Bismillahirrahmanirrahim

"Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Âl ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun."

Muhterem Okuyucularımız;

Mülkün asıl sahibi olan Allah-u Teâlâ, insanları yeryüzüne halife tayin etmiş ve onlara nimetlerini emanet olarak lütfetmiştir. Mal ve mülkün nesilden nesile kuşaktan kuşağa miras yolu ile geçtiği, herkesin bunlara vekil olarak bir süre sahip olduğu mâlumdur. Öyleyse mülk sahibinin, kendilerine verilen şeylerden bir kısmını infak etmesi gerekmektedir.

Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:

"Allah'a ve Resul'üne iman edin, sizden önce geçenlerin ardından Allah'ın size infak için yetki verdiği şeylerden sarfedin." (Hadîd: 7)

Kullarını nimet ve ikramla dener, mal ile, mevki ile tecrübe eder. Gerek rızık bolluğu, gerekse darlığı kul için imtihandır. Kulun Allah katındaki değeri dünya malı ile ölçülemez. Dünya malından herhangi bir şeyin verilmesi veya verilmemesi bir ceza değildir. Geniş rızıklı olmak üstün olmayı, rızkın darlığı da Allah-u Teâlâ'nın o kimseyi hakir kıldığını göstermez. Her iki hâlde de netice Allah-u Teâlâ'ya itaat noktasında düğümlenir. Mühim olan bu imtihanın neticesidir. Servet sahibi olunca zenginlik sebebiyle şükür mü edecek, yoksa nankörlük mü edecek? Fakir düşünce, fakirliğinden dolayı sabır mı edecek, yoksa isyan mı edecek?

Servetin sadece zenginler arasında dolaşmaması hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:

"Tâ ki (o mallar) içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın!" (Haşr: 7)

Fakirlerin elinde ondan bir şey bulunmazken, sadece zenginleriniz arasında dönüp durmasın, fakirler ondan mahrum kalmasın.

Bundan dolayıdır ki; Allah-u Teâlâ fâizi ve karaborsacılığı haram kılmıştır. Asıl maksat; her hak sahibine hakkını vermek, muhtaç olanların ihtiyaçlarını gidermektir. İslâmiyet birçok vesilelerle fakirlere yardım edilmesini teşvik etmiştir.

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'sinde:

"Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyunuz! Onlar doğru yoldadırlar." buyuruyor. (Yâsin: 21)

Günümüzdeki bölücüler dini dünyaya âlet ederek halkı kaz gibi soyuyorlar. Kimisi topluluk içinde utandıracak senet imza ettiriyorlar, evini, arabasını, parasını, elinde avucunda ne varsa alıyorlar. Kimisi talebeleri alet ederek zekât, öşür adı altında para, mahsul ne varsa topluyor, bunu her bölücü yapıyor, çünkü hepsi eğri yoldadır.

Bu din ve vatan bölücüleri Allah-u Teâlâ'nın emri olan zekâtı, öşürü, infâkı hem zorla topluyorlar, fakirin hakkını gasp ediyorlar, hem de aldıklarını da gerekli yerlere kullanmıyor, fakire ulaştırmıyorlar. Bu bölücüler, Cenâb-ı Hakk'ın muradı olan sosyal adalete mani oluyorlar, emanetleri kendi menfaatleri icabı kullanarak fakirin, ihtiyaç sahibi olanların hakkına el koymuş oluyorlar.

Zekâtları da topluyorlar, fakirin boğazından kesiyorlar. Ağzındaki lokmasını alıyorlar. Ve bunları da rahatça yiyorlar. Oysa zekâtın kime verileceğine dair Allah-u Teâlâ Tevbe sûresi 60. Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Sadakalar (zekâtlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur. Allah bilendir, hükmünde hikmet sahibidir." (Tevbe: 60)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:

"Malının zekâtını zekât düşmeyen kimseye veren, zekât vermemiş gibi olur." buyurmuşlardır. (Tirmizî)

Çok iyi bilinsin ki bu gibi kimselere zekât verenler soyulmuşlardır. Hazret-i Allah'ın indinde makbul değildir.

"Efendim verdim!" Hayır vermedin. Sen vermiş sayılmıyorsun, tekrar vereceksin!

Binaenaleyh; zekât verecek kimseler, yerini arayıp bulmaları gerekir.

•

Bu ay içerisinde idrak edilecek olan mübarek "Kadir Gecenizi" ve "Ramazan-ı Şerif Bayramı"nızı tebrik eder, tüm İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hakk'tan niyaz ederiz.

Baki esselâmü aleyküm, ve rahmetullah...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |