Kötü Âlimler:

 

Ahir zaman âlimleri gökkubbe altında en şerli kimselerdir, tahripçidirler. İlimleri zandan ibarettir, zan ile hareket ederler, bütün iş ve icraatları zandan öteye geçmez. Cehaletlerinden ötürü hem kendileri dinden çıkarlar, hem de başkalarını dinden çıkarmaya çalışırlar.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Dinin felâketine yol açan üç sebep vardır: Günahkâr fakih, zâlim devlet başkanı ve cahil müctehid.” (Feyz-ül Kadir)

Çünkü onlar hükm-ü ilâhî’ye değil de kendi zanlarına uymuşlar, kendi mesnetsiz iddiâlarını hüküm yerine koymuşlardır.

Güya İslâm dinini temsil ediyorlar, fakat aslında İslâm dinini ifsad ediyorlar.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardir:

“Allah-u Teâlâ ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lâkin âlimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara cahil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (Âyet, Hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetva verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.” (Buhârî, Tecrid-i sarîh: 2174)

“Ben âlimim!” diyenlerin, kendilerine âlim süsü verenlerin ekserisinin imanları “Suretî” olduğu gibi, ilimleri de zandan ibarettir. Bütün iş ve icraatları zandan öteye geçmez. Zannın ise hakikat karşısında hiçbir hükmü yoktur.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Onların çoğu zanna uyarlar. Gerçekte ise zan hakikat karşısında hiçbir şey ifade etmez.

Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını tamamen bilmektedir.” (Yunus: 36)

Onların her yaptığını bilmekte ve görmektedir. İmtihan sahnesi kapanınca onlara bu yaptıklarının cezasını, en ağır bir şekilde verecektir.

Diğer bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor:

“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği bir dini ortaya koyan ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi.

Şüphesiz ki kâfirlere can yakıcı bir azap vardır.” (Şûrâ: 21)

Bu beyan kötü âlimler için en büyük bir ihtar-ı ilâhî’dir.

Çünkü haram ve helâl ahkâmını beyan etmek, bir şeyi meşru kılmak, Allah-u Teâlâ’ya ve O’nun gönderdiği Peygamber’e mahsustur. Hüküm koyucu tek makam O’dur, hükmünde asla kimseyi ortak kabul etmez. O’nun ortaya koyduğu ahkâmdan başka bir hükmü ortaya koymaya kimsenin hakkı yoktur.

Âyet-i kerime’de geçen “Ortaklar”, insanların kendilerine Allah ile beraber hüküm koymada ortak kabul ettiği kimseler demektir. Allah’tan başkasına kulluk yapmak nasıl şirkse, bu da onun gibi şirktir. Bu sefihler Din-i mübin’in ahkâmını kendi arzularına uydurmak suretiyle değiştirmek isterler. Çünkü şeytanları onlara bu yolda talimat verir ve yaptıklarını kendilerine güzel gösterir.

Allah-u Teâlâ’nın hüküm olarak koymuş olduğu dosdoğru dine uymayıp muhalefet etmeye kalkışmak, dünya hırsı adına yapılan fenalıkların ve şirklerin başında gelir.

İmanları suretâ, ilimleri zandan ibaret olan saptırıcı, Din-i mübin’i yıkıcı, halkı şaşırtıcı âlimler, cehaletlerinden ötürü hem kendileri dinden çıkarlar, hem de başkalarını dinden çıkarmaya çalışırlar. Onlar münafıktırlar, önde görünürler, makam ve mevki, isim sahibidir amma zerre kadar imanı yoktur.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |