Şerefli Bir Peygamber:

 

Müşrikler Muhammed Aleyhisselâm ve Kur’an-ı kerim hakkında dillerine gelen her şeyi söylemişlerdi.

Şayet o, Kur’an-ı kerim’e kendiliğinden bazı sözler karıştırmış olsaydı; Allah-u Teâlâ onu muâheze eder ve yeryüzünden alırdı.

Kur’an-ı kerim Muhammed Aleyhisselâm’ın getirdiği kesin bir sözdür. Bu söz âlemlerin Rabbinden indirildiği hâlde, Muhammed Aleyhisselâm’a izafe edilmiştir.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kur’an elbette şerefli bir peygamberin sözüdür.” (Hâkka: 38-39-40)

Bütün görülebilen ve görülmeyen, gizli veya açık her şey, olmuş ve olacak bütün işler üzerine yemin edilmektedir.

Her peygamber bir nurdur. Toprak onları çürütemez. Allah-u Teâlâ toprağa onları haram kılmıştır.

Resulullah Aleyhisselâm ise nurların nurudur. Aynı zamanda Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimiz’den her biri Resulullah Aleyhisselâm’ın alnındaki emanet nurunu taşıdıkları için ayrı bir şeref ve meziyete mazhar olmuşlardır. O nur alınlarının sağ tarafının köşesinde durur, alından alına geçer.

Allah-u Teâlâ bu Âyet-i kerime’sinde, onun ne kadar şerefli ve aziz olduğunu bize duyurmak için “Kur’an elbette şerefli bir peygamberin sözüdür.” buyurmuştur.

Allah-u Teâlâ şerefli bir peygamberin sözüdür diye vasıflandırdığına göre, artık burada mahlukun dimağı çalışmaz. Çünkü onu yaratan bizzat onu meth-ü sena ediyor. Burada mahlukun hükmü yoktur.

Ona bizzat o şerefi Hakk Celle ve Alâ Hazretleri bahşetmiş, beşeriyete Hakk ve hakikati duyurmak için Hazret-i Kur’an’ı ihsan buyurmuştur.

•

“O bir şâir sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!” (Hâkka: 41)

Kur’an-ı kerim’in beyanlarını tasdik etmiyorsunuz.

“Bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!” (Hâkka: 42)

Siz doğru düşünmek kabiliyetinden mahrum bulunuyorsunuz.

Allah-u Teâlâ burada ona şair ve kâhin diyenlere cevap veriyor ve onu lütfuyla yâd ediyor.

“Kur’an âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

Eğer o Peygamber, bize karşı bazı sözleri kendiliğinden uydurmuş olsaydı; elbette biz onu kuvvetle yakalardık, sonra da kalp damarını koparırdık. Sizden hiç kimse onu koruyamazdı.” (Hâkka: 43-44-45-46-47)

Nitekim bu Âyet-i kerime’lerde, bu sözleri kendinden uydurup katsaydı, onu muhakkak yok edeceğini beyan ediyor. Fakat o böyle bir şeyi hayalinden bile geçirmedi, ilâhi hükmü olduğu gibi tebliğ etti.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |