GÜZEL İNSAN

 

Güzel haller, güzel ameller, rızâya uygun iş ve icraatlar Güzel’den gelir. İnsanda bir şey yoktur. O verecek, ihsan ve ikram edecek ki güzel insan olabilsin. Güzel olabilmek için halkın değil Hakk’ın beğeneceği güzel işler yapılacak ki Güzel seni beğensin. O seni lütfuyla desteklerse, lütuf rızâsından ayırmazsa, lütfuyla muamele ederse, dünya saadeti ahiret selâmeti kazanılır. Zor olan işler O’nun desteğiyle kolay oluverir. Âyet-i kerime’de Hazret-i Allah:

“Dünya hayatı aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.” buyuruyor. (Âl-i imran: 185)

Aldatıcı dünya menfaatlerinin, zevklerinin arkasından koşmak, gölgeyi takip etmek gibidir. Onların ardından yetişmek mümkün değildir. Onun arkasından koşanların hepsi ona yetişemeden kabir çukuruna düştü. Hazret-i Allah hepsini yerlere serdi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashâbı ile birlikte pazar yerinde dolaşırken bir oğlak ölüsüne rastladı, kulağından tutarak:

“Hanginiz bunu bir dirhem mukabilinde almak ister?” diye sordu.

Ashâb:

“Bundan daha az bir paraya bile olsa almayız. O bizim ne işimize yarar ki?” dediler.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Parasız verilse ister misiniz?” buyurdu.

“Vallahi, esasen bu diri olsa bile, kulaksız olduğundan dolayı kusurludur, ölü iken ne yapalım?” dediler.

Bunun üzerine buyurdular ki:

“Vallahi, bu sizce nasıl kıymetsiz ve değersiz ise, Allah’a göre de dünya bundan daha değersizdir.” (Müslim)

Hal böyle iken şu dünyanın geçici tadları, bitmez-tükenmez arzu ve zevkleri bizi perişan ediyor.

Dünya hayati kuyunun üzerinde bulunan bir ağacın dalında yaşamaya benzer. Dünyanın rahatı da, istirahatı da budur. Zira yarından emin değiliz. Her an düşerim endişesi var. Bu düşmemiz ebedî hayatımıza mâl olabilir. Ne zaman emanet-i ilâhiyesini alacağı belli değil.

Bir nefes verdiğimizde hangimizin almaya kuvveti var? Şu halde bir nefes ötesini bilemiyor ve göremiyoruz. Nefes bittiği anda muhakkak düşeceğiz. Esfel-i safilin’e mi düşeceğiz, yoksa Hazret-i Allah bize rahmet ve merhamet edecek de, bizi lütfuna mı nâil ve dahil edecek? Bunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Bilmediğimiz halde, biz nasıl olsa bu dünyaya geldik, zevk bu zevk, dem bu dem, âlem bu âlem diyoruz. “Acaba benim gidişatım hangi yol üzerindedir, yerim nereye hazırlanmış, âkibetim ne olacak?” diye hiçbir kontrol yok bizde. Nefis putuna dayanmışız, arzularımızın peşinde tatlı tatlı gidiyoruz. Sanki her şeyi elde etmiş, yarınımızı, ahiretimizi garanti altına almış gibi bir hal içindeyiz.

Bu halimizden kurtulmak için, herkes uyurken biz kalkacağız, Rabbimize ibadet edeceğiz. Sonra gözyaşları ile taatımıza istiğfar edeceğiz. Boynumuz bükük, karnımız aç olacak. Çünkü tokluk bizi her felâkete sevk ediyor. Nefsimizi azdırıyor. Alışkanlıklarımız iradeyi emdiği için, nefsimizin kötü alışkanlıklarına gem vuramıyoruz. O alışkanlığı hep yapmak istiyoruz. Böylece helâka doğru gidiyoruz da farkında değiliz. Vakit rahat rahat geçiyor, ömür de böylece boşa geçerek bitiyor. Bir hikâye anlatılır ki, bize güzel bir ibrettir:

Gayet dindar bir karı koca vardı. Durmaz, dinlenmez, daima ibadet ve dua ederlerdi. Ne var ki, pek de yoksul insanlardı. Hemen her Allah’ın günü yarı aç, yarı tok yaşıyorlardı. Bu hal, seneler boyunca hep aynıydı.

Bir gün kadın dayanamadı artık ve kocasına dedi ki:

“Ne olur efendi, bir kere de dünyalık istemek için birlikte duâ edelim, yalvaralım Hazret-i Allah’ımıza!”

Hanımının teklifini uygun bulan adamcağız:

“Pekiyi” dedi. “Bu gece namaz kılar, tesbih çeker, duâ ederiz.”

Ve öyle yaptılar. Allah’tan biraz da dünyalık isteğinde bulundular. Duâları kabul edilmiş olacak ki, hemen ertesi sabah görevli bir melek kapılarını çalmıştı. Erkek merakla koştu açtı kapıyı. Gayet güzel bir delikanlıydı gelen. Elinde bir torba vardı. Bunu uzatarak:

“Dünyadaki sevabınızın karşılığıdır bu. Hazret-i Allah’ın hediyesi” dedi ve hemen uzaklaştı. Adam şaşkın şaşkın hanımının yanına döndü, ona da anlattı olanları, torbayı da gösterdi.

“Açsana efendi, açsana! Ne var içinde bir görelim.”

Torbanın ağzını açınca ne görsünler? Torbanın içi ağzına kadar altınla, gümüşle dolu değil mi? İkisinin de sevinç doldu içleri, büyük bir haz içindeydiler. Derin bir oh çektiler. “Bu dünyalık bize ölünceye kadar yeter de artar bile” dediler.

Bunun için o günü rahatlıkla geçirdiler. Fakat o gece kadın çok mânâlı bir rüya gördü. Mahşer gününde karı kocanın mizanı yapılıyordu. Melekler onları davet ettiler Cennete. Hep birlikte Cennete girdiler. Melekler çok güzel bir köşkü göstererek “İşte sizin köşkünüz! Gelin de gezip görelim.” deyince, köşke girdiler. Her şey ve her taraf o kadar güzeldi ki, hanımı hayran kalmıştı. Neye yarar ki daha iç salona girince bütün sevinci ve neşesi kırıldı. Çünkü buranın tavanı çökmüş, dökülmüştü. Kadın, meleğe sordu:

“Burası neden böyle?” Melek de müteessir bir halde “Kabahat sizde” dedi. “Çünkü ahiretin nimetleriyle birlikte dünyalık da isteyince Cennet köşkünüzün burası çöktü yıkıldı işte!”

Bu sözler üzerine kan ter içinde, yüreği sızlayarak uyandı, oturdu yatağın üstüne. O anda yanı başında yatmakta olan efendisi de kalkıp oturarak:

“Hayırdır, hayırdır inşallah!” diye hayıflanıyordu. O da kan ter içindeydi.

Hanımı sordu:

“Ne oldu efendi?”

“Müthiş bir rüya gördüm. Cennette bize verilmiş olan bir köşkün tavanı çökmüş.”

Kadın çığlığı bastı.

“Ben de, ben de gördüm aynı rüyayı. Gezdirici melek bunun için bizi suçlu buluyor.”

“Dünyalık istediğimiz için değil mi?”

“Evet efendi! Yarın sabahtan tezi yok, altınlarla gümüşleri, Allah rızâsı için bütün fakir ve fukaraya dağıtalım. Öksüzleri ve yetimleri sevindirelim. Belki Cenâb-ı Hakk, bizleri de affeder, dünyalık istediğimizden ötürü.” dediler.

Ve ertesi gün konuştukları gibi yaptılar. Sabah namazlarını kıldıktan sonra torbayı alarak yola çıktılar. O gün tâ akşama kadar, bu paradan, muhtaç olanlara liveçhillah dağıttılar ve akşam olunca büyük bir gönül rahatlığı ile huzurla evlerine döndüler. Ve yatsı namazının sonunda gözyaşları içinde yalvararak dua ettiler Rabbülâlemine. Ve yattılar uykularına. O gece ikisi de yine ayni rüyayı gördüler. Melek onlara köşkü gösteriyor ve “Müjdeler olsun ikinize de” diyordu. “Bakın şu çöküp yıkılmış olan salonun tavanına” Salonun tavanına girip baktılar. Gözleri kamaştı. Tavan yeniden yapılmış, boyanmış, güzel nakışlarla süslenmişti. Bu güzel haller içinde sevinç içinde uyandılar. Birbirlerine bir şey söylemeye hacet görmediler. Sevinç gözyaşları içinde kucaklaştılar.

Onun için oyalanmayı bırakıp Hakk’la meşgul olalım.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde:

“Bütün insanlar uykudadırlar, öldükten sonra uyanırlar.” buyuruyorlar. (K.Hâfâ)

Dünya bir gaflet uykusudur, hayâldir. Uyandırılmadan uyanıp Hakk’a yönelmek lâzım. Bazısı halkı bırakmıştır, Hakk iledir. Bazısı Hakk’ı bırakmıştır, halk iledir. Birisi varlığını yok etmeye çalışır, Var’ı bulmak için.

Bir diğeri kendisinde varlık toplar, nefis putuna dayanmak için.

Birisinin işi Hakk ile birisinin işi nefis ile.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Kim Allah için olursa, Allah da onun için olur.” buyuruyorlar.

Hazret-i Allah’ı seçen, ona yönelen, kendisini Hazret-i Allah’a beğendirmeye ve O’nun rızâsını kazanmaya çalışır. Bütün iş ve icraatları, amelleri rızâ yolundadır. O, rızâyı gözetir. Kendisini beğenen ise nefis putuna tutunmuştur. Kendisini halka beğendirmeye çalışır. Onu da Hazret-i Allah beğenmez. Bunlar dünya ehlidir, işleri riya ve gösteriştir.

Değerli güzel insan Hazret-i Allah’ın değer vermesiyle, O’nun güzellik vermesiyle güzelleşir ve deger bulur.

Değerli insana, güzel insana değer vermekle değer bulursun. Değersiz insana değer vermekle hem onun kibrini artırırsın, hem de değersize değer verdiğin için değersiz olursun.

Çünkü değerler Hazret-i Allah’ın değer vermesiyle, güzellikler Hazret-i Allah’ın güzelleştirmesiyle olur. Hakk’ın beğenmediğini bütün halk beğense ne olur? Sonunda ilâhî divanda toplayacak, dönüş O’nadır.

Hakk’ı seçen Hakk iledir.

Halkı seçen halk iledir.

Rabbim tüm ümmet-i Muhammed’e hususi bir şekilde rahmet etsin. Bizleri de hakkıyla Hakk’a yönelenlerden eylesin. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |