türlü hile ve entrikaları tatbik ederler. İşlerine geldiği an yaptıkları anlaşmaları bozmaktan çekinmezler.

“Sen kendileriyle anlaşma yaptığın halde, onlar her defasında hiç çekinmeden andlaşmalarını bozarlar.” (Enfal: 56)

Hainlik onların karakterinin bir parçası gibidir.

“İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün!” (Mâide: 13)

Kendi iktidarlarını ve bekalarını tesis edebilmek için bulundukları yerde değil bütün dünyada fitne ve fesad çıkarırlar. Rakip gördükleri ülkeleri harbe tutuştumak veya silah satarak zenginliklerini artırmak için uluslararası entrikalar tasarlayıp milletleri birbirine düşürürler.

“Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar.” (Mâide: 13)

Düşmanlıkları Hazret-i Allah’adır. Sırf ırkçılık gayretiyle peygamber olduğunu bile bile Resulullah Aleyhisselâm’a iman etmemişlerdir. Bu düşmanlıkları sebebiyle gerçek dine tabi olmuş müslümanları hiç sevmezler.

“İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun.” (Mâide: 82)

Her türlü ahlaksızlığı irtikap ederler ve bu ahlaksızlıklarına kılıf uydurabilmek için Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimize, sarhoşluk ve hatta zina isnad eden iftiraları muharref Tevrat’a geçirmişlerdir. Ne kadar günah ve ahlaksızlık işleseler dahi cennete gireceklerine inanırlar.

“Sayılı birkaç gün dışında cehennem ateşi bize dokunmaz.’ derler.” (Bakara: 80 - Âl-i imran: 24)

“‘Biz nasıl olsa bağışlanacağız.’ diyorlar.” (A’raf: 169)

(Bu konuda daha geniş izahları Muhterem Ömer ÖNGÜT’ün “Hazret-i Kur’an’da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü, Hakikat Yayıncılık” kitabında bulabilirsiniz.)

 

Ortadoğu Barışı(!):

İsrail sadece Kudüs ve Filistin'i değil bütün Ortadoğu’yu işgale hazırlanmaktadır. Nihai hedefi budur. Uzun vadeli (belki birkaç on yıl belki daha da kısa) bu hedefin icra edilebilmesi için gerekli ortam oluşuncaya kadar İsrail’in yaptıkları vakit kazanmak ve çeşitli taktikler icra etmekten ibarettir.

Hatırlanacağı üzere 1991 Oslo, 1993 Madrid’de ABD’nin bütün Ortadoğu ülkelerinin ve birçok Batılı ülkenin de imza koyduğu anlaşmaya göre İsrail Devleti 4 Mayıs 1999’da 1967 yılında işgal ettiği Gazze ve Batı Şeria’dan çekilecek, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti kurulacaktı. Geçen yıl bu tarihe gelindiğinde İsrail bu vaadini yerine getirmediği için ABD ve Mısır araya girdi ve Filistin devletinin ilanı 13 Eylül 2000 tarihine ertelendi.

Görüldüğü üzere İsrail bu anlaşmayı uygulamadığı gibi Kudüs’ün tartışılmasını dahi hazmedememektedir. Kasap Şaron’un hareketi sıradan bir kışkırtma değil, bilinçli bir sabotedir.

Ortadoğu’da barış olur mu?

Gerek Resulullah Aleyhisselâm’ın kıyamet alametleri hakkındaki mucize Hadis-i şerif’leri gerek evliyaullahın ifşaatları gelecek günlerin savaş ve felaketlerle dolu olduğunu bizlere haber vermektedir.

Muhterem Ömer Öngüt’ün İnsan Dünya ve Ahiret isimli eserinin Kıyamet alametleri bölümünde bu konuyla ilgili şu bilgiler bulunmaktadır:

“.....

“Taylesan elbiseleri giyinmiş yetmişbin Isfahan yahudisi Deccal’in emrine girecektir.” (Müslim)

Deccal Amerika’dan geldiği zaman, yahudiler ona tâbi olacaklar ve ondan sonra Arabistan üzerine yürüyecek.

“Müslümanlarla yahudiler harbetmedikçe kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öyle bir öldürecekler ki, hatta yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç da ‘Ey müslüman, ey Allah’ın kulu! Şu arkamdaki yahudidir, hemen gel de onu öldür!’ diyecektir. Yalnız Ğargad ağacı bunu demeyecek, çünkü o yahudilerin ağacıdır.” (Müslim)

Allah-u âlem yahudiler Mekke-i mükerreme’ye ve Medine-i münevvereye giremeyecek, Medine-i münevvere’ye nötron bombası atsa gerek. Amma onlar, amma Çinliler. Bütün halk ölecek. Bundan değil müslümanlar, bütün küffar halkı da rahatsız olacak.

Sonra Allah-u Teâlâ onların öldürülmesini murad ettiği zaman, küffar memleketine sığınmış bir yahudiyi dahi ikrah ettikleri için haber verecekler. “Burada yahudi var gel öldür!” diye. Yalnız Amerika haber vermeyecek, çünkü Amerika onlardandır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“Bir zaman gelecek ki Medine hayrı ve güzelliği ile boş kalacak, kurtlar ve kuşlar işgal edecek.

İnsanoğlundan en son ölecek olan Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Bunlar Medine’ye doğru koyunlarını sürüp gelirken onun perişanlığını görerek korkup, yüzüstü düşerek ölecekler.” (Buhari. Tecrid-i sarih: 885)

Avf bin Malik -radiyallahu anh- der ki:

“Bir kere Resulullah Aleyhisselâm Mescid-i saâdete girmişti. Sonra bizim yüzümüze bakıp ‘Allah’a yemin ederim ki gelecek nesil bu Medine’yi kırk sene kadar zelil bir halde avâfiye bırakacaktır. Avâfiye nedir bilir misiniz? Bakınız ben size söyleyeyim: Kurtlar ve kuşlar!” (Buhari. Tecrid-i sarih, c.6 sh.235)

.....”

(İnsan Dünya ve Ahiret. Hakikat Yayıncılık sh:175-176)

Binaenaleyh çocukları öldürmekten çekinmeyen İsrail askeri günü geldiğinde kitle imha silahlarını kullanmaktan da çekinmeyecektir.

 

Türkiye’nin Konumu:

İsrail’in Ortadoğu planları aynı zamanda bir Ortadoğu ülkesi olan Türkiye’yi de yakından ve hatta direkt ilgilendirmektedir.

İsrail’in en çok çekindiği ülke Türkiye’dir. İsrail Türkiye ile dost görünmeye muhtaçtır. Bunun askeri boyutundan ziyade siyasi ve psikolojik boyutu daha önemlidir.

Şu örnek bunun bir delilidir:

Yahudiler Osmanlı zamanında Filistin topraklarını satın almayı denemişlerdi. Yahudilerin bu fikrini anlayan Sultan Abdulhamid bu toprakların mülkiyetini üzerine geçirmiş ve yerli halkın buraları satmasının önüne geçmişti. Nitekim daha sonraki yıllarda Gazze’de bulunan 4500 dönümlük arazi üzerinde hak iddia eden Sultan Abdülhamid’in torunu Nemika Sultan o tarihlerde İngiliz hakimiyetinde bulunan bölgenin mahkemelerinde dava açmıştı. Kararın Abdülhamid’in torunlarının lehine çıkacağının hissedildiği günlerde Dünya Siyonist Teşkilátı Nemika Sultan’la temasa geçti ve Sultan’ın araziyi kendilerine satmasını teklif etti. Nemika Sultan bu teklifi reddetti. Eğer davanın neticesini beklemeden satışı kabul etmiş olsaydı Siyonist Teşkilatı bu gelişmeyi Abdülhamid’in ailesinin de Yahudi göçüne taraftar olduğu yönünde bir propaganda ile uluslararası alanda kullanacaktı. Fakat mahkeme Sultan’ın hak iddasını reddetti.

Osmanlı ailesinin tavrının dahi bu topraklar üzerindeki Yahudi amaçlarına etki edebileceği görüldüğüne göre Türkiye’nin tavrının etkisi kolayca hesap edilebilecektir. Abdülhamid Han’ın torunu Siyonist teşkilatının teklifini kabul etmedi, ancak mahkemeden 2 yıl sonra ilan edilen İsrail Devletini ilk tanıyan ülkelerden birisi Türkiye oldu...

Geçmişte büyük hatalar yapıldı. Ancak son yıllarda Türkiye’nin eski teslimiyetçi, ufuksuz, plansız ve çabuk gaza gelen dış politikasını terketmeye çalıştığı gözlenmektedir.

Nitekim geçtiğimiz aylarda MGK’da bir karar alındı. Bu karar Kudüs’e Osmanlı zamanındakine benzer bir statü tesis edilmesini öngörüyordu ve her iki tarafa da basına açıklanmayan görüşmeler yoluyla bu plan sunulmuştu. Türkiye’nin bu girişimini önce İsrail’in Türkiye’deki uzantıları sabote etti. Türk planının Mescid-i Aksa’ya Ayasofya gibi müze statüsü verilmesi şeklinde olduğu yönünde basına yanlış bilgi sızdıran bazıları (veyahut basının asparagası) bu planın sabote edilmesinin bir parçası idi. (Osmanlı zamanında Ayasofya’nın müze olmadığını herkes biliyor.)

Türkiye’nin bu girişiminden sonra hatırlarsanız İsrail telaşa kapıldı. Barak Türkiye’ye geldi.

Böylece İsrail Kudüs’te taviz vermeden anlaşma sağlanamayacağını anlamış oldu. Ve nihayetinde barış görüşmelerinin uzun zaman akamete uğramasına sebep olan süreç Şaron’un sabotesi ile başlatılmış oldu.

İsrail’in ve yahudilerin ülkemiz toprakları üzerinde de gizli emelleri olduğu daha evvelki sayılarımızda delilleriyle izah edilmişti.

İsrail, Arap ülkeleri karşısında psikolojik ve siyasi üstünlük sağlamak için Türkiye’nin yakınlığına muhtaçtır. Türkiye aleyhine açıktan faaliyette bulunamaz. Ancak gizli niyet ve faaliyetler açık düşmanlıklardan daha tehlikelidir. Çünkü açıkça düşmanlık yapmak isteyenlere kuvveti ne olursa olsun her zaman mukabele edebilmek gibi bir meziyete sahip olan milletimiz daima gizli oyunlarla ve zamana yayılmış entrikalarla zayıf düşürülmüş ve ancak bu surette ülkemiz üzerindeki planlar tatbik edilebilmiştir. Tarihteki bu zaafımızı telafi etmeli, Osmanlı’nın düştüğü hatalara düşmemek için azami dikkat ve gayret sarfedilmelidir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |