EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (199)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (3)

 

Haziran 2017
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 36-37

 

 

"Bâbu fî Beyânü'l-Müferridîn" (3)

 

Karanlıklardan aydınlığa çıkarak, geceleri gündüz yaparak emrettiğim şeyi üstün tutmakla; benim kendilerine hakkında tasdik etmeleri gerektiğini haber verdiğim şeylere karşı rağbet içinde olacaklardır. Benim katımdaki bir şey sayesinde yalnız ona rağbet ederek, karanlıklarından çıkıp kurtulmalarını engelleyen şeyleri terk edip bırakacaklardır. Nitekim sizin hevâlarınızın ve şehvetlerinizin terkibinde, sizin için dünyaya ve ona hükmedenlere arz edilenden daha fazlası vardır. Siz, daha fazlasını istediğinizde tamanız size elinizde olan şeyi de bıraktırır. Sizden birinize: "Elindeki bu dirhemi bırak; seneler boyu devam edecek dinarı tut!" denilse, bununla anılmaya değer hale gelebilmesi için iştiyakı çoğalıp, artık "sâdık"lığı üzerine almış olur ve denilir ki: "Dirhemi terk etmeyi elden bıraktıysan, dinarın yerini de [185b] içindeki itminân almış demektir. Bu nedenle bana karşı iştiyakın arttı, ben de sana bunu yerleştirdim. Bu dünya arzusu, dirhem arzusundan daha ağır basar. Ben işte onun sayesinde sana dirhem arzusunu öğrettim. Sizin dünyada çektiğiniz her mihnet, işte ancak size yapılan bu muamele nedeniyledir. Şehvetlerinizi bırakın ki, farklı kullar adına Arş'tan kalabalığa ulaşan bu şehvetlerden arta kalanlar da sizlere mahrem kılınmıştır. Allah'ın amelleriyle yarın Allah'a karşı üzerinize düşenleri yerine getirin, zira kullarının O'nunla O'na bu sığınışları bu rü'yet üzere gerçekleşir."

Nitekim onlar, kendilerine resm olunan taatle O'nun civarından O'na duâ ettikleri an ona icâbet eder.

Allah-u Teâlâ buyurur ki:

"İşte bu benim dosdoğru yolumdur, siz ona tâbi olun." (En'am: 153)

"İşte Rabb'inin dosdoğru yolu budur." (Hicr: 41)

O'nun takvâsı ile işlerinizi yola koyun, gerisingeri dönmekten korkun ve ateşten sakının. İtaati ve sevap arzularını öğrenin, tâ ki onu üzerinize alıp öğrenmekle kalplerinizi ilâhi huzurda tutmuş olasınız. O'na doğru koşasınız; masiyetten ve azâbın korkusundan kurtulup, kalplerinizi uyandırmak suretiyle O'nun huzuruna bağlayasınız ve O'ndan yana itibara kavuşasınız. Kalplerinizi ve nefislerinizi (benimle) meşgul edip ukbâlarınızdan dahi geçin; mağfiretin yegâne sahibi, sonsuz lütuf ve kerem kaynağı, kötülüklerden arıtan, iyilikleri kabul eden ve fenâlıkları affeden, vad ettiğinden tafsîl dahi edilemeyecek kadar ziyadesini bırakan, günahların bağışlayıcısı olan en yüce Hükümdar'a gelin!..

Onlardan biri, kat'î olarak en öne geçer ve etrafındakilerin üzerine O'nun öncüsü olur. O, yalnız O'nun işine iltifat eder ve ilahi adâleti ifşâ eder. Bir kul O'nun itaatine yanaşmayıp, ilahi tevfîk ve doğrultma sayesinde onun üzerindeki ilahi minneti kendisine alıp, evvelki masiyetine son vermediğinde, O bu nedenle onu helâk eder ve ilahi azâba müstehak eder. Kendi amellerine gark olup, onun hidayetine erenlerin amelleriyle ölçtüğü vakit, dünya ve âhiret nimetlerinden yana, O'nun üzerindeki nimetleri ile baş başa kalır; kendisiyle hiçbir alakası kalmaz. Artık hangi şey O'na verilen üstünlüğe ve ilahi rahmete yetişebilir?..

Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den bizim açıklamak istediğimiz şeye karşılık gelen haberler gelmiştir. Ebû'l-Fazl bin Muhammed el-Vâsıtî'nin Hişâm bin Hâlid ed-Dımeşkî'den, onun Abdullah bin Sâlih el-Musarrah'tan, onun Ebû Sinân el-Belhî'den, onun Abdullah bin Sâlih el-Mısrî'den, onun Süleyman bin Hazm'den, onun Muhammed ibnü'l-Münkedir'den, onun Câbir bin Abdullah -radiyallahu anhümâ-dan, onun ise Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den tahriç ettiği bir Hadis'te şöyle buyurulmuştur:

"Dostum Cibrîl yanımdan keskin bir sûrette çıkıp bana şöyle dedi:

'Yâ Muhammed! Seni Hakk ile gönderene yemin ederim ki; Allah kullarından bir kulunu [186a] genişliği beş yüz sene, uzunluğu otuz zirâda üçyüz zirâ, bahr-ı muhîtle her nahiyesi kırk bin fersah bir dağın başına oturtur ve onun için Allah, keskin bir mevkide insan parmaklarının genişliğinde keskin bir göz çıkartır. Onu dağın eteğinde arındırır. Çıkan her ağacı gece boyun eğdirip ona karşı eğiltir ve ona ondan yedirir. Sonra kendisine namaz kıldırır. Sonra Rabb'i, katındaki ecel vakti gelince onu [cesed] kabzasından secde eder halde nazikçe çekip çıkartır. Yeryüzü [halkı] ona bir şey yapamaz, hiçbir şey onun yolunu bozamaz. Tâ ki onu secde eder halde gönderinceye kadar. Biz, indiğimiz vakit onun tatlı suyunu içer; çıktığımız vakit susuz kalırız. Nihayetinde o, kıyamet günü gönderilerek Allah-u Teâlâ'nın huzurunda durur.

Rabb'i ona şöyle der:

– Ey kulum, rahmetimle cennete gir!..

O ise:

– Hayır, ben amelimle gireceğim! der.

Yine buyurur:

– Ey kulum, rahmetimle cennete gir!..

O yine:

– Hayır, ben amelimle gireceğim! der.

Tekrar buyurur:

– Ey kulum, rahmetimle cennete gir!..

Fakat o yine:

– Hayır, ben amelimle gireceğim yâ Rabb'i! der.

Bunun üzerine meleklere şöyle buyurur:

Benim onun üzerindeki nimetimle, kendi yaptığı amelini denk tutun! Zira [onda] beş yüz yıllık ibadeti ihata edecek göz nimeti vardır. Ben ona verdiğim üstün nimetlerimi [onun] cesedinden gizleyip korudum!..

Ona ise bu defa şöyle der:

– Ey kulum, o halde ateşe gir!..

O da şöyle nidâ eder:

– Rabb'im, rahmetinle beni cennetine koy!..

Ancak bu kez onu reddedip şöyle buyurur:

– Benim huzurum ondan daha yüksek ve daha yücedir!

Sonra ona hitâben buyurur ki:

– Ey kulum! Seni kim yarattı? Kendine âit hiçbir şeyin var mı?..

– Sen, yâ Rabb'i! der.

Yine buyurur ki:

– Bu benim aslî rahmetimden, senden çok daha önce gerçekleşmemiş miydi?..

Şöyle der:

– Elbette! Sırf Senin rahmetinle gerçekleşmişti…

Sonra şöyle buyurur:

– Sana beş yüz yıllık ibadete denk olan gücü kim verdi?..

Yine:

– Sen yâ Rabb'i! der.

Yine şöyle buyurur:

– Seni engin denizlerin ortasına koyan, tuzlu keskin sudan seni kurtaran, her karanlık gecenin ürpertisinden seni sıyırıp çıkaran kimdi? Senede bir kere çıkıp benden istemiştin; ben de senin [ruhunu] secde eder halde kabz etmiştim. Sana bunu yapan kimdi?..

– Sen yâ Rabb'i!.. diye cevap verir.

Bunun üzerine buyurur ki:

"İşte bu benim bir rahmetimdir. Rahmetimle seni cennete dahil eyledim. Ey kulum, gir cennete!..

Ey kulum, sen ne güzel bir kulsun!.."

Hiç şüphesiz eşya da aynı şekilde Allah'ın bir rahmetinden ibarettir.

(Devam edecek)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |