Allah Kelâmı:

 

Bir tek Âyet-i kerime’sini değiştirmeye kalkışan, ilâhî hükmü değiştirmek isteyen kimse; kendi nefsini ilâh edinmiş, arzularını hüküm yerine koymaya çalışmış, bunun için de küfre kaymıştır. Kesinlikle bilin ki bunlar kâfirdirler.

Bindörtyüz yıldan bu yana Kur’an-ı kerim’in bir benzeri ortaya konmamıştır, kıyamete kadar da beşer bundan âciz kalacaktır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“De ki: Yemin olsun eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini meydana getirmek için bir araya gelseler, birbirine yardım da etseler, imkânı yok onun benzerini getiremezler.” (İsrâ: 88)

Çünkü bu güç yetirilemeyecek bir iştir, onlar ise mahlûktur, acizdir. O Hakk’tan gelmiştir ve koruyucusu da bizzat Hazret-i Allah’tır. Münâfıklar ise güya halka kolaylık olsun diye ilâhi hükümleri kaldırmak ve Hazret-i Kur’an’ı tahrip ve tahrif etmek isterler. Bu Kur’an-ı kerim ilâhî’dir, Allah kelâmıdır. Hükümleri Allah-u Teâlâ koymuştur. Bu hükümleri kaldırmak isteyen kim olursa olsun kâfirdir.

Allah-u Teâlâ kıyamete kadar bütün insanlara ve cinlere hitap ederek şöyle buyuruyor:

“Yoksa Kur’an’ı kendisi mi uydurdu diyorlar? De ki, öyleyse haydi siz de onun benzeri on uydurulmuş sûre meydana getirin. İddiânızda samimi iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de yardıma çağırın.” (Hûd: 13)

Bu fermân-ı ilâhî ile Allah-u Teâlâ Kur’an-ı kerim’in i’câzını belirterek onlara karşı delili ortaya koymuştur. Bu delil kıyamet gününe kadar geçerliliğini sürdürecek, hiç kimse Kur’an-ı kerim’in bir benzerini getiremeyecektir.

“Yok eğer yardıma çağırdığınız kimseler size cevap veremedilerse, artık bilin ki Kur’an ancak Allah’ın ilmi ile indirilmiştir. O’ndan başka ilâh yoktur. Artık siz müslüman olmuyor musunuz?” (Hûd: 14)

Allah-u Teâlâ’nın bu hitâbından sonra Kelâmullah’a iman eden müslümandır, iman etmeyen de kâfirdir.

Kur’an-ı kerim’i inkâr ve itirazlar, nâzil olduğu zamanlarda başlamış, müşrikler aleyhte söylemedik hiçbir söz bırakmamışlardı. Sonraki asırlardan günümüze kadar gelen inkârcılar ise, Asr-ı saâdet müşriklerinin sözlerini tekrar edip durmaktan başka hiçbir şey yapmamışlardır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Kalpleri ne kadar da birbirine benzemiş.” (Bakara: 118)

Allah-u Teâlâ’nın bunca açık emir ve beyanları karşısında kâfirlerin kalpleri yekvücut olmuş, ilâhi hükümlere hep karşı çıkmak istiyorlar.

•

Cenâb-ı Vâcib’ül-vücud Hazretleri eşi-ortagi olmayan tek ve benzersiz olduğu gibi, Kelâm-i kadim’i de diğer söz ve kitaplara nisbetle eşsiz ve benzersizdir.

İlim ve kudret sahibi olan ve kâinatı hikmetlerle dolu olarak yaratan Hazret-i Allah, kullarını cehalet karanlığından kurtarmak için Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’a peygamberlik müddeti esnasında zaman zaman ve çeşitli vesilelerle, ilâhî bir nûr, ilâhi bir düstur ve bir ahlâk fermanı olan Kur’an-ı azimüşan’ı ihsan buyurmuştur.

Bütün kâinat cehalet, dalâlet, vahşet içinde yüzerken Hazret-i Allah, o an ve zamana göre hakikatı arzetmekle insanları tenvir etmiş, iman edenlerin dalâlet bataklığından çıkmasına vesile olmuştur. Hidayet nuruna kavuşanlar ebedî saâdet ve selameti bulmuşlardır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Bu Kur’an öyle bir kitaptır ki; Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yegâne galip ve övülmeye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.” (İbrahim: 1)

Bu Âyet-i kerime sözlerimizi teyid etmiş oluyor.

“Bu Kur’an insanlara açık bir tebliğdir.” (İbrahim: 52)

İnsanlara indirilmiş apaçık hükümlerdir.

“Bununla hem korkutulsunlar, hem Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler, hem de akl-ı selim sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar.” (İbrahim: 52)

Akl-ı selim sahiplerinin iyice düşünüp Allah-u Teâlâ’nın öğüdünü aldıktan sonra ebedî saâdet ve selamete kavuşmaları ve kurtuluşa ermeleri, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Teâlâ tarafından insanlara en büyük lütuftur.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |