En Şerli Kişiler:

 

Kötü âlimler, Allah-u Teâlâ'nın dinini bıraktıkları, şeytanın adımlarına uydukları için bu hale düşmüşlerdir.

Âlim olduklarını sandılar, ulemâ sıfatı altında cehaletlerini ve küfürlerini yaydılar. Bu gibi kimselerin ifsatları çok, tahribatları büyüktür.

Onlar Allah-u Teâlâ ile ilgilerini kesmişler, halk ile ilgilerini kurmuşlar. Onların alış-verişi halk iledir. Yalnız ve yalnız nam, şöhret, gösteriş, riyaset ve mevki düşünürler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Onlar hem insanları Kur'an'dan menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar.

Böylece ancak kendilerini helâke atarlar da farkına varmazlar." (En'am: 26)

Kendileri Hazret-i Kur'an'ın nur ışığından faydalanamadıkları gibi, başkalarının da faydalanmasına engel oluyorlar.

Hazret-i Ali -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki İslâm'ın yalnız ismi, Kur'an'ın ise resmi kalacak. Mescitler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.

Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir." (Beyhakî)

Burada görülüyor ki bunlar, gökkubbe altındaki en şerli ve en tehlikeli insanlardır.

Bu gibi kimselerin cezasını Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde beyan buyurmaktadır:

"Allah'ın âyetleri üzerinde tartışanları görmez misin? Nasıl da döndürülüyorlar?

Onlar Kur'an'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır.

Pek yakında bilecekler!

Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürükleneceklerdir, sonra da ateşte yakılacaklardır.

Sonra da onlara denilecektir ki: Ortak koştuklarınız nerede?" (Mü'min: 69-73)

Allah-u Teâlâ'nın hükmünü kaldırmaya çalışıp kendi arzusunu hüküm yerine koymaya çalışmak bir şirktir, bunu yapan müşriktir. Bu bir ulûhiyet dâvâsıdır. Çünkü harama helâl diyorlar.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Resulüm! Gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni?

Artık ona sen mi vekil olacaksın? (Onu şirkten sen mi koruyacaksın?)" (Furkan: 43)

Eğer cân-ı gönülden Din-i mübin’i savunuyorsa, Hazret-i Kur’an’ı yaşıyorsa, Resulullah Âleyhisselâm’ın sünnet-i seniye’sini tatbik ediyorsa, bu gibi kimseye “İyi âlimdir” zannını verebiliriz. Hakiki âlimler bütün hâl ve ahvâlini dine uydururlar, Resulullah Âleyhisselâm’ın izinde bulunurlar.

Ve fakat “Ben âlimim!” diyor, ahkâmca hareket etmiyor, ilâhî hükümleri arkasına atarak kendi zannını yürütüyorsa; bu gibi kimseler sapıktır, kendileri saptığı gibi halkı da saptırırlar.

Hazret-i Allah’ı bilmeyen ve O’ndan korkmayan, emirlerine riâyet edip nehiylerinden kaçınmayan kimselere “Âlimdir” demek en büyük hatadır. Mâsiyet işleyene âlim denmez. Zira Allah-u Teâlâ’dan en çok korkanlar âlimlerdir. Bunlar korkmadıklarına göre ulemâ vasfını kaybetmişlerdir.

Dine uymak şöyle dursun, dini kendilerine uydurmaya çalışırlar. Tahripçidirler, dinde yenilik isterler. Asıl gayeleri ise dini aslından çıkarmak, bid’at ve küfrü yaymaktır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışırcasına uğraşanlar için de acıklı bir azap vardır.” (Sebe: 5)

Âyet-i kerime’de geçen “Ricz” azabın gayet çirkini ve en murdarı mânâsına gelmektedir. Allah-u Teâlâ’nın âyetlerini çürütmek isteyen, hükümsüz bırakmak ve kendi arzusunu hüküm yerine koymak isteyenlerin bu cürümleri pek büyük olduğu için kendilerine verilen ceza da o nisbette iğrenç ve acıklı olacaktır.

Allah-u Teâlâ’nın en çok buğzettiği kimseler bunlardır. Onun içindir ki sapıklık ve kötülüklerini açıklamakta, cahilliklerini tescil etmektedir.

Dışarıdan âlim zannettiğiniz fesatçılar, ifsatlarını yürütürler ve Din-i mübin’e en büyük tahribâtı yaparlar.

Bunun içindir ki her kelimesinin ahkâma uyup uymadığına dikkat edin.

Hidayeti dalâletle değiştiren, sapıklığı satın alan bu iftiracılar her zalimden daha zalimdirler. Doğruyu yalanlamak, gerçeği reddetmek hiç şüphesiz ki Hakk’a karşı bir zulümdür, suçların da en büyüğüdür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelmiş olan doğruyu yalanlayandan daha zâlim kim olabilir?

Cehennemde kâfirler için bir yer yok mudur?” (Zümer: 32)

Elbette vardır! Onların ebedî ikametgâhları cehennemden başka bir yer olmayacaktır.

Çünkü onlar çok kötü bir çığır açmışlar, beşeriyete çok kötü bir numune olmuşlar, kendi nefislerini de en acıklı azaplara maruz bırakmışlardır.

Diğer bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor:

“Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir?

Zâlimler şüphesiz ki iflâh olmazlar.” (En’am: 21)

En büyük gadâb-ı ilâhî’ye maruz kaldıkları husus, Allah-u Teâlâ’nın kesinlikle yasak etmiş olduğu şeylere “Allah-u Teâlâ böyle emrediyor.” diye kendi zanlarını ortaya koymaya çalışmalarıdır.

Bilmeden veya kasten fetva verenler Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’sini inkâr etmiş, kendi hükmünü âyet yerine koymuş olur.

Işte bunlar nefislerini ilâh edinenlerdir. Bunlara uyanlar da bunlara tapmış olur.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde onları:

“Allah’ın ve Peygamber’inin haram kıldığını haram saymayanlar. Hak dini kendilerine din edinmeyenler.” olarak vasıflandırmaktadır. (Tevbe: 29)

İlâhî hükümler üzerine onların batıl fikirlerini tercih edip benimsemekle, onları mabud edinmiş oldular ve şirke düştüler.

•

Bu gibi kimselere Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle cevap veriyor:

"Küfre varıp âyetlerimizi yalanlayanlar ise cehennem ehlidirler. Onlar o ateşte ebedî olarak kalacaklardır." (Bakara: 39)

Zira Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Kiyamet gününde azabın en şiddetlisiyle azap görecek olan kimse, ilmi kendisine fayda sağlamamış bulunan âlimdir." (Câmi'üs-sagîr)

Âlim sıfatında görünüp zâlim olduğu için Din-i mübin'in yıkılmasına çalışır. Çünkü o gerçek müslüman değildir, başkasına hizmet eder.

Allah-u Teâlâ bu gibi kimselerin iç yüzünü bize tanıtıyor.

Âyet-i kerime'lerinde buyurur ki:

"İnsanların bir takımları vardır ki, inanmadıkları halde 'Allah'a ve ahiret gününe inandık.' derler." (Bakara: 8)

"Bunlar güya Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir." (Bakara: 9)

Allah-u Teâlâ onların iddiâlarını reddetmektedir. Her ne kadar müslümanları aldatmaya çalışıyorlarsa da, aslında aldanan bizzat kendileridir, en büyük zararı yine kendileri görürler, yaptıklarının vebali kendilerine döner.

Onların kalpleri nifak ve şüphe ile doludur.

Âyet-i kerime'de buyurulduğu üzere:

"Onlarin kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını arttırmıştır.

Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle onlara elem verici azap vardır." (Bakara: 10)

Onlar Kitabullah'a itibar etmeyince, Allah-u Teâlâ da bu hastalığı taşıyanların hastalığını daha da arttırmıştır. Bu yüzdendir ki Allah-u Teâlâ'nın kahrına müstehak olmuşlardır.

Kendilerinin nasıl bir cehalet ve dalâlet çukuruna düşmüş olduklarının hiç farkında değildirler.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Kendilerine 'Yeryüzünde fesad çıkarmayın!' denildiği zaman 'Biz ancak islah edicileriz.' derler." (Bakara: 11)

Allah-u Teâlâ onların bu cevaplarını şiddetli bir şekilde reddederek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:

"İyi bilin ki asil ortalığı ifsad edenler kendileridir. Lâkin anlamazlar." (Bakara: 12)

Kalplerinden iman nuru silindiği için bunun böyle olduğunu hissedip anlamazlar.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |