Allah ve Resul’ünün Hükmüne
Karşı Gelenlerin Akibetleri:

 

Müslüman kalmak, müslümanca yaşamak ve müslüman olarak ölmek isteyen bir kimse mutlaka Allah-u Teâlâ ve Resul’ünün emir ve arzusuna boyun eğmek, “İşittim ve itaat ettim!” demek zorundadır. Boyun eğmeyi kabul etmezse, ne kadar müslüman olduğunu iddiâ etse de boştur. Bu gibi kimseler İslâm dairesinden çıkmış, kalbinde imandan bir eser kalmamıştır.

“Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir?” (En’am: 157)

Kendisi saptığı gibi, başkalarını da saptıran ve insanların Allah-u Teâlâ’nın hükmüne yönelmelerini engelleyen kimseden daha zâlim birisi düşünülemez.

“Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirdiklerinden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.” (En’am: 157)

İnsanları Allah-u Teâlâ’nın nurlu yolundan saptıran, hidayetlerine engel olan kimseleri cezasız bırakmayacağız.

“Böylece hak dinden çıkmış fâsıklara Rabbinin kelimesi şöyle gerçekleşti: Onlar artık imana gelmezler.” (Yunus: 33)

Onların hak din İslâm’dan çıkıp dalâlete yöneldikleri gerçekten kesinleşti. O fâsıklar Hakk’tan böylesine yüz çevirmiş, imandan böylesine mahrumdurlar.

“İyi bilin ki zâlimler sürekli bir azap içindedirler.” (Şûrâ: 45)

O azaplardan hiçbir zaman kurtulamayacaklardır.

“Onların Allah’tan başka kendilerine yardim edecek dostları da yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol yoktur.” (Şûrâ: 46)

Çünkü kurtuluş yolu kapanmıştır.

Allah-u Teâlâ diğer Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki inkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını hep boşa çıkaracaktır.” (Muhammed: 32)

O yoldaki bütün mesaileri, çalışmaları hiçe gidecektir.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed: 33)

Diğerlerinin yaptığı gibi küfür, nifak, tefâhür, riyâ ve bunlara benzer şeylerle imanınızı ve amellerinizi boşa gidermeyin.

•

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kıyamet gününün bir sahnesi hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Her ümmet içinden âyetlerimizi yalanlayan birer cemaati toplarız.” (Neml: 83)

Cemaatten maksat, kendilerine uyulan öncülerdir. Allah-u Teâlâ’nın hükmünü bırakarak kendi zan kitaplarına, nefislerinin arzularına göre hüküm veren imansız imamlardır.

“Onlar o gün bir arada tutulurlar.” (Neml: 83)

Arkasından da hesap görüleceği yere sürülürler.

“Nihayet (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim âyetlerimi ilminiz ihata etmediği (kapsamadığı) halde yalanladınız öyle mi?” (Neml: 84)

Zira onların, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları bilinen bir gerçektir.

“Değilse ne yaptınız?” (Neml: 84)

Yani onların cehaletlerinden, yalanlama ve inkârlarından başka hiçbir amelleri yoktur.

“Yaptıkları zulümden ötürü o söz başlarına gelmiştir. Artık onlar konuşamazlar.” (Neml: 85)

Elbette ki böyle bir soruya susmaktan ve baş eğmekten başka verilecek cevap yoktur. Şimdi artık hiçbir gizlinin kendisine gizli kalmadığı Allah’a döndürülmüşlerdir.

•

Allah-u Teâlâ bu yalanlayıcıların ahiretteki âkıbetleri hakkında Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurmaktadır:

“Haydi yalanlamış olduğunuz azaba doğru gidin!” (Mürselât: 29)

İnkârınızın cezasına kavuşun. Yalanladığınız gerçekler ne kadar hakikat imiş!

Hesabı ikabı aslâ düşünmediler, inkârlarında ısrar edip durdular. İşte o pek müthiş azaba müstehak olanlar onlardır.

Zebaniler, ateşe girinceye kadar enselerine vururlar.

Şimdi artık girin oraya!

“Üç kola ayrılmış olan, fakat ne gölgelendiren ne de alevlerden koruyan bir gölgeye gidin!” (Mürselât: 30-31)

Alevler yükselip de üstünden dumanlar çıktığında onun şiddet ve kuvveti üç kola ayrılır. Bu dumanın gölgesi ne gerçek gölgeliktir, ne de kişiyi alevin kucağından korur. Bu cehennemî bir gölgedir, kızgın ve bunaltıcı bir gölgedir. Nefesleri keser, insanı ateşle dağlar. Alevli ateş bu gölgeden çok daha hayırlıdır. Bir gölge ki ateşin alazlamasından, alevlerinden korumuyor. Azap üstüne azap veriyor.

“O ateş öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibidir.” (Mürselât: 32)

O kıvılcımlar ulu saraylar gibi, dumanları da böyle olunca cehennemliklerin hâlinin ne olacağını bir düşün!

“Sanki o kıvılcımlar sarı sarı develer gibidir.” (Mürselât: 33)

Düşünmeli ki kıvılcımları böyle olan alevler ne kadar salgın olacaktır! Böyle üç çatallı bir gölgeye sığınmanın ne felâket olduğunu düşünmelidir.

“O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!” (Mürselât: 34)

Kendilerinden hiçbir azabı bertaraf edemeyeceklerdir.

İşte bu azgınların gideceği yer burasıdır. Binaenaleyh mülk O’nun, hüküm O’nundur.

Hüküm vermek Allah-u Teâlâ’ya mahsustur, sahtelere, makam ve mevki düşkünlerine, dinini dünyaya değiştirenlere âit değil.

Hakikat budur. Hüküm Allah-u Teâlâ’nın hükmüdür. Mahlûkun hükmü yoktur. O’nun emri haricindeki bütün söz ve davranışlar pislikten ibarettir. Pis konuşuyorsunuz, nefisle konuşuyorsunuz!

İyi bil ki seni denemek için gönderdi, sahneye koydu. Yarın çekecek ve seni ateşe koyacak ve o ateşte yakacak. Nefsini ilâh edinenleri kahredecek.

“O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!” (Mürselât: 47)

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |